Yunanistan Haber

“Yunanistan’ın Üçüncü Taraflar Aracılığıyla Değil, Doğrudan Komşusuyla Konuşması Önemlidir”

“Üçüncü taraflar aracılığıyla değil, doğrudan komşunuzla konuşmanız önemlidir. Üçüncü tarafların kendi çıkarları vardır.”

“Üçüncü taraflar aracılığıyla değil, doğrudan komşunuzla konuşmanız önemlidir. Üçüncü tarafların kendi çıkarları vardır.”

Yunanistan’da “The American College of Greece” de Doçent öğretim görevlisi ve Antena1 televizyonunda uluslararası ilişkiler analisti olan Konstantinos Filis, bu yaz için Yunanistan ile Türkiye arasında dört senaryonun muhtemelen yaşanacağını ortaya döken bir yazıyı kaleme aldı.

Filis’in yazısında öne çıkan başlıklardan biri de, Yunanistan’ın Türkiye ile iletişim kanallarını ne pahasına olursa olsun açık tutması, gerekirse en kötü ihtimalde dahi üçüncü tarafları araya sokmadan doğrudan Türkiye ile konuşmasının önemine vurgu yapıyor.

Doçent Konstantinos Filis, “Şimdiki gibi uç noktada bulunan bir durumda, Atina diğer tarafla bazı açık kanalları sürdürmek zorundadır. Bu gibi durumlarda, üçüncü taraflar aracılığıyla değil, doğrudan komşunuzla konuşmanız önemlidir. Üçüncü tarafların kendi çıkarları vardır. Dolayısıyla Yunan pozisyonunun istenilen şekilde aktarılıp aktarılamayacağı hiç de kesin değil.” İfadelerini kullanıyor ve  Yunanistan’ın araya üçüncü tarafı katmadan doğrudan Türkiye ile konuşmasının önemine vurgu yapıyor.

Doçent Konstantinos Filis’in kaleme aldığı ilginç yazısı aynen aşağıdaki gibidir:

“Bu yaz için dört senaryo”

Erdoğan’ın Yunanca tweet’inin kanıtladığı gibi, blöf yapmadığını göstermek isteyen Türk rejiminin izlediği istikrarlı tırmanışa bakılırsa, bir Yunan-Türkiye krizinin gelişmesi için her biri birçok varyasyonu olan dört olası senaryo var.

Yabancı bir lider tarafından başka bir ülkenin dilinde paylaşımda bulunmak, genellikle bir doğal afet veya terör eylemine desteği ifade etmek için yapılır. Komşu bir ülkeyi, komşusunun talimatlarına uymazsa başına gelecekler konusunda uyaran bir tweet, başka durumlara zemin hazırlıyor.

En ılımlı senaryoda, Türk rejimi, göçmen akışlarına odaklanan kontrollü gerilimlerle birlikte kışkırtıcı söylemini sürdürecektir. Aynı zamanda Ankara, adaların silahsızlandırılmasında ısrar ederek ve egemenliğini sorgulayarak Yunanistan’a diplomatik baskı uygulamaya devam edecek.

Dolayısıyla Anlaşma imzaladığı ülkeleri söylediklerinin doğru olduğunu onaylamaya çağırarak sorunu uluslararasılaştırılmaya çalışabilir.

Orta senaryo ise, Oruç Reis – veya Oruç Reis’in kendisi bizzat – bir kez daha MEB’in belirlenmediği sınırsız alanlarda araştırma yapacak sismik bir araştırma gemisinin ortaya çıkmasıdır. Büyük olasılıkla hedef, Karpathos, Girit ve Kastelorizo (Kızılhisar) arasındaki üçgen. Oruç Reis’in 2020 yılında 82 günü boyunca bir dizi sismik veri toplamış olması gerektiğini de unutmayalım.

Aynı senaryoda, Yunan sularındaki Türk balıkçıların ayrılmayı reddettiklerini (komşu Türkiye’nin sularında olduklarını ileri sürerek) görebiliriz, bu da Yunan Sahil Güvenlik’in tepkisine yol açacaktır. Ayrıca Kıbrıs MEB’inde yüzen bir sondaj kulesinin ortaya çıktığını görebiliriz.

Örneğin hiçbir şey, Yunan adalarına artan akış nedeniyle iki ülkenin sahil güvenlikleri arasındaki gerilimi dışlamaz. Komşudaki seçimler öncesinde göçmenler olayının şiddetlenmesi mümkün.

Mesele, Tayyip Erdoğan’ın iktidarda kalma mücadelesinde karşılaştığı en büyük “dikenlerden” biri. Türkiye, 2023 yılına kadar en az 1 milyon Suriyeli mülteciden kurtulmak istiyor. Yani her gün yaklaşık 3 bin kişi Türkiye’yi terk etmek zorunda. Suriyeli mülteciler ya Suriye’ye ya da Avrupa’ya geri gönderilecek. Ancak Erdoğan, ülkedeki bu kadar mülteci ve bunların yarattığı siyasi ağırlıkla seçim yapamaz.

Üçüncü senaryo, öncekinden daha kötü senaryoda, Türkiye, Türkiye-Libya mutabakatını etkinleştirmeye çalışacak ve Trablus hükümeti tarafından Girit’in güneyinde sismik araştırmalar yapmaya çağrılacak. Aynı zamanda, göçmenlerin bir Türk sahil güvenlik görevlisi tarafından kayalık bir adaya götürüldüğünü ve oradan da arama kurtarma sorumluluğunun kendisine ait olduğunu savunarak Türkiye’nin kurtarmaya koştuğunu görebiliriz.

Böyle bir durumda, iki ülkenin Sahil Güvenlik’inin “didişmesi”, savaş gemilerinin katılımı olmadan bile daha ciddi bir şeye dönüşebilir. Buradaki bir alt senaryo, sismik bir gemi yerine Karpathos, Girit ve Kastelorizo (Kızılhisar) arasındaki üçgende yüzer bir sondaj kulesi göndermektir. Her zaman Türk yaklaşımına dayanan 2020 anketlerinden elde edilen verilerin toplanmasından sonra Ege’de sondaj zamanının geldiği mantığına dayanmaktadır.

Türk yüzer sondaj kuleleri Karadeniz’de faaliyette olduğundan ve Erdoğan bir gaz keşfini beklediğinden, seçime kadar faydalı olacak bir “kart”, ancak bir olasılık olmaya devam ettiği için gerçekleşmesi pek olası değil.

Üçüncü senaryoda, sadece tarafımıza bir kararlılık mesajı göndermek ve irademizi ve hazırlığımızı test etmek için bir adanın anlık olarak denizden veya havadan abluka altına alınması olabilir. Veya askeri tatbikatlarımızdan herhangi birinin yasaklanması daha küçük olasılıklar topluyor, çünkü hemen müdahale şansı en üst düzeye çıkıyor.

En kötü senaryoda, bir kayalığı işgal etme girişimini göreceğiz, burada iki taraf da tüm gerektirdikleriyle tam olarak müdahil olacak. Orada Türkiye artık pratikte şartlara meydan okuduğunu gösterecek ve baskıyı Yunanistan’a aktaracak ve Yunanistan da tepki vermek zorunda kalacak ve verilerle dinamik olarak tepki verecek.

Yukarıdaki senaryoların dördünde de havada da gerginliğin olacağı kesindir. Diğer bir ortak payda ise insan hatası veya provokasyon riskidir.

Tekrarlanan propaganda, Erdoğan’ın Miçotakis’e sürekli saldırıları, dün Van’da gerçekleştirilen etkinlikte yaptığı gibi “Yunanlılar, dedelerinin 100 yıl önce başına gelenler bunların da başına gelecek” uyarısı, Türk rejiminin oluşturduğu hava o kadar ki, bir işletmenin yöneticisinden Türk taksi şoförüne kadar komşudaki tabakalaşma Yunanistan’ın düşman olduğunu her gün duyuyor – havada veya denizde görev yapan birini hatayı yapmak için kolayca etkileyebilir.

“Tuzaktan nasıl kaçınabiliriz”

Yukarıdakiler, Erdoğan’ın sistemli ve bilinçli bir şekilde tuzak kurduğunu gösteriyor. Soru, Yunanistan’ın bunlara düşmekten nasıl kaçınacağı. Her şeyden önce Atina, Türk provokasyonunu uluslararasılaştırmayı her fırsatta seçen çok sakin bir ruh sergiliyor.

Yunanistan tepkisinin ikinci bileşeni kararlılık olmalıdır ki, Türkiye’ye Yunanistan ile macerayı seçmesi durumunda maliyetin dayanılmaz olacağını ya da en azından bunu yapmaya çalışacağımızı açıkça göstermeliyiz.

Ancak Yunanistan’ın hareket etmesi için birçok alanı var, bunlardan ilki ikili ilişkiler. Erdoğan tüm ikili iletişim kanallarını resmi olarak kesmeyi seçmiş olabilir, ancak radarın altında, diğer tarafla en basit bir teması bile sürdürmeye devam etmeliyiz. Evet, bu iletişim bir insan hatasını veya krize dönüşecek bir yanlış anlaşılmayı bizim istediğimiz gibi engelleyemeyebilir.

Ancak, şimdiki gibi uç noktada bulunan bir durumda, Atina diğer tarafla bazı açık kanalları sürdürmek zorundadır. Bu gibi durumlarda, üçüncü taraflar aracılığıyla değil, doğrudan komşunuzla konuşmanız önemlidir. Üçüncü tarafların kendi çıkarları vardır. Dolayısıyla Yunan pozisyonunun istenilen şekilde aktarılıp aktarılamayacağı hiç de kesin değil.

Bunun ötesinde müttefiklerimize, Yunanistan’ın tam olarak ne yapmak istediğini, Türkiye’den gelen gerilimin düzeyine bağlı olarak netleştirmesi gerekiyor. Örneğin, senaryo A’da Yunanistan bu önlemleri alacak, senaryo B’de diğerleri vb.

Böyle bir tercihin devamı, onların da ne kadar ileri gitmek istediklerini önceden bilmemizdir. Avrupa ve ABD’nin hangi senaryolara, nasıl tepki vereceğini bilmemiz çok önemli. Nasıl ki bir gerginliğin tırmanması durumunda ne yapmak istediğimizi ve onlardan ne beklediğimizi onlara bildireceğimiz gibi, niyetlerini açıkça net bir şekilde bilmek de önemlidir.

Son olarak, Türkiye ile sahip olmamız gereken doğrudan kanala ek olarak, ortaklarımız aracılığıyla Türk politikasını nasıl ve ne ölçüde etkileyebilecekleri konusunda fikir sahibi olmak da önemlidir.

Yunanistan’ın, daha fazla yüzleşmek zorunda olan Türkiye’nin aksine, yıllardır tek bir tehdide hazırlanıyor olması çok önemli. Bu anlamda daha iyi hazırlıklıyız. İşin operasyonel ayağına gelince, tabii ki de teyakkuzda olmalıyız, ancak bunu abartılara yol açmadan yapmak zorundayız.

Aynen Erdoğan’ın yarattığı ortam bir hataya yol açabileceği gibi, öylece bizim tarafımızda da, her seviyede dikkatli olmalıyız. Şu anki gibi durumlarda sinirlerin doğru yönetimi son derece önemlidir.

Böylece, Erdoğan ve Türk yetkililerin saldırgan zorbalığına ek olarak şunu göstermek için, Ankara’nın diyalogu baltalamak için elinden gelen her şeyi yapmasına rağmen, Yunanistan’ın komşularıyla diyalog isteyen normal bir ülke olmaya devam ettiğini göstermek, hem ortaklarımızı hem de Türkiye’yi sorumluluklarını yerine getirmek için mevcut krizden somut adımların atıldığı spesifik ve kapsamlı bir yol haritası önermek faydalı olacaktır.”

Haberin devamını oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Rastgele Haberler

Başa dön tuşu
EnglishGermanGreekTurkish