Batı TrakyaBatı Trakya HaberEditörün Yazıları

Batı Trakya Türk Azınlığı Sizin Kimlik Mühendisliği Yapacağınız Bir Alan Değildir!

Batı Trakya Türk Azınlığı, başkalarının çizdiği kimlik sınırlarına sığdırılacak bir topluluk değildir.

Son döneme Batı Trakya’da uygulanmaya başlanan sinsi planlara Türk Azınlığın bölünmez ve ayrılmaz bir parçası olan Alevi kardeşlerimizden sonra şimdi de yaratılmak istenen Pomak kimliği üzerinden, Türk Azınlığı’nın toplumsal bütünlüğünü tartışmaya açmaya yönelik, öteden beri var olan Yunanca-Türkçe eğitim tercihlerini kimlik tartışmalarıyla birleştiren ve azınlık içerisindeki farklılıkları siyasi bir anlatının parçası haline getiren yaklaşımlar yeni değil ancak hız verildiği açıkça görülüyor.

Ancak bilinmesi gereken bir gerçek var: Batı Trakya Türk Azınlığı’nın kimliğini, tarihini ve toplumsal iradesini dışarıdan kaleme alınan yazılarla yeniden şekillendirmek mümkün değildir. Bölgesel kültür farklılıklarına saygı göstermek başka, Batı Trakya’daki Türk Azınlığı’nı “böl-parçala-yönet” biçimiyle ayrıştırma aracına dönüştürmek başkadır.

Batı Trakya’da yaşayan insanların kim olduklarına, hangi kimliği benimsediklerine, hangi dili konuştuklarına ve kendilerini nasıl ifade edeceklerine karar verme yetkisi ne Atina’daki siyasi çevrelerin ne de bölge üzerine yazı kaleme alan bazı gazetecilerin elindedir. Bölgelerinde farklı kültürleri yaşatan bu toprakların insanlarıdır.

Dahası, Batı Trakya’nın dağlık bölgesinde kendisini Türk olarak tanımlayan insanların kimlik tercihini de kimse sorgulama hakkına sahip değildir. Kimlikler, başkalarının siyasi beklentilerine göre şekillendirilecek etiketler değildir.

İşte tam da bu noktada, Batı Trakya üzerine yazı kaleme alanların dikkat etmesi gereken önemli bir çizgi bulunuyor: Farklılıkları savunmak adına yeni ayrılıklar üretmek, özgürlük söylemiyle toplumsal ayrışmayı beslemek ve bir kimliği başka bir kimliğin karşısına yerleştirmek gazetecilik değildir.

Batı Trakya Türk Azınlığı’nın kendi içerisinde farklı kültürel özelliklere, dillere ve görüşlere sahip olması onun toplumsal kimliğini ortadan kaldırmaz. Aksine, farklılıkların özgürce yaşanabilmesi demokratik bir toplumun gereğidir.

Bir başka önemli mesele de eğitimdir. Ailelerin çocukları için eğitim tercihlerinde bulunma hakkı elbette tartışılmaz. Ancak bu konu, Batı Trakya Türk Azınlığı’nın eğitim sistemini ve Türkçe eğitim hakkını tartışmalı hale getirmek için kullanılmamalıdır.

Kısacası, birilerinin Rodoplar’da yaşayan insanların kimliği üzerinden Türk Azınlığı’nın iç yapısını yeniden tarif etme çabası varsa, önce şu soruya cevap vermeleri gerekir: Batı Trakya Türk Azınlığı’nın kimliğini belirleme yetkisini kendilerinde nereden buluyorlar?

Batı Trakya Türk Azınlığı, başkalarının çizdiği kimlik sınırlarına sığdırılacak bir topluluk değildir.

Bu çerçevede, Yunan gazeteci Aleksandros Politis’in EVROS.GR internet sitesinde 31 Ekim 2026 tarihinde kaleme aldığı ve “Trakya (Batı): Yükler ve kamyonlar için koridor, yerel sesler için çıkmaz” başlığını taşıyan yazısı da dikkat çekiyor.

Politis, yazısında bir yandan Yunanistan’ın Dedeağaç üzerinden Moldova’ya uzanması planlanan askeri ve lojistik koridorunu, limanın enerji ve güvenlik alanındaki önemini ele alırken, diğer yandan Batı Trakya’da sanki bir kimlik tartışması varmış gibi hareket ederek aynı çerçevede değerlendiriyor.

Sayın Politis’e şunu özellikle hatırlatmak isteriz: Lozan Anlaşması’na göre Batı Trakya’da tek bir Azınlık vardır, bu Azınlığın statüsü de bellidir, eğitiminn de nasıl olacağı bellidir. Resmi olarak Yunan devletinin tanıdığı okulları da vardır ve eğitim müfredatı da vardır. Öyle her bir bireyin ben oyum, ben buyum diyerek kendi kendini tekel olarak ifade etmesiyle, alfabesi dahi olmayan bazı konuşulan dillere yönelik eğitim verilmesi için okullar açılsın sesleri beyhude ve asılsız yersiz ve hukuksal dayanağı ve tutanağı yoktur. İsteyen istediği dili konuşabilir oraya kadar, ancak eğitim farklı bir husustur.

O zaman bir de bu yönden bakarsak, Yunanistan’a yıllar önce iş gücüyle gelen ve yerleşen Arnavutların da kendi dillerinde eğitim istemeleri, Pakistan’lıların, Suriyelilerin, İranlıların, Afrika kökenlilerin talep etmeleri nasıl karşılanıyor şu an Yunan devleti tarafından? Sayın Politis, unutma! Batı Trakya’da yaşayan Azınlık uluşlararası anlaşmalarla Yunanistan’a emanet edilmiş resmi bir azınlıktır. hak hukuku anlaşmalarla belirlenmiştir. Siz ona bakın onu uygulayın yeter…. Öküzün altında buzağı aramayın!

Askeri sevkiyatların, enerji yatırımlarının ve bölgesel kalkınmanın yanı sıra İrfan Mehmet Ali isimli vatandaşın eğitim seçeneklerine ilişkin açıklamalarına ve Benyamin Konte’nin Varşova’daki konuşmasına da yer veren Politis’in yazısının tamamı şöyle:

“Trakya (Batı): Yükler ve kamyonlar için koridor, yerel sesler için çıkmaz”

Aleksandros Politis

Dedeağaç’ta askeri güçlerin ve malzemelerin Moldova’ya nasıl ulaştırılacağını planlıyoruz. Pomak köylerinde ise bir çocuğun ailesinin istediği okula nasıl ulaşabileceğini tartışıyoruz. İlkine askeri hareketlilik deniliyor. İkincisi ise bilinen bürokratik engellere takıldığında aileler için büyük bir mücadeleye dönüşüyor.

Bugün yine birbiriyle bağlantılı ancak birbirine karıştırılmaması gereken dört konuyu ele alacağız: Nikos Dendias’ın koruma altındaki bir Avrupa koridoru oluşturulması önerisi, Dedeağaç’ın askeri ve enerji alanındaki rolü, İrfan Mehmet Ali’nin daha fazla eğitim seçeneği çağrısı ve Benyamin Konte’nin Varşova’daki açıklamaları.

Birbirinden farklı bu meselelerin ortak noktası ise Trakya’nın (Batı) gerçek anlamda stratejik bir ağırlık kazanması ve bölgede yaşayan insanların da karar süreçlerinde söz sahibi olması gerekliliğidir. Çünkü bir bölgeyi haritada göstermek kolaydır. Önemli olan, orada yaşayan insanların sesini duyabilmektir.

Dendias’ın Avrupa koridoru önerisi: Koridor için yol da gerekiyor

29 Eylül’de Brüksel’de düzenlenen “Connecting Europe Days” etkinliğinde konuşan Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias, Yunanistan’ın Avrupa bağlantısallığı ve altyapı güvenliği açısından örnek bir ülke olarak değerlendirilmesini önerdi.

Dendias, Dedeağaç ve buradan Bulgaristan ile Romanya üzerinden Moldova’ya uzanan kuzey güzergâhına dikkat çekti. Temel düşünce, askeri birliklerin ve askeri malzemelerin taşınabilmesi için dayanıklı, birbirleriyle bağlantılı ve korunabilir ulaşım ve enerji altyapılarının oluşturulması.

Burada karşımıza çıkan kavram ise çift kullanımlı altyapılar. Yani hem sivil ekonomiye hizmet eden hem de gerektiğinde askeri sevkiyatlarda kullanılabilen limanlar, yollar ve demiryolları.

Ancak henüz tamamlanmış ve güvenliği sağlanmış bir koridordan söz etmek için erken. Dendias’ın açıklaması bir öneri niteliğinde. Bu açıklama, projenin onaylandığı, finansmanının sağlandığı veya tamamlanma tarihinin belirlendiği anlamına gelmiyor. Projenin hayata geçirilmesi için araştırmalar, anlaşmalar, ülkeler arası koordinasyon ve finansman gerekiyor.

Önerinin en önemli boyutlarından biri de altyapının korunması. Bir yükün hızlı taşınması tek başına yeterli değil. Güzergâh üzerindeki kritik bir noktanın devre dışı kalması bütün sistemi felç edebilir. Bu nedenle alternatif bağlantılar, güvenlik planlaması ve olası hasarların hızla giderilmesine yönelik hazırlıklar da gerekiyor.

Seneca’nın Lucilius’a yazdığı 71. mektuptaki şu söz burada anlam kazanıyor: “Hangi limana gideceğini bilmeyen kişi için hiçbir rüzgâr elverişli değildir.”

Dedeağaç açısından da sorulması gereken sorular belli: Hangi projeye ihtiyaç var? Finansmanı kim sağlayacak? Tamamlanmasından kim sorumlu olacak?

Bunlar yanıtlanmadan jeopolitik gelişmelerin getireceği avantajlardan söz etmek yeterli değil.

Liman, enerji ve bölge halkının cebine yansıyan gerçekler

Dedeağaç’ın stratejik önemi artık yalnızca siyasi açıklamalardan ibaret değil. ABD ordusu, Avrupa’ya yönelik büyük miktardaki askeri teçhizatın taşınmasında Dedeağaç Limanı’nı kullanıyor.

Ege Denizi üzerinden gerçekleştirilen boşaltma işlemlerinin ardından malzemelerin kara yoluyla kuzeye taşınabilmesi, Doğu Avrupa’ya ulaşım açısından alternatif bir güzergâh sağlıyor. Böylece söz konusu sevkiyatlar için Türkiye’deki boğazlardan deniz yoluyla geçişe ihtiyaç duyulmuyor.

Limanın yanı sıra bölgenin enerji alanındaki önemi de giderek artıyor.

Gastrade şirketi, Dedeağaç LNG terminalinin ticari faaliyetlerine 1 Ekim 2024 tarihinde başladığını duyurmuştu. Bu tesis, farklı kaynaklardan sıvılaştırılmış doğal gaz ithalatına ve gazın bağlantılı şebekeler üzerinden dağıtılmasına imkân sağlıyor.

Kuzey-Güney Gaz Koridoru da doğal gazın kuzeydeki ülkelere taşınmasını hedefliyor. Ancak enerji koridoruyla askeri sevkiyat güzergâhını aynı proje gibi değerlendirmemek gerekiyor.

Farklı kaynaklardan doğal gaz temin edilmesi, tek bir tedarikçiye bağımlılığı azaltabilir. Fakat bu durum otomatik olarak daha ucuz gaz veya vatandaşlar için daha düşük faturalar anlamına gelmiyor.

Aynı durum yerel kalkınma için de geçerli. Limanın ve enerji tesislerinin büyümesi yeni iş imkânları, hizmetler ve ticari faaliyetler yaratabilir. Ancak bunların bölge halkına kalıcı fayda sağlaması için yerel işletmelerin sürece katılması, mesleki eğitim olanaklarının geliştirilmesi ve yatırımların şehirle bütünleşmesi gerekiyor.

Dedeağaç Avrupa açısından stratejik bir merkez haline geliyorsa, bunun karşılığını bölge halkı da görmeli. Resmî açıklamalarda övgüler alan bölgenin, günlük yaşamda eksik altyapılarla mücadele etmesi kabul edilebilir değil.

Eğitim tercihi ve insan onuru

İrfan Mehmet Ali’nin kamuoyuyla paylaştığı açıklama, açık bir talebi gündeme getiriyor: İsteyen aileler için Yunanca eğitim veren devlet okullarına erişim imkânı sağlanması, Pomakçanın korunması ve isteyen ailelerin Türkçeyi tercih edebilmesi.

Kendisini Yunan Pomak ve Müslüman olarak tanımlayan Mehmet Ali’nin açıklaması, eğitim seçenekleri ve ailelerin tercih özgürlüğü konusunu yeniden gündeme taşıyor.

Din, ana dil, vatandaşlık ve ulusal kimlik bir insanın kişisel yaşamında birbiriyle bağlantılı olabilir. Ancak bunların hepsi aynı şey değildir. Bunları zorunlu bir paket gibi değerlendirmek doğru değildir.

Burada söz konusu olan, Batı Trakya’daki bütün Müslüman çocukların Türkçe öğrenmeye zorlandığı iddiasını ortaya koymak değil. Belirli köylerde ailelerin hangi eğitim seçeneklerine ulaşabildiği ve bu seçeneklerin önündeki pratik engellerin neler olduğudur.

Bir okulun kâğıt üzerinde mevcut olması başka, çocuğun o okula güvenli biçimde ulaşabilmesi ve eğitim programından yararlanabilmesi başkadır.

Devletin bu konuda yapması gereken; ihtiyaçları belirlemek, ailelerle görüşmek, okul ulaşımını düzenlemek, yeterli Yunanca eğitimi sağlamak ve ihtiyaç duyan öğrencilere pedagojik destek sunmaktır.

Ana dili Pomakça olan bir çocuğun eğitim hayatına uyum sağlayabilmesi için desteklenmesi gerekiyor. Çocuklar, yetişkinlerin tarihsel ve siyasi anlaşmazlıklarının bedelini ödememeli.

Pomakçanın korunması da yalnızca yılda birkaç kez yapılan konuşmalarla mümkün değil. Dilin yaşatılması için bilimsel çalışmalar, eğitim materyalleri ve toplumun katılımı gerekiyor.

Immanuel Kant’ın Aydınlanma düşüncesinin temel sloganı haline gelen “Bilmeye cesaret et” sözü burada anlam kazanıyor. Bilgi, insanlara yeni seçenekler sunmalı; seçenekleri kilitlememeli.

Varşova’da farklı bir ses de duyuldu

Benyamin Konte, Varşova’da düzenlenen konferansta İskeçe İli Pomak Kültür Derneği adına yaptığı konuşmada, Pomakların Türk ulusal kimliğini benimsemeleri yönünde baskılarla karşılaştığını ve Pomak kimliğini öne çıkaran kişilerin toplumsal dışlanmaya maruz kaldığını ileri sürdü.

Konte ayrıca din dersleri ve dini temsilcilerin belirlenmesine ilişkin resmî olmayan süreçler konusunda da eleştirilerde bulundu.

Bunlar konuşmacının dile getirdiği ciddi iddialardır ve somut olaylar üzerinden araştırılması gerekir. Ancak uluslararası bir konferansta dile getirilmeleri, söz konusu iddiaların otomatik olarak AGİT tarafından hazırlanmış bir rapor veya tespit haline geldiği anlamına gelmez.

Konte, İskeçe Müftüsü Mustafa Trampa’nın kendisini müftü olarak temsil etmediğini de ifade etti.

Bu noktada bir makamın resmî olarak tanınması, bir din görevlisinin inananlar tarafından benimsenmesi ve bir kişinin bütün bir topluluğu temsil etme iddiası birbirinden ayrılmalıdır. Bunlar aynı mesele değildir ve tek bir tanımlamayla çözülemez.

Konte’nin konuşmasındaki temel siyasi mesaj ise açık: Hiç kimse bütün bir topluluğun kendisini desteklediğini peşinen varsayamaz.

Kimlik konusunda kendini ifade etme özgürlüğü herkes için geçerli olmalıdır. Pomak olduğunu söyleyen kişi bunu özgürce ifade edebilmelidir. Türk kimliğini benimseyen kişi de aynı özgürlüğe sahip olmalıdır.

Hiç kimse bir başkasının kimliğini belirleme yetkisine sahip değildir. Ne bir dernek, ne siyasi bir mekanizma ne de dini bir temsilci. Daha da önemlisi, hiç kimse korku veya toplumsal baskı yoluyla başkalarını susturma hakkına sahip değildir.

Doğru yaklaşım, baskı iddialarını dile getiren kişilerin korunması, somut olayların araştırılması ve farklı görüşlerin özgürce ifade edilebileceği bir ortamın oluşturulmasıdır.

Azınlık, tek bir kişinin yönettiği ve herkesin aynı sesi çıkarmak zorunda olduğu bir koro değildir.

Sonuç: Koridorlar açılsın ama insanların önünü de açsın

Bu dört konuyu bir arada değerlendirdiğimizde ortaya somut talepler çıkıyor: Ulaşım projeleri için gerçekçi yatırımlar ve kaynaklar, enerji ve askeri faaliyetlerden yerel halka yansıyacak ekonomik faydalar, erişilebilir eğitim seçenekleri ve özgür ifade hakkının güvence altına alınması.

Bunlar içi doldurulmuş politikalar gerektiriyor. Aksi halde geriye yalnızca toplantılar ve açıklamalar kalıyor. Bu konuda zaten yeterince birikimimiz var.

Trakya’da (Batı) güvenlik tartışmaları sürerken Türkiye tarafındaki gelişmelere de bakmak gerekiyor.

Daha önceki bir yazımızda değerlendirdiğimiz Milliyet gazetesi yazarı Özay Şendir, bu kez ABD’deki Yunan lobisini Türkiye ile diyalogu baltalamakla suçlayan ve Cumhuriyetçi Senatör Rick Scott’ı hedef alan yeni bir değerlendirmeyle gündeme geldi. Şendir’in söyleminde yine dışarıdan bir “suçlu” arayışı mı öne çıkıyor?

Bu, siyasi bir değerlendirme ve soru niteliğinde. Ancak herhangi bir yerden talimat verildiğinin kanıtı değil.

Öte yandan Türkiye’de yatırım fonları ve piyasa manipülasyonu iddialarına ilişkin soruşturma da ciddi tartışmalara yol açtı. Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı Mahmut Sucuoğlu sağlık gerekçelerini göstererek görevinden ayrılırken, Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman Çelik de emeklilik talebinde bulundu.

Her iki ayrılığın da söz konusu skandalla bağlantılı olduğu resmen açıklanmadı.

AKP ve ittifak ortağı, siyasi bağlantılar ve denetim mekanizmaları hakkında Meclis araştırması yapılması talebini reddetti. Hükümet ise soruşturmaların yürütüleceğini ve sorumluların hesap vereceğini açıkladı.

Söz konusu gelişmeler Türk ve uluslararası basında yer buldu. Asıl soru, meselenin sonuna kadar araştırılıp araştırılmayacağı. Siyasi maliyetin yüksek olması nedeniyle bazı ayrıntıların göz ardı edilmesi mi tercih edilecek?

Çünkü şeffaflık, burada kullandığımız ifadeyle, panjur gibi olmamalı: Atina’ya bakarken sonuna kadar açılıp Ankara’ya dönüldüğünde kapatılmamalı.

Trakya (Batı), Avrupa güvenliğine katkı sağlarken aynı zamanda burada yaşayan insanların hayatını da iyileştirebilir. Bunun için bir köprünün dayanıklılığı kadar bir ailenin okul seçme özgürlüğünün, bir vatandaşın da kimliğini ifade edebilme hakkının önemli olduğunu unutmamak gerekiyor.

Öyleyse koridorlar açılsın. Ancak bu koridorlarda insanlara da yer olsun.

Aksi halde ortaya oldukça çarpıcı bir tablo çıkacak: Askeri malzemelerin Moldova’ya ulaşması, bir vatandaşın en temel talebinin ilgili devlet dairesine ulaşmasından daha kolay hale gelecek.

Haberin devamını oku

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu