Editörün YazılarıYunanistan Haber

Doğu Akdeniz’de Türkiye’siz Yeni Gaz Koridoru Mu Kuruluyor?

Doğu Akdeniz’de yeni enerji denkleminde “Sanal EastMed” ile Türkiye’siz gaz koridoru mu kuruluyor?

Doğu Akdeniz’de yeni enerji denkleminde “Sanal EastMed” ile Türkiye’siz gaz koridoru mu kuruluyor?

Güney Kıbrıs, Mısır ve Yunanistan, Doğu Akdeniz’deki doğal gaz kaynaklarını Mısır’ın mevcut LNG tesisleri üzerinden Avrupa pazarına ulaştırmak için iş birliğini hızlandırıyor.

İsrail gazının da Mısır üzerinden Avrupa’ya taşınabildiği bu sistem, deniz altından binlerce kilometrelik yeni bir boru hattına duyulan ihtiyacı azaltabilir. Atina’daki enerji temasları ile Kahire’deki üçlü savunma toplantısının aynı döneme denk gelmesi ise bölgedeki enerji ve güvenlik ilişkilerini yeniden gündeme taşıyor. Peki, “Sanal EastMed” gerçekten yeni bir proje mi ve Türkiye bu denklemde nerede duruyor?

Atina ve Kahire’den peş peşe mesajlar

Doğu Akdeniz’de enerji alanındaki gelişmeler, Ekim 2026 itibarıyla yeni bir aşamaya giriyor. Güney Kıbrıs’ın doğal gaz kaynaklarının değerlendirilmesi, Mısır’ın mevcut işleme ve sıvılaştırma tesislerinden yararlanılması ve Yunanistan’ın Avrupa’ya uzanan doğal gaz şebekelerinin kullanılması yönündeki çalışmalar hız kazanıyor.

6-7 Ekim tarihlerinde Atina’da düzenlenen Doğu Akdeniz Gaz Forumu (EMGF) kapsamındaki üst düzey toplantılarda Mısır, Güney Kıbrıs ve Yunanistan’ın enerji bakanları bir araya geldi. Görüşmelerde, bölgedeki doğal gaz kaynaklarının geliştirilmesi, mevcut altyapıya bağlanması ve Avrupa pazarlarına ulaştırılması ele alındı.

Mısır Petrol ve Maden Kaynakları Bakanlığı da 7 Ekim’de yaptığı açıklamada, Güney Kıbrıs’ın doğal gaz kaynaklarının Mısır’ın entegre altyapısı üzerinden değerlendirilmesini hızlandırmaya yönelik temasları doğruladı.

Bu gelişmeler, kamuoyunda “Sanal EastMed” olarak adlandırılan modelin neden yeniden gündeme geldiğini açıklıyor. Ancak burada önemli bir ayrım var: “Sanal EastMed”, tek bir resmî ve bütünüyle kararlaştırılmış boru hattı projesinden ziyade, mevcut boru hatları, LNG tesisleri, tanker taşımacılığı ve Avrupa’daki gaz şebekelerinden yararlanılmasına dayanan bir enerji güzergâhı yaklaşımını ifade ediyor.

Sanal EastMed nasıl çalışacak?

İlk EastMed projesinin temel fikri, Doğu Akdeniz’deki doğal gazı uzun bir deniz altı boru hattıyla Yunanistan’a ve oradan Avrupa’ya taşımaktı. Ancak yüksek yatırım maliyeti, derin deniz koşulları, teknik zorluklar ve ticari belirsizlikler, bu seçeneğin önündeki önemli engeller oldu.

Alternatif modelde ise bütün güzergâh boyunca yeni bir boru hattı inşa etmek yerine, doğal gazın daha kısa bağlantılarla Mısır’daki mevcut tesislere ulaştırılması öne çıkıyor.

Sistemin işleyişi üç aşamada özetlenebilir:

Güney Kıbrıs açıklarındaki doğal gaz sahalarında üretimin geliştirilmesi; ayrıca İsrail’in mevcut gaz üretiminin Mısır’a ihracatının sürdürülmesi.

Gazın uygun boru hatlarıyla Mısır’a ulaştırılması, işlenmesi ve LNG tesislerinde sıvılaştırılması.

LNG’nin gemilerle Avrupa limanlarına götürülmesi, yeniden gazlaştırılması ve mevcut şebekeler üzerinden tüketim pazarlarına dağıtılması.

Bu model, gazın tek bir sabit güzergâha bağlanması yerine, ticari koşullara ve talebe göre farklı pazarlara yönlendirilebilmesini de sağlayabilir. Bununla birlikte, her gaz sahasının bağlantı anlaşmaları, üretim kapasitesi, yatırım kararları ve teslimat sözleşmeleri ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Güney Kıbrıs’ın Kronos ve Afrodit sahaları neden önemli?

Planın somut tarafını, Güney Kıbrıs’ın henüz tam anlamıyla ticarileştirilmemiş doğal gaz kaynakları oluşturuyor.

Kronos sahası için önemli bir gelişme 28 Temmuz 2026’da yaşandı. Mısır’ın resmî açıklamasına göre Eni ve TotalEnergies, sahanın geliştirilmesi için nihai yatırım kararına ulaştı. İlk üretimin 2028’de başlaması hedefleniyor. Gazın Mısır’a ulaştırılması ve burada LNG’ye dönüştürülerek Avrupa pazarlarına gönderilmesi öngörülüyor.

Afrodit sahasının takvimi ise farklı. Güney Kıbrıs’ın açıklamalarına göre saha için nihai yatırım kararının 2027’de alınması, üretimin ise 2030’ların başında başlaması hedefleniyor. Planlanan model, doğal gazın Mısır’a taşınmasını ve buradaki altyapıdan yararlanılmasını içeriyor.

Dolayısıyla iki sahayı aynı aşamada değerlendirmek doğru olmaz. Kronos için yatırım kararı alınmışken Afrodit için süreç henüz aynı noktaya ulaşmış değil.

Bu ayrım, “Sanal EastMed”in yalnızca siyasi açıklamalardan ibaret olmadığını, ancak bütün unsurlarının da henüz tamamlanmadığını gösteriyor.

İsrail de aynı güzergâhın parçası mı?

İsrail, Doğu Akdeniz’deki doğal gaz ticaretinin zaten önemli aktörlerinden biri. İsrail gazının Mısır’a taşınması ve Mısır’ın gaz işleme ve LNG altyapısından yararlanılması, bölgesel enerji ticaretinin mevcut unsurları arasında yer alıyor.

Bu nedenle İsrail gazının da Mısır üzerinden Avrupa pazarlarına ulaşması teknik ve ticari açıdan mümkün bir seçenek. Ancak İsrail’in gaz ihracatı ile Güney Kıbrıs’ın Kronos ve Afrodit sahalarının geliştirilmesi aynı proje olarak değerlendirilmemeli. Bunlar farklı üreticilere, anlaşmalara ve altyapı düzenlemelerine dayanıyor.

İsrail, Güney Kıbrıs, Mısır ve Yunanistan’ın enerji ilişkilerinin birbirini tamamlaması, Doğu Akdeniz’de daha geniş bir gaz ticareti ağının oluşmasına zemin hazırlayabilir. Bununla birlikte, dört ülkenin bütün gaz kaynaklarını tek bir sistem altında birleştiren, kesinleşmiş ortak bir proje bulunduğunu söylemek için yeterli dayanak yok.

Yunanistan neden kilit ülke olmak istiyor?

Yunanistan açısından hedef, yalnızca doğal gaz satın almak veya LNG ithal etmek değil. Ülke, mevcut ve planlanan altyapısını kullanarak Güneydoğu Avrupa ile Orta Avrupa’ya gaz ulaştıran bir geçiş ve dağıtım merkezi olmayı amaçlıyor.

LNG terminalleri ve bağlantılı doğal gaz şebekeleri bu stratejinin temel unsurları. Mısır’dan gelen LNG’nin Yunanistan’da yeniden gazlaştırılması ve uygun bağlantılar üzerinden diğer Avrupa pazarlarına gönderilmesi, bu hedefi destekleyebilir.

Ancak burada da ticari koşullar belirleyici olacak. LNG’nin maliyeti, taşıma ücretleri, Avrupa’daki talep, terminal kapasiteleri ve rakip tedarikçilerle fiyat rekabeti, güzergâhın ne ölçüde kullanılacağını belirleyecek.

Başka bir ifadeyle, Yunanistan’ın coğrafi konumu tek başına bir enerji merkezi olmasını garanti etmiyor; altyapının ekonomik ve sürekli biçimde kullanılması gerekiyor.

Enerji iş birliği savunma boyutuna da taşınıyor

Enerji alanındaki temasların yanı sıra Yunanistan, Güney Kıbrıs ve Mısır arasında savunma iş birliği de ilerliyor.

Üç ülkenin savunma bakanları, 22 Eylül 2026’da Kahire’de altıncı üçlü toplantılarını gerçekleştirdi. Yunanistan Savunma Bakanlığının yayımladığı ortak açıklamada, silahlı kuvvetler arasındaki koordinasyonun geliştirilmesi, ortak tatbikatlar, eğitim faaliyetleri, operasyonel uyum ve bölgesel güvenlik konuları öne çıktı. Açıklamada, ortak tehditlere karşı hızlı ve eşgüdümlü hareket etme kapasitesinin geliştirilmesine de vurgu yapıldı.

Bu gelişme, üç ülke arasındaki ilişkilerin yalnızca enerji ve ticaretle sınırlı kalmadığını gösteriyor. Ancak ortak açıklama, üç ülke arasında NATO benzeri otomatik bir askerî müdahale yükümlülüğü bulunduğu anlamına gelmiyor.

Enerji tesislerinin, deniz ulaşım yollarının ve açık deniz üretim sahalarının güvenliği, ekonomik çıkarlarla güvenlik politikalarının kesiştiği alanlardan biri. Dolayısıyla enerji alanındaki yakınlaşmanın savunma koordinasyonuyla birlikte ilerlemesi stratejik açıdan önem taşıyor; fakat bu iki sürecin tek bir anlaşmanın parçaları olduğu varsayılmamalı.

Türkiye neden bu tablonun dışında kalıyor?

“Sanal EastMed” tartışmasının Türkiye açısından en dikkat çekici yönü, gazın Mısır üzerinden Avrupa’ya ulaştırılmasının Türkiye topraklarından geçecek yeni bir ana boru hattına ihtiyaç duymadan gerçekleştirilebilmesi.

Türkiye, coğrafi konumu ve mevcut enerji altyapısıyla Avrupa’ya doğal gaz ulaştırılmasında önemli bir güzergâh. Bununla birlikte, Mısır’daki LNG tesisleri üzerinden deniz yoluyla Avrupa’ya ulaşan bir model, Türkiye üzerinden geçişi zorunlu kılmıyor.

Bu durumun jeopolitik sonucu, Türkiye’nin enerji geçişindeki rolünün bazı projeler açısından alternatif bir güzergâhla karşılanabilmesi olabilir. Fakat buradan hareketle söz konusu modelin tek amacının Türkiye’yi dışlamak olduğu sonucuna varmak doğru olmaz. Mısır’ın mevcut altyapısından yararlanmak, yeni bir boru hattının yüksek maliyetinden kaçınmak ve gazı farklı pazarlara yönlendirebilmek de modelin ekonomik gerekçeleri arasında.

Bununla birlikte, enerji güzergâhları siyasi tercihlerden bağımsız değil. Bir ülkenin transit ülke olarak taşıdığı önem, yalnızca coğrafi konumuna değil, tedarikçilerin ve alıcıların hangi güzergâhı seçtiğine de bağlı.

Türkiye açısından mesele bu nedenle yalnızca boru hattının nereden geçeceği değil; Doğu Akdeniz’deki enerji üretimi, deniz yetki alanları, bölgesel iş birliği ve Avrupa pazarlarına erişim tartışmalarında nasıl bir konum alacağıdır.

Peki, bu yeni bir ittifak mı?

Ortaya çıkan tablo, Güney Kıbrıs, Mısır ve Yunanistan arasında enerji alanında daha somut bir iş birliğine yöneldiğini gösteriyor. İsrail’in mevcut gaz ihracatının da hesaba katılmasıyla, Doğu Akdeniz’den Avrupa’ya uzanan daha geniş bir ticaret ağının gelişmesi mümkün.

Ancak enerji ortaklığı ile askerî ittifak aynı şey değil. Üçlü savunma toplantıları, ülkeler arasında güvenlik alanındaki koordinasyonun güçlendiğini ortaya koyuyor; enerji temasları ise doğal gaz kaynaklarının ticari olarak değerlendirilmesine odaklanıyor. Bu süreçlerin birbirini desteklemesi mümkün olsa da, aralarında otomatik bir askerî taahhüt bulunduğuna dair bir sonuç çıkarılamaz.

Ayrıca Mısır, yalnızca diğer ülkelerin doğal gazını Avrupa’ya taşıyan bir geçiş noktası değil. Kendi gaz üretimi, tüketimi ve enerji altyapısıyla ekonomik çıkarlarını gözeten bağımsız bir aktör. Bu nedenle Kahire’nin tercihleri, bölgesel iş birliğinin geleceğinde belirleyici olacak.

Asıl mücadele güzergâhlar ve pazarlar üzerinde

Doğu Akdeniz’deki gelişmeler, enerji rekabetinin yalnızca yeni rezervler bulmakla sınırlı olmadığını gösteriyor. Gazı hangi altyapıyla işleyeceğiniz, hangi limandan sevk edeceğiniz, hangi pazara satacağınız ve hangi ülkelerle güvenlik koordinasyonu kuracağınız da en az rezervlerin kendisi kadar önemli.

“Sanal EastMed” yaklaşımı, uzun bir deniz altı boru hattı yerine Mısır’ın mevcut tesislerinden ve LNG taşımacılığından yararlanarak Doğu Akdeniz gazını Avrupa’ya ulaştırma seçeneğini öne çıkarıyor. Kronos sahasındaki yatırım kararı ve Atina’daki üçlü enerji temasları, bu yaklaşımın somut gelişmelerle desteklendiğini gösteriyor.

Bunun Türkiye açısından doğurabileceği sonuçlar dikkatle izlenmeli. Türkiye’nin devre dışı bırakıldığı kesinleşmiş, bütün unsurları tamamlanmış bir enerji ittifakından söz etmek için henüz erken olsa da Türkiye üzerinden geçmeyen alternatif güzergâhların geliştirilmesi, bölgesel enerji rekabetinin önemli başlıklarından biri olmaya devam edecek.

Doğu Akdeniz’de önümüzdeki dönemin belirleyici sorusu şu: Bölgedeki ülkeler doğal gaz kaynaklarını ekonomik iş birliği ve karşılıklı bağımlılık temelinde mi değerlendirecek, yoksa enerji güzergâhları siyasi ve stratejik rekabetin bir aracı olarak mı öne çıkacak? Verilecek yanıt, yalnızca gaz ticaretini değil, bölgedeki güç ilişkilerinin geleceğini de etkileyecek.

İlhan TAHSİN

Haberin devamını oku

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu