Batı TrakyaBatı Trakya HaberEditörün Yazıları

İstanbul’a Ruhban Okulu Çıkarması Yapanlar, Batı Trakya’yı Mahkeme Koridorlarında Boğuyor!

Atina’nın Batılı Maskesi Fener’de Düştü: İstanbul’a Ruhban Okulu Çıkarması Yapanlar, Batı Trakya’yı Mahkeme Koridorlarında Boğuyor!

Atina’nın Batılı Maskesi Fener’de Düştü: İstanbul’a Ruhban Okulu Çıkarması Yapanlar, Batı Trakya’yı Mahkeme Koridorlarında Boğuyor!

Atina merkezli Yunan Haber Ajansı (APE-MPE) muhabiri İlias Palialeksis’in İstanbul’dan geçtiği geniş çaplı haber, Yunanistan’ın uluslararası kamuoyunu aldatmak için kullandığı iki yüzlü azınlık politikasını bir kez daha en çıplak haliyle gözler önüne serdi.

Atina’dan ve Kıbrıs Rum kesiminden yola çıkan; aralarında Atina Günlük Gazete Yazarları Birliği (ESIEA), Yunanistan Gazeteciler Sendikaları Federasyonu (POESY), Periyodik Basın Gazetecileri Birliği (ESPIT) ve Güney Kıbrıs Gazeteciler Birliği başkanlarının da bulunduğu elit bir medya ordusu, İstanbul’a adeta bir çıkarma yaptı.

Fener Rum Patrikhanesi’nin avlularında ağırlanan bu heyet, Fener Rum Patriği Bartholomeos’un ağzından çıkan “barış, diyalog ve Heybeliada Ruhban Okulu’nun (Halki) açılması” müjdelerini büyük bir zafer gibi dünya medyasına servis etti.

Ancak bu parlatılmış manşetlerin hemen arkasında, Atina’nın Batı Trakya Türk Azınlığı’na yönelik bitmek bilmeyen nefreti ve hukuksuzluğu gizleniyor. Yunan basını ve siyasileri İstanbul’daki Rum azınlığın dini özgürlükleri için feryat figan ederken, tam da aynı günlerde Batı Trakya Türk Azınlığı adalet namına tam bir yıkım yaşadı.

Daha dün, İskeçe’deki tarihi Çınar Camii davasında yargılanan 4 soydaşımız, hiçbir hukuki temeli olmayan, tamamen siyasi baskılarla kurgulanmış 14 saatlik bir yargılama neticesinde 17’şer ay hapis cezasına çarptırıldı. İstanbul’da “hukuk, insan hakları ve hoşgörü” arayan Yunan gazetecileri, kendi ülkelerinde mahkeme koridorlarında süründürülen, ibadethanelerine pranga vurulmak istenen Türk azınlığın çığlığına karşı ise kulaklarını tıkadı, kalemlerini kırdı. Mahkeme önüne dahi gelmediler gelemediler. Çünkü Atina’daki patronları öyle istedi. Olayın gizlenmesi emri verilmiş olacak ki İstanbul’a gidenler İskeçe’ye gelemediler!

Ankara’da Maske, İstanbul’da Şov, Batı Trakya’da Zulüm!

Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesiminin gazete cemiyeti başkanlarından oluşan bu heyetin İstanbul ziyareti, alelade ya da tesadüfi bir gezi değildir. Bu ziyaretin arkasında, uluslararası kamuoyunu aldatmaya yönelik planlı bir medya operasyonu ve algı yönetimi yatmaktadır. Bu heyet, Fener’e gelmeden hemen önce Ankara’da düzenlenen Avrupa Gazeteciler Federasyonu (EFJ) Genel Kurulu’na katılmıştı. Ankara’daki uluslararası kongrede kürsülere çıkıp “basın özgürlüğü”, “insan hakları”, “demokrasi” ve “dayanışma” üzerine mangalda kül bırakmayan Rum gazeteciler, Ankara’daki bu resmi toplantıyı kendilerine bir meşruiyet kılıfı yaparak hemen ardından İstanbul’a geçtiler.

Amaç, Fener Rum Patriği Bartholomeos’un geçtiğimiz günlerde Ankara’da Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmenin hemen ardından sıcağı sıcağına bir diplomasi şovu üretmek ve Heybeliada Ruhban Okulu konusunu “Yunanistan’ın haklı mücadelesi” olarak dünya medyasına pompalamaktı.

İşte Atina’nın maskesi tam bu noktada düşmektedir: Ankara’daki kongrede güya insan hakları savunucusu kesilen, İstanbul’da ise din özgürlüğü çığırtkanlığı yapan bu elit gazeteci ordusu, kendi ülkelerinde (İskeçe’de) 4 Türk soydaşımızın haksız yere hapse mahkum edilmesini tek bir satır bile yazmamış, tam anlamıyla hasıraltı etmiştir. Bu hain bağlantı, Yunan medyasının kendi ülkesindeki faşizan baskıları gizlemek için nasıl bir illüzyon yarattığını açıkça kanıtlamaktadır.

Patrik Bartholomeos Atina Heyetine Ne Mesajlar Verdi?

Fener Rum Patrikhanesi’nin tarihi binasında gerçekleşen kabulde, Patrik Bartholomeos Atina’dan gelen gazetecilere hitaben uzun ve diplomatik hamlelerle dolu bir konuşma yaptı. Konuşmasının merkezine Heybeliada Ruhban Okulu’nun geleceğini koyan Patrik, bu konuda son derece iyimser ve umutlu olduğunu ilan etti.

Geçtiğimiz Salı günü Ankara’daki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile baş başa bir görüşme gerçekleştirdiğini hatırlatan Bartholomeos, Türk devletinin en üst kademesinde okulun yeniden açılması yönünde son derece yapıcı ve olumlu bir irade müşahede ettiğini açıkça zikretti.

Patrik, 1971 yılından bu yana kapalı olan ve bir asırdan fazla süredir Patrikhane’ye din adamı yetiştiren bu tarihi okulun kapılarının yeniden açılmasının yakın olduğunu belirterek, Türkiye’nin gösterdiği bu üst düzey hoşgörü ve diyalog zeminine teşekkür etti.

Gazetecilere Meslek Etiği Dersi Verenler Kendi Ülkelerinde Kör ve Sağır

Patrik Bartholomeos’un konuşmasında en çok dikkat çeken ve Batı Trakya gerçekliğiyle taban tabana zıtlık oluşturan kısım ise gazetecilik mesleğine ve gelişen teknolojiye dair sözleri oldu.

Gazeteciliğin en yüksek sosyal misyon ve insana hizmet (diakonia) olduğunu söyleyen Patrik; medyanın temel görevinin hakikate sadık kalmak, tarafsız ve dürüst bilgi yaymak, toplumla güven ilişkisi kurmak olduğunu ifade etti.

Gazeteciliğin dürüstlük, bağımsızlık ve yüksek ahlaki kurallarla yapılması gerektiğini belirten Bartholomeos, hızla gelişen Yapay Zeka teknolojisine karşı da uyarılarda bulundu. Yapay zekanın insanı dışlamaması gerektiğini, gelecekte gazetecilerin yerini dijital programlar tarafından üretilen, teknik olarak kusursuz ama “kesinlikle ruhsuz ve kalpsiz” metinlerin almaması gerektiğini umduğunu söyledi. İnsan hayatının “dijital” olmadığını ve insanlığın Allah’ın yarattığı evrenin bir parçası olduğunu ekledi.

Burada sormak gerekir;

Hakikatten, dürüstlükten, bağımsız ve vicdanlı gazetecilikten bahseden Atina’nın bu elit medya temsilcileri, Patrik’in bu “ruhsuz metinler” uyarısını dinlerken hiç yüzleri kızardı mı?

Kendi ülkelerinde, Batı Trakya’da Türk azınlığın hakları gasp edilirken, seçilmiş müftüler hapis tehdidiyle sindirilmeye çalışılırken, Türk ismi taşıyan dernekler faşizan kararlarla kapatılırken yazdıkları o sansürlü, yanlı ve devlet güdümlü haberler, tam da Patrik’in tarif ettiği “ruhsuz, kalpsiz ve vicdansız” metinlerin dik alası değil midir?

İstanbul’daki bir avuç Rum’un hak arayışı için Türkiye’nin hoşgörüsünü sonuna kadar kullanan ve bunu ballandıra ballandıra yazan Yunan basını, sıra kendi topraklarındaki yüz binlerce Türk’e geldiğinde adeta birer devlet memuruna dönüşmektedir.

Çınar Camii’ndeki Adalet Kıyameti ve Atina’nın İki Yüzlü Tiyatrosu

Uluslararası kamuoyu önünde “Yunanistan’daki Müslüman azınlık hiçbir ayrımcılığa uğramadan, tam bir vatandaşlık bilinciyle tüm haklardan faydanıyor” yalanını sakız gibi çiğneyen Atina diplomasisi, İskeçe’den gelen son mahkeme kararıyla bir kez daha suçüstü yakalanmıştır.

Fener’deki kabulde uluslararası gazetecilik örgütü temsilcilerinin Patrik’e 100. yıl madalyaları taktığı, ESIEA Başkanı Maria Antoniadu’nun Kapadokya baskısı tarihi gazetelerin kopyalarını hediye ettiği o şatafatlı saatlerde, İskeçe’de Türk azınlığın dini varlığına darbe indiriliyordu. Çınar Camii davasında haksız ve hukuksuz şekilde hapis cezasına çarptırılan 4 soydaşımızın durumu, Atina’nın oynadığı bu çifte standart tiyatrosunun en acı kanıtıdır.

Yunanistan’ın azınlık siyaseti, kelimenin tam anlamıyla despotik bir ikiyüzlülük üzerine kuruludur!

Yunanistan’ın azınlık siyaseti, kelimenin tam anlamıyla despotik bir ikiyüzlülük üzerine kuruludur. İstanbul’daki Rum cemaatinin kendi kurumlarını yönetmesini, kendi din adamlarını özgürce seçmesini ve Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmasını bir “Avrupa değeri ve insan hakkı” olarak dünyaya pazarlayan Atina; iş Batı Trakya Türklerine geldiğinde faşizan bir asimilasyon politikası uygulamaktadır.

Türk azınlığın kendi seçtiği müftüleri tanımayan, azınlık vakıflarının yönetim kurullarına el koyan, din eğitimini felç eden ve nihayetinde cami cemaatini ve yöneticilerini hapis cezalarıyla korkutmaya çalışan bir Yunan devlet aklı vardır.

Sonuç: Biz Batı Trakya’da Ne Olacağız?

Patrik Bartholomeos konuşmasının sonunda, Fener Rum Patrikhanesi’nin bu tarihi şehirde Tanrı’nın yardımıyla sonsuza kadar hizmetine devam edeceğini, şehrin kimliğinin ayrılmaz bir parçası olduğunu ve tarihin tüm zorlu virajlarına rağmen ayakta kalarak dünyaya şahitlik etmeye devam edeceğini vurguladı. Rum cemaatinin nüfus olarak küçülmüş olmasına rağmen, geleceğin dünden daha iyi olacağına dair inancını belirterek konuşmasını tamamladı.

İstanbul’da yükselen bu iyimserlik ve güvenceye karşılık, Batı Trakya Türk Azınlığı olarak bizim sormaya en muktedir olduğumuz soru şudur: Türkiye, kendi topraklarındaki azınlıklara Cumhurbaşkanlığı düzeyinde vizyoner, kucaklayıcı ve hakları iade edici bir hoşgörü alanı açarken; Avrupa Birliği üyesi olduğunu iddia eden Yunanistan’ın göbeğinde, Batı Trakya’da biz ne olacağız?

Biz Batı Trakya Türklerini mahkeme salonlarında mahkum eden, camilerimizi ibadete kapatmak için her türlü idari hileye başvuran Yunanistan, hangi yüzle dünyada insan hakları savunuculuğu yapmaktadır?

Patrik’in bahsettiği o “ruhsuz ve kalpsiz” metinler, bugün Batı Trakya Türkünün sesini kısmaya çalışan Yunan yargısının kararlarında ve Atina medyasının manşetlerinde can bulmuştur.

Bu seçici adalet oyunu, bu çifte standart tiyatrosu artık uluslararası alanda tamamen deşifre edilmeli; İstanbul’deki hoşgörü iklimini alkışlayanlar, dönüp Yunanistan’ın Batı Trakya’da uyguladığı bu açık hukuk terörüne bakmalıdır.

BİRLİK Gazetesi yazmaya devam edecek ki Batı Trakya’daki Türk Azınlık da Lozan’ın temelinde payına düşeni alsın……

 

Haberin devamını oku

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu