Yunanistan Haber

Balomenos: “Türkiye Elektrik Bağlantısı Çalışmalarını Engellerse Yunanistan Ne Yapacak?”

Balomenos, sonuç olarak Yunanistan’ın GSI projesini korumak için yalnızca askerî seçeneklere dayanmaması, olası gelişmelere önceden hazırlanmış kapsamlı bir kriz yönetimi sistemiyle karşılık vermesi gerektiğini savunuyor.

Yunan siyaset bilimci ve uluslararası ilişkiler uzmanı Dr. Konstantinos P. Balomenos, Yunanistan ile Güney Kıbrıs arasındaki Great Sea Interconnector (GSI) elektrik bağlantısı projesinin yeniden gündeme gelmesiyle birlikte, Türkiye’nin olası müdahalesine karşı Atina’nın nasıl bir strateji izlemesi gerektiğini kaleme aldı.

Balomenos, olası bir krizin yalnızca askerî güçle yönetilemeyeceğine dikkat çekerek diplomasi, uluslararası hukuk, Avrupa Birliği desteği, caydırıcılık ve stratejik iletişimin birlikte yürütülmesi gerektiğini savundu.

Doğu Akdeniz’de enerji güvenliği, deniz yetki alanları ve bölgesel güç dengeleri açısından önem taşıyan GSI projesi, Yunanistan ile Türkiye arasındaki gerilimin yeniden gündeme gelebileceği başlıklardan biri olarak öne çıkıyor. Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgos Gerapetritis’in çalışmaların yeniden başlayacağına ilişkin açıklamalarının ardından, projenin olası bir Türk itirazı veya sahadaki müdahaleyle karşılaşması durumunda Atina’nın nasıl hareket edeceği sorusu da tartışılıyor.

Yunan siyaset bilimci ve uluslararası ilişkiler uzmanı Dr. Konstantinos P. Balomenos, kaleme aldığı değerlendirmede, meselenin yalnızca Türkiye’nin ne yapacağıyla sınırlı olmadığını, asıl belirleyici unsurun Yunanistan’ın gelişen bir krizi ne ölçüde kontrol edebileceği olduğunu vurguluyor.

Balomenos’a göre Ankara’nın açıklama yapması, NAVTEX yayımlaması, bölgede deniz unsurları bulundurması veya kablo döşeme çalışmalarını fiilen engellemeye yönelmesi, birbirinden farklı düzeylerde değerlendirilmesi gereken gelişmeler. Bu nedenle Atina’nın her olayı otomatik olarak bir ulusal kriz olarak değerlendirmek yerine, tehdidin niteliğini, boyutunu ve tırmanma ihtimalini doğru analiz etmesi gerekiyor.

Balomenos’un yazısında öne çıkan başlıklar

– Türkiye’nin olası müdahalesi: Ankara’nın diplomatik itirazlardan fiilî engelleme girişimlerine kadar uzanan farklı yöntemlere başvurabileceği değerlendiriliyor.

– Üç farklı gerilim senaryosu: Türkiye’nin düşük, orta ve yüksek yoğunluklu tepkileri ayrı ayrı ele alınıyor.

– Kontrollü kriz yönetimi: Yunanistan’ın her aşamada uygun tepki düzeyini belirlemesi ve kontrolsüz tırmanmadan kaçınması gerektiği vurgulanıyor.

– Askerî caydırıcılık ve operasyonel hazırlık: Gerekli görülmesi hâlinde Yunanistan’ın sahadaki varlığını güçlendirmesi ve Güney Kıbrıs’la koordinasyonu artırması öneriliyor.

– Avrupa Birliği ve uluslararası hukuk: Projenin yalnızca ikili bir Yunanistan-Türkiye anlaşmazlığı olarak görülmemesi, Avrupa’nın enerji güvenliği çerçevesinde ele alınması gerektiği savunuluyor.

– Fransa ve diğer ortaklarla koordinasyon: Diplomatik, hukuki ve operasyonel seçeneklerin eş güdüm içinde hazırlanması gerektiği belirtiliyor.

– Krizin sona erdirilmesi: Başarının yalnızca karşılık verme kapasitesiyle değil, tırmanmayı kontrol altında tutarak istikrarı yeniden sağlayabilmekle ölçüleceği ifade ediliyor.

Balomenos, sonuç olarak Yunanistan’ın GSI projesini korumak için yalnızca askerî seçeneklere dayanmaması, olası gelişmelere önceden hazırlanmış kapsamlı bir kriz yönetimi sistemiyle karşılık vermesi gerektiğini savunuyor.

Dr. Konstantinos P. Balomenos’un konuya ilişkin kaleme aldığı yazının Türkçe çevirisi şöyledir:

Türkiye, Kıbrıs (Güney)-Yunanistan elektrik bağlantısı çalışmalarını engellerse Yunanistan ne yapacak?

Dr. Konstantinos P. Balomenos

Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgos Gerapetritis’in Great Sea Interconnector (GSI) projesinin hayata geçirilmesine yönelik çalışmaların yeniden başlayacağına ilişkin son açıklamalarının ardından ve Türkiye’nin daha önce ortaya koyduğu tepkiler de dikkate alındığında, proje yeni bir aşamaya giriyor.

Artık kritik mesele, yalnızca proje etrafındaki siyasi ve diplomatik anlaşmazlık değil, Türkiye’nin itirazlarının açıklama düzeyinden operasyonel sahaya taşınması ihtimalinin Yunanistan tarafından nasıl yönetileceğidir.

Peki, Türkiye Kıbrıs (Güney)-Yunanistan elektrik bağlantısı çalışmalarını engellerse Yunanistan ne yapacak?

Bu soru özel bir stratejik önem taşıyor. Çünkü ulusal bir krizin stratejik planlamasının ve yönetiminin özü, yalnızca karşı tarafın nasıl hareket edebileceğini öngörme becerisinde veya önceden belirlenmiş bir tepki planının, yalnızca askerî düzeyde mevcut olmasında yatmıyor.

Asıl önemli olan, farklı gerilim seviyelerinde ve farklı gelişme senaryolarında etkili biçimde çalışabilen; kararlarını ve elindeki araçları değişen koşullara zamanında uyarlayabilen bir sistemin varlığıdır.

Bu çerçevede sistemin, olası bir krizin erken belirtilerini ve erken uyarı göstergelerini zamanında tespit edebilmesi, gerçekte ne yaşandığını doğrulaması, karşı tarafın niyetini ve tehdidin seviyesini değerlendirmesi, zamanında stratejik kararlar alınmasını desteklemesi ve durumun kontrolünü kaybetmeden tırmanmayı yönetebilmesi gerekir.

Dolayısıyla stratejik hazırlık, yalnızca karşı tarafın bir sonraki hamlesini doğru tahmin etmeyi değil, birden fazla olası gelişmeyi etkili biçimde yönetebilecek bir sistemin varlığını gerektirir.

Bu ayrım, Yunanistan-Türkiye karşı karşıya gelişinin yaşandığı bir ortamda özellikle önemlidir. Bir açıklama, bir NAVTEX, diplomatik bir protesto veya denizde gerçekleştirilen operasyonel bir hareket, gerilimi artırabilir. Ancak bunlar mutlaka bir krizin başlamış olduğu anlamına gelmez.

Bu nedenle etkili bir kriz yönetim sisteminin ilk adımı tepki vermek değil, meydana gelen olayı zamanında değerlendirmek ve bunun kriz seviyesini değiştirip değiştirmediğini, değiştiriyorsa ne ölçüde değiştirdiğini belirlemektir.

Durum değerlendirmesi aşamasında şu soruların yanıtlanması gerekir:

– Tam olarak ne oldu?

– Buna kim neden oldu?

– Yaşananlar siyasi bir mesaj mı, operasyonel bir uyarı mı, yoksa fiilî bir engelleme mi?

– Karşı tarafın amacı nedir?

– Riskin seviyesi nedir?

– Bir olay hangi noktada krize dönüşür?

Bu soruların yanıtları kriz sırasında değil, kriz başlamadan önce belirlenmiş olmalıdır.

Yukarıdaki çerçeveden bakıldığında, GSI çalışmalarının yeniden başlaması durumunda olası bir krizin yönetiminde yapılabilecek ilk hata, durumun doğru değerlendirilmemesi ve Türkiye’nin her tepkisinin otomatik olarak kriz kabul edilmesi olacaktır.

Türkiye’nin projeyi fiilen engellemeye yönelik bir girişiminin, operasyonel bir olay olarak, kendiliğinden ulusal bir krizin başladığı anlamına gelmediğinin anlaşılması gerekir.

Kritik mesele; engellemenin boyutu, yoğunluğu, süresi, hangi koşullarda gerçekleştiği ve özellikle durumun ve tırmanmanın kontrol altında tutulup tutulamayacağıdır.

Bu verilerin değerlendirilmesine dayanarak krizin yönetimine ilişkin stratejik kararlar alınmalıdır.

Başka bir ifadeyle, ulaşılmak istenen siyasi ve stratejik hedef belirlenmeli; bu hedefe ulaşmak için hangi diplomatik, operasyonel, hukuki ve iletişim araçlarının bir arada kullanılması gerektiği saptanmalıdır.

Dolayısıyla verilecek tepki, tırmanmanın otomatik bir sonucu değil, belirli bir siyasi ve stratejik amaca hizmet eden bir tercih olmalıdır.

Son olarak her kriz yönetim planı, başlangıçtan itibaren gerilimi düşürme ve krizden çıkış mekanizmalarını içermelidir. Ayrıca yaşananlardan ders çıkarılması ve ulusal dayanıklılığın güçlendirilmesi amacıyla krizin değerlendirilmesine yönelik süreçler de oluşturulmalıdır.

Bu nedenle Yunanistan’daki karar alıcılar, operasyonel sahada nasıl ve hangi koşullarda sona erdirileceği açıkça belirlenmeden bir krizin veya çatışmanın başlatılmasının, başlangıçta öngörülenden çok daha zor kontrol edilebilecek bir tırmanma sürecine yol açabileceğini ciddi biçimde dikkate almalıdır.

Bunun yanında, tırmanma sınırlarına göre tepki seviyeleri belirlenmelidir. Böylece krizin seyri otomatik olarak kontrolsüz bir tırmanmaya yol açmamalı, aksine aşamalı ve kontrollü bir karar alma süreci içinde yönetilmelidir.

Örneğin, Türkiye’nin kamuoyuna yönelik bir açıklaması, NAVTEX yayımlaması, deniz unsurlarını bölgeye sevk etmesi, bir araştırma gemisinin yakınında savaş gemisi bulundurması, tehlikeli bir yaklaşma veya taciz gerçekleştirmesi, çalışmaları fiilen engellemesi ya da bir kaza veya sıcak temas yaşanması farklı yönetim biçimleri gerektirir.

Bu nedenle Yunanistan’ın, gerilim arttıkça tepkinin yoğunluğunun da buna uygun şekilde ayarlanacağı; ancak bu uyarlamanın otomatik veya kontrolsüz bir tırmanmaya dönüşmeyeceği anlayışına dayanan, kapsamlı ve kademeli bir planlar ve seçenekler sistemine ihtiyacı vardır. Bu sistemin açık devreye girme ölçütleri bulunmalıdır.

Bu çerçevede Türkiye’nin GSI çalışmalarının yeniden başlamasına verebileceği olası tepkilerin değerlendirilmesi yararlı olacaktır.

Özellikle Ankara’nın gerilim düzeyine göre tercih edebileceği muhtemel seçenekler şunlardır:

Düşük yoğunluklu senaryolar

– Siyasi ve askerî yetkililerin açıklamaları üzerinden söylemsel gerilimin artırılması ve her türlü araştırma veya kablo döşeme çalışması için Türkiye ile “önceden koordinasyon” talep edilmesi.

– GSI projesinin, Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarına ilişkin daha geniş kapsamlı Türk tezleriyle ilişkilendirilmesine yönelik iletişim çalışmaları yürütülmesi.

– Kablo döşenecek bölgelerin Türk kıta sahanlığıyla örtüştüğü gerekçesiyle bu alanları “hukuka aykırı” olarak nitelendiren NAVTEX ilanlarının yayımlanması.

– Siyasi baskı oluşturmak ve Yunanistan’ı uluslararası hukuku ihlal eden taraf olarak göstermeye çalışmak amacıyla inşaat şirketlerine ve Yunanistan ile Güney Kıbrıs hükümetlerine diplomatik protestolar yöneltilmesi.

– Yabancı yatırımcıların ve yüklenici şirketlerin yöneticilerine baskı uygulanması; gelecekte Türkiye’de gerçekleştirilecek enerji veya ticaret projelerinden dışlanabilecekleri yönünde tehditlerde bulunulması.

Orta yoğunluklu senaryolar

– Çalışmalara katılan Yunan veya diğer ülkelere ait gemilerin, Türkiye’nin deniz veya hava unsurları tarafından taciz edilmesi ve gemilerin Türk kıta sahanlığında bulunduğu ileri sürülerek kendilerine bölgeden ayrılmaları yönünde talimatlar iletilmesi.

– Fiilî engelleme girişimleri: Çalışmaları yürüten geminin çevresinde iletişim kesintileri, tehlikeli manevralar veya deniz trafiğinde yoğunluk oluşturulması gibi uygulamalara başvurulması. Böylece şirket açısından sigorta ve operasyon riskinin artırılması ve çalışmaların geçici olarak durdurulmaya zorlanması.

– Operasyonel baskı ve itiraz oluşturmak amacıyla Türk araştırma gemilerinin veya diğer gemilerin yakın bölgelere konuşlandırılması.

– Doğrudan bir sıcak çatışmaya yol açmadan bölgedeki Türk askerî varlığının artırılması.

– Sözde “askerî tatbikatlar” gerekçesiyle aynı bölgeleri kapsayan karşı NAVTEX ilanlarının yayımlanması ve böylece yapay bir deniz trafiği yoğunluğu ile kaza riski oluşturulmaya çalışılması.

– Çalışmaların sürdürülmesinin maliyetini artırmak amacıyla operasyonel girişimlerin diplomatik ve iletişim faaliyetleriyle birleştirilmesi.

Yüksek yoğunluklu senaryolar

– Bölgedeki Türk deniz ve hava unsurlarının önemli ölçüde artırılması.

– Kablo döşeme çalışmalarını yürüten geminin derhâl bölgeden ayrılmasını talep eden savaş gemilerinin sevk edilmesi ve güç kullanma tehdidiyle çalışmaların doğrudan engellenmesi.

– Türk insansız hava araçları veya uçaklarının tacizi gibi, kaza ya da sıcak temas riskini önemli ölçüde artıran tehlikeli yaklaşımlar veya diğer eylemler gerçekleştirilmesi.

– Deniz veya hava sahasında yaşanabilecek bir sıcak temasın, başlangıçta operasyonel bir mesele olan durumu daha geniş kapsamlı bir Yunanistan-Türkiye krizine dönüştürmesi ihtimali.

– Doğu Akdeniz’de genel bir krizle sonuçlanabilecek geniş çaplı bir jeopolitik tırmanma.

Yukarıdaki senaryoların zorunlu olarak doğrusal bir tırmanma sırasını izlemesi gerekmiyor. Türkiye koşullara ve gelişmelere bağlı olarak farklı bir tepki düzeyini seçebilir, çeşitli araçları bir arada kullanabilir veya bir seviyeden diğerine geçebilir.

Türkiye’nin hangi tepkiyi seçeceği; Yunanistan’ın tutumundan, her seçeneğin tahmin edilen maliyet ve faydasından, Türkiye’deki iç siyasi dinamiklerden ve Avrupa Birliği, ABD, Fransa, İsrail ile diğer ilgili aktörlerin tutumlarından etkilenebilir.

Bununla birlikte GSI projesinin Avrupa boyutu, finansmanı ve uluslararası yatırımcılarla şirketlerin katılımı, olası bir engellemenin siyasi, diplomatik ve ekonomik maliyetini artırabilir. Ancak bu unsurlar, bir krizin yaşanması ihtimalini ortadan kaldırmaz.

Dolayısıyla Yunanistan, basit diplomatik ve iletişim baskısından fiilî operasyonel engellemeye ve en olumsuz durumda sıcak temasa kadar uzanan geniş bir tepki yelpazesini yönetebilecek durumda olmalıdır.

Bu çerçevede açık siyasi yönlendirmeye ve siyasi karar alma düzeyiyle operasyonel saha arasında sürekli bağlantıya sahip, bütünleşik bir koordinasyon ve karar alma mekanizmasına ihtiyaç vardır.

Özellikle Yunanistan, Türkiye’nin tepkisinin seviyesine ve niteliğine göre elindeki araçları ve güç unsurlarını uyarlayarak aynı anda birden fazla düzeyde hareket edebilmelidir.

Yunanistan’ın stratejik tepkisi, birbirini tamamlayan beş temel eksen üzerinde geliştirilmelidir.

1. Operasyonel hazırlık ve caydırıcılık

Operasyonel düzeyde, gerilimin seviyesine göre devreye girecek açık ölçütlere sahip, güvenilir bir gözetim, koruma ve hazırlık sistemi gereklidir.

Bunun yanında projenin personelinin, gemilerinin ve kritik altyapısının korunması için Kıbrıs (Güney) yönetimi ve çalışmalara katılan ilgili kurumlarla koordinasyon sağlanmalıdır.

Koşullar gerektirirse operasyonel varlığın artırılabilmesi gerekir. Bu, öncelikle Yunan kuvvetleriyle; mümkün ve uygun görülmesi hâlinde ise mevcut ikili, Avrupa veya ittifak çerçeveleri kapsamında Fransa ve diğer Avrupa ülkelerinin kuvvetleriyle gerçekleştirilebilir.

2. Diplomatik ve Avrupa düzeyinde güvence

Yunanistan, GSI projesinin Avrupa niteliğinden yararlanmalı ve projeye yönelik herhangi bir engelleme girişiminin yalnızca Yunanistan-Türkiye anlaşmazlığının yeni bir olayı olarak ele alınmasını önlemelidir.

Bunun yerine söz konusu girişim, Avrupa’nın enerji güvenliği, bağlantısallık ve Avrupa’nın stratejik altyapılarının korunması açısından da değerlendirilmelidir.

Bu kapsamda Avrupa kurumlarının ve projenin hayata geçirilmesinde doğrudan çıkarı bulunan ülkelerin zamanında bilgilendirilmesi ve koordinasyon sağlanması, olası bir engellemenin siyasi ve diplomatik maliyetini artırabilir.

3. Hukuki güvence

Yunanistan, kendi eylemlerinin hukuka uygunluğunu destekleyebilecek ve Türkiye’nin iddialarına ikili düzeyde olduğu kadar Avrupa ve uluslararası düzeyde de yanıt verebilecek, baştan hazırlanmış ve belgelere dayanan bir hukuki tutuma sahip olmalıdır.

Dolayısıyla hukuki hazırlık, yalnızca kriz ortaya çıktıktan sonra kullanılacak bir tepki aracı değildir. Bu hazırlık, stratejik hazırlığın bizzat bir unsurudur.

4. Stratejik iletişim

İletişim yönetimi, diplomatik ve operasyonel kriz yönetimiyle eş zamanlı yürütülmelidir.

Temel hedef, Türkiye ile iletişim üzerinden bir mücadeleye girmek olmamalıdır. Bunun yerine, kriz ve ortaya çıkması muhtemel Türk eylemlerinin gerçekleşmeleri hâlinde nasıl değerlendirileceğini belirleyen çerçevenin oluşturulması amaçlanmalıdır. Bu çerçeve Avrupa altyapıları, enerji güvenliği ve Doğu Akdeniz’de istikrar üzerine kurulmalıdır.

Temel mesaj dört eksene dayanmalıdır: Avrupa altyapısı, uluslararası hukuk, enerji güvenliği ve bölgesel istikrar.

Bu şekilde Yunanistan, GSI meselesinin yalnızca ikili bir anlaşmazlığa indirgenmesini önlemeli ve projenin Avrupa’nın enerji bağlantısallığını ve dayanıklılığını güçlendirmeye yönelik daha geniş kapsamlı bir girişimin parçası olduğunu sürekli vurgulamalıdır.

5. Ortaklar ve müttefiklerle koordinasyon

Kıbrıs (Güney) yönetimi, Avrupa kurumları ve bölgeyle proje üzerinde doğrudan stratejik veya ekonomik çıkarları bulunan ülkelerle zamanında koordinasyon sağlanmalıdır.

Bu iş birliği yalnızca Türkiye’ye karşı bir “ortak cephe” oluşturma aracı olarak görülmemelidir. Aynı zamanda siyasi, diplomatik, hukuki ve operasyonel seçeneklerin koordinasyonunu sağlayan bir mekanizma olarak değerlendirilmelidir.

Uluslararası yatırımcıların ve şirketlerin projeye katılımı ile Avrupa finansmanı ve kurumsal desteği, olası bir engellemenin siyasi ve ekonomik maliyetini artırabilir.

Yunanistan, yukarıdaki önlemleri bir arada uygulayarak caydırıcılığının güvenilirliğini güçlendirebilir, kontrolsüz tırmanma ihtimalini azaltabilir ve krizin büyümesi durumunda kullanabileceği seçenekleri artırabilir.

Bu nedenle Yunanistan’ın stratejisi, tek bir aracın seçilmesine dayanmamalıdır. Krizin seviyesine göre uyarlanabilecek caydırıcılık, diplomasi, hukuki hazırlık, operasyonel hazırlık ve stratejik iletişimden oluşan bütüncül bir yaklaşım benimsenmelidir.

Sonuç: Asıl mesele tırmanmak değil, krizi kontrol edebilmek

Sonuç olarak GSI çalışmalarının yeniden başlaması, yeni bir krizin kaçınılmaz olduğu anlamına gelmiyor. Bu nedenle Yunanistan’ın bir kriz ihtimaline ve özellikle krizin birden fazla biçimde ve farklı yoğunluk seviyelerinde gelişebileceği olasılığına karşı hazırlıklı olması gerekiyor.

Çünkü gerçek stratejik hazırlık, karşı tarafın ne yapabileceğini ne kadar iyi bildiğimizle değil, sonuçta meydana gelecek gelişmeleri ne kadar iyi yönetebildiğimizle ölçülür.

Dolayısıyla GSI konusunda Yunanistan’ın karşı karşıya olduğu zorluk, yalnızca bir Avrupa projesini korumak değildir.

Asıl mesele, bir kriz ortaya çıkması hâlinde bu krizi yönetmek, tırmanmayı kontrol etmek ve hareket inisiyatifini korumak için gerekli siyasi, diplomatik, hukuki, operasyonel ve iletişim seçeneklerine sahip olduğunu güvence altına almaktır.

Kısacası Yunanistan’ın GSI konusunda Türkiye’den gelebilecek olası bir tepki karşısındaki başarısı, gerilimi artırabileceğini kanıtlayıp kanıtlayamamasına bağlı olmayacaktır.

Başarı; tırmanmanın kontrolünü kaybetmeden krizi yönetebilmesine, projeyi ve kendi çıkarlarını koruyabilmesine, GSI’nin Avrupa boyutunu muhafaza edebilmesine ve süreci yeniden istikrara taşıyabilmesine bağlı olacaktır.

Dr. Konstantinos P. Balomenos, siyaset bilimci ve uluslararası ilişkiler uzmanıdır.

Haberin devamını oku

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu