Yunanistan Haber

Dedeağaç’ta Türk Sürücüye Tokat Atıldı! Türk Turist İsteniyor Mu, İstenmiyor Mu?

Bir yanda Türk ziyaretçilerin alışverişiyle sevinen esnaf, diğer yanda “Türkler Dedeağaç’ı istila etti” söylemiyle ortamı geren çevreler…

Bir yanda Türk ziyaretçilerin alışverişiyle sevinen esnaf, diğer yanda “Türkler Dedeağaç’ı istila etti” söylemiyle ortamı geren çevreler…

Komşuluk ilişkilerine gölge düşüren olaylar artık görmezden gelinemez. Doğu Makedonya-Trakya Bölge yönetimi ve esnaf temsilcileri bu çelişkiye bir cevap vermeli: Türk turistler Dedeağaç’ta gerçekten isteniyor mu?

Batı Trakya’nın Dedeağaç kent merkezinde Cumartesi günü yaşanan bir trafik tartışmasının fiziksel saldırıya dönüşmesi, yalnızca iki sürücü arasında yaşanan bir olay olarak değerlendirilmemeli. Bir Türk sürücünün, Yunan bir motosikletlinin yolcu koltuğundaki kişi tarafından tokatlandığı iddiası, son aylarda Türk ziyaretçilerin kentteki varlığı üzerinden yürütülen tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Olayda, kent merkezindeki küçük çaplı trafik kazasının ardından taraflar arasında gerginlik yaşandı. İddiaya göre, Yunan motosikletlinin arkasında bulunan kişi Türk sürücüye tokat attı. Olay sırasında Türk sürücünün eşinin de yanında bulunduğu, yaşananların çevredeki vatandaşlarda şaşkınlık ve tedirginlik yarattığı bildirildi. Polis ekiplerinin olay yerine gelerek müdahalede bulunduğu aktarıldı.

Olayı gerçekleştirdiği öne sürülen kişinin, Meriç bölgesindeki bir Belediye Başkanıyla akrabalık ilişkisi bulunduğu da haberde yer alan iddialar arasında. Bu iddianın doğruluğu ve olayın hukuki boyutu yetkili makamların açıklamalarıyla netleşmeli. Ancak bütün bu ayrıntılardan bağımsız olarak ortada cevap bekleyen ciddi bir soru var: Bir trafik tartışması, neden fiziksel şiddete dönüşüyor?

Önce Türkler geliyor diye şikâyet, sonra kasalar doluyor diye sevinç!

Dedeağaç son aylarda Türkiye’den gelen ziyaretçilerin yoğun ilgisini çekiyor. Üstelik bu hareketlilik artık yalnızca hafta sonlarıyla sınırlı kalmıyor. Türk vatandaşları hafta içi, hatta iş günlerinde de kente gelerek alışveriş yapıyor, restoranlarda yemek yiyor, kafelerde vakit geçiriyor ve yerel ekonomiye katkıda bulunuyor.

Bu tablo, doğal olarak kentteki çok sayıda esnafı memnun ediyor. Yazar kasalarda daha önce alışık olunmayan ciroların görülmesi, ticari hareketliliğin artması ve müşteri sayısının yükselmesi, sınırın iki yakası arasındaki ekonomik ilişkilerin somut sonuçları arasında.

Peki, bütün bunlar yaşanırken neden bazı çevrelerden farklı sesler yükseliyor?

Bir tarafta Türk vatandaşlarının Dedeağaç’ta ev satın almasından rahatsızlık duyulduğu, bazı çevrelerde kiliselerin Türk alıcılara mülk satmaması yönünde uyarılar yapıldığı ve “Türkler Dedeağaç’ı istila etti” şeklinde söylemler her geçen gün artıyor. Diğer tarafta ise Türk ziyaretçilerin alışverişinden ve kent ekonomisine sağladığı katkıdan memnuniyet duyuluyor.

İşte asıl çelişki tam da burada başlıyor.

Türk müşterinin alışveriş yaparken baş tacı, mülk satın alırken istenmeyen kişi, trafikte ise hedef hâline gelmesi mi bekleniyor?

Elbette bir kentte gayrimenkul alımına ilişkin tartışmalar, trafik sorunları veya turizmin getirdiği yoğunluk konuşulabilir. Bunlar her toplumda ele alınabilecek konulardır. Ancak çözüm; insanları milliyetleri üzerinden hedef göstermek, düşmanlık duygularını beslemek veya bireysel anlaşmazlıkların şiddete dönüşmesine göz yummak değildir.

Bir trafik kazasında kusurlu olmak, hiç kimseye başka bir kişiye tokat atma hakkı vermez. Hele ki olayın taraflarından birinin Türk olması, meseleyi sıradan bir trafik tartışmasının ötesine taşıyan toplumsal gerilimlerin varlığı konusunda daha dikkatli olunmasını gerektirir.

İki komşu ülke yakınlaşırken kim, neyi zehirliyor?

Türkiye ile Yunanistan arasında son dönemde geliştirilmeye çalışılan diyalog ve iş birliği ortamının korunması, yalnızca Ankara ve Atina’daki yöneticilerin açıklamalarına bağlı değil. İki ülke halklarının birbirine yaklaşması, sınırın öte tarafına yönelik önyargıların azalması ve günlük hayatta kurulan ilişkilerin güçlenmesi de bu sürecin önemli bir parçası.

Dedeağaç bunun için önemli bir örnek. Türkiye’den gelen ziyaretçilerin kentteki esnafla kurduğu ticari ilişki, karşılıklı güvenin ve ekonomik iş birliğinin gelişmesine katkı sağlayabilir. Bu hareketlilik, doğru yönetildiğinde her iki tarafın da yararına sonuçlar doğurabilir.

Ancak bir yandan Türk ziyaretçilerin kente gelmesinden ekonomik kazanç sağlanırken diğer yandan onları hedef alan söylemlerin yaygınlaşması, komşuluk ilişkilerine zarar verme riski taşıyor.

Kimse Dedeağaç esnafından Türk müşterilerine özel bir ayrıcalık tanımasını istemiyor. Beklenti çok daha basit: Her müşteriye eşit davranılması, her ziyaretçinin güvenliğinin korunması ve hiç kimsenin milliyeti nedeniyle hedef hâline getirilmemesi.

Türk plakalı araçlara yönelik uygulamalar da sorgulanmalı

Dedeağaç’ta gündeme gelen bir başka konu da Türk plakalı araçlara yönelik park cezaları ve araç plakalarının sökülmesiyle ilgili şikâyetler.

Türk ziyaretçiler arasında, özellikle park yeri ve trafik kuralları gerekçe gösterilerek kendilerine haksız işlem uygulandığı yönünde şikâyetler dile getiriliyor. Bazı araç plakalarının söküldüğüne ilişkin iddialar da bu tartışmanın bir parçası.

Burada önemli olan, her cezayı peşinen haksız ilan etmek değil. Trafik kuralları herkese eşit uygulanmalı; ihlaller varsa gerekli işlemler yapılmalı. Fakat aynı kuralların Türk ve Yunan plakalı araçlara farklı biçimde uygulandığı yönünde bir algı oluşuyorsa, yetkili makamların bu iddiaları açıklığa kavuşturması gerekir.

Yunan polisi açısından da mesele yalnızca trafik düzeninin sağlanması değil, uygulamaların tarafsızlığına ilişkin kamuoyu güveninin korunmasıdır. Haklı bir cezanın bile ayrımcılık şüphesi doğuracak biçimde algılanması, iki toplum arasındaki güvene zarar verebilir.

Topsidis ve esnaf odaları artık sessiz kalmamalı

Doğu Makedonya ve Trakya Bölge Başkanı Hristodulos Topsidis başta olmak üzere, bölgedeki ticaret ve esnaf odalarının başkanları bu konuyu gündemlerine almalı.

Dedeağaç’ın ekonomik geleceği açısından Türk ziyaretçilerin önemi ortadayken, kentteki ticari hareketliliği besleyen bu ilişkinin hangi koşullarda sürdürülebileceği açık biçimde ele alınmalı. Türk ziyaretçilere yönelik şikâyetler, ayrımcılık iddiaları, trafik uygulamaları ve son yaşanan fiziksel saldırı iddiası birlikte değerlendirilmeli.

Öncelikle cumartesi günü yaşanan olayın bütün yönleriyle aydınlatılması, sorumluların hukuk çerçevesinde değerlendirilmesi ve benzer olayların tekrarlanmaması için gerekli önlemlerin alınması gerekiyor.

Bunun yanında, Türk ziyaretçilere yönelik dışlayıcı söylemlerin kentin ticari çıkarlarına ve toplumsal huzuruna nasıl zarar verebileceği de tartışılmalı. Çünkü bir kentin ekonomik başarısı yalnızca kaç turistin geldiğiyle değil, o turistlerin kendilerini ne kadar güvende ve hoş karşılanmış hissettikleriyle de ölçülür.

Artık açık bir cevap gerekiyor!

Dedeağaç’ta mesele, Türk vatandaşlarının gelip gelmemesi değil; gelen ziyaretçilerin hangi anlayışla karşılanacağıdır.

Türk ziyaretçilerin alışverişinden, restoranlarda harcama yapmasından ve kente ekonomik canlılık kazandırmasından memnuniyet duyuluyorsa, bu memnuniyet sözde kalmamalı. Aynı ziyaretçiler önyargılarla karşılaşıyor, milliyetleri nedeniyle hedef gösterildiklerini düşünüyor veya güvenliklerinden endişe ediyorlarsa, ortada çözülmesi gereken ciddi bir sorun var demektir.

Komşuluk, yalnızca iyi günlerde söylenen güzel sözlerden ibaret değildir. Asıl sınav, anlaşmazlıklar yaşandığında hukuka, eşitliğe ve karşılıklı saygıya bağlı kalabilmektir.

Dedeağaç’ın esnafı Türk müşterilerini istiyorsa, bu talebin kentteki herkes tarafından aynı şekilde karşılanmasını beklemek gerçekçi olmayabilir. Ancak hiç kimsenin Türk ziyaretçilere düşmanlık beslemesini, onları topluca hedef göstermesini veya şiddeti normalleştirmesini kabul etmek de mümkün değildir.

Şimdi Doğu Makedonya ve Trakya Bölge Yönetimi’ne, esnaf ve ticaret odalarına düşen görev, bu çelişkiyi görmezden gelmek değil, açıkça ele almaktır.

Soruyu artık dolandırmadan sormanın zamanı geldi:

Türk turistler Dedeağaç’ta isteniyor mu, istenmiyor mu?

Eğer isteniyorsa, onların güvenliğini ve eşit muamele görmesini sağlayacak bir anlayış ortaya konulmalı. İstenmiyorsa da ekonomik kazanç söz konusu olduğunda başka, toplumsal söylemlerde başka bir tutum sergilemenin yarattığı çelişkiyle yüzleşilmeli.

Çünkü komşuluk ilişkilerini geliştirmek emek ister; onları zehirlemek ise bazen tek bir tokat, tek bir ayrımcı söz veya görmezden gelinen tek bir haksızlıkla mümkün olabilir.

Dedeağaç’ın geleceği, hangi yolu seçeceğine bağlı.

Haberin devamını oku

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu