
Türk Azınlığın Hakları Cenevre’de Gündeme Taşındı
Türkiye, Batı Trakya Türk Azınlığı’nın etnik Türk kimliğinin tanınmasını, seçilmiş müftülerin resmen kabul edilmesini ve Türk dernekleriyle ilgili AİHM kararlarının uygulanmasını istedi. Atina ise Lozan Antlaşması’na dayanarak azınlığı dini kimlik üzerinden tanımlayan bilindik tutumunu sürdürdü.
BM İnsan Hakları Konseyi’nde Yunanistan’ın dördüncü dönem Evrensel Periyodik İncelemesi gerçekleştirildi. Türkiye, Batı Trakya Türk Azınlığı’nın etnik Türk kimliğinin tanınmasını, seçilmiş müftülerin resmen kabul edilmesini ve Türk dernekleriyle ilgili AİHM kararlarının uygulanmasını istedi. Atina ise Lozan Antlaşması’na dayanarak azınlığı dini kimlik üzerinden tanımlayan bilindik tutumunu sürdürdü.
Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyi’nde Yunanistan’ın insan hakları sicili bir kez daha uluslararası toplumun değerlendirmesine sunuldu. 2 Kasım 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde gerçekleştirilen incelemede, Batı Trakya Türk Azınlığı’nın yıllardır çözüm bekleyen kimlik, eğitim, dini özerklik ve örgütlenme özgürlüğü sorunları da gündeme geldi. Türkiye’nin azınlığın haklarına ilişkin açık tavsiyeleri karşısında Yunanistan temsilcisinin verdiği yanıtlar ise Atina’nın bilinen yaklaşımında herhangi bir değişiklik olmadığını bir kez daha ortaya koydu.
BM İnsan Hakları Konseyi Evrensel Periyodik İnceleme (UPR) Çalışma Grubu’nun 53. oturumu kapsamında gerçekleştirilen incelemeyi Avrupa Batı Trakya Türk Federasyonu (ABTTF) Uluslararası İlişkiler Direktörü Melek Kırmacı da yerinde takip etti.
BM üyesi bütün ülkelerin insan hakları durumlarının belirli aralıklarla diğer devletler tarafından değerlendirildiği mekanizma kapsamında, Yunanistan heyetine BM Cenevre Daimi Temsilcisi Büyükelçi Ioannis Ghikas başkanlık etti. Çeşitli bakanlıklardan toplam 34 kişinin yer aldığı Yunan heyeti, 2021 yılındaki son incelemeden bu yana insan haklarının geliştirilmesi amacıyla gerçekleştirildiğini ileri sürdüğü yasal ve idari düzenlemeleri anlattı.
Yunanistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Alexandra Papadopoulou da video mesaj aracılığıyla yaptığı ülke sunumunda yargı reformları, hukukun üstünlüğü, toplumsal cinsiyet eşitliği, kadınlara yönelik şiddetle mücadele, çocuk ve engelli hakları, göç ve iltica politikaları ile ırkçılık ve ayrımcılıkla mücadele alanlarındaki çalışmaları aktardı.
99 ülke Yunanistan’a tavsiyelerde bulundu
İnceleme sırasında söz alan 99 ülkenin temsilcileri, Yunanistan’ın insan hakları uygulamalarına ilişkin çok sayıda tavsiyede bulundu. Göçmen ve sığınmacı hakları, geri itme iddiaları, kadınlara yönelik şiddet, yargı sisteminin işleyişi, ayrımcılık ve nefret suçlarıyla mücadele ile insan hakları savunucularının korunması öne çıkan başlıklar arasında yer aldı.
Ülkelere ayrıca ırkçılık ve hoşgörüsüzlükle mücadele eylem planının etkin biçimde uygulanması ve nefret söylemiyle mücadelenin güçlendirilmesi çağrısı yapıldı. Göç ve iltica alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarına getirilen yasal kısıtlamaların, kayıt şartlarının ve cezai yaptırımların gözden geçirilmesi, insan hakları savunucularının faaliyetlerini özgürce sürdürebilmelerinin güvence altına alınması istendi.
Türkiye’den Batı Trakya Türk Azınlığı için kapsamlı tavsiyeler
İncelemenin Batı Trakya Türk Azınlığı açısından en dikkat çekici bölümlerinden birini Türkiye’nin müdahalesi oluşturdu.
Türkiye, Yunanistan’a Batı Trakya Türk Azınlığı’nın etnik Türk kimliğinin tanınması, azınlığın dini işlerine devlet müdahalesinin sona erdirilmesi ve seçilmiş müftülerin resmen tanınması yönünde tavsiyelerde bulundu.
Türk dernekleriyle ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının uygulanmasını isteyen Türkiye, Türk azınlık okullarının açılması ve yönetilmesi hakkının güvence altına alınmasını, Yunanca-Türkçe eğitim verecek iki dilli anaokullarının açılmasını ve azınlık okullarının kapatılmasına son verilmesini de gündeme taşıdı.
Azınlık vakıflarının yönetimi ile Batı Trakya Türk Azınlığı’nı hedef alan nefret söylemi ve ayrımcılıkla mücadele edilmesi de Türkiye’nin Atina’ya yönelttiği tavsiyeler arasında yer aldı.
Azerbaycan da Yunanistan’daki etnik ve etno-dini azınlıkların eğitim, din ve kültürel miras haklarının korunmasını, özellikle Türk toplumunu hedef alan siyasi ve medyatik nefret söylemiyle etkili biçimde mücadele edilmesini istedi.
Kuzey Makedonya ise herkesin bireysel kendini tanımlama hakkına tam saygı gösterilmesi ve bu hakkın ulusal mevzuatın etkili biçimde uygulanmasıyla güvence altına alınması tavsiyesinde bulundu.
Atina’dan yine Lozan vurgusu ve bilindik yanıt
Devletlerin tavsiyelerinin ardından Yunanistan heyetinde yer alan ilgili bakanlık temsilcileri kendi yetki alanlarına giren konularda açıklamalarda bulundu. Batı Trakya Türk Azınlığı ile ilgili tavsiyelere ise Yunanistan Dışişleri Bakanlığı temsilcisi Elias Kastanas yanıt verdi.
Kastanas, 1923 Lozan Antlaşması’na atıfta bulunarak Batı Trakya’da dini kimlik temelinde tanımlanan Müslüman bir azınlığın bulunduğunu, bu azınlığın Türk, Pomak ve Roman kökenli gruplardan oluştuğunu ileri sürdü.
Batı Trakya’da 240’tan fazla caminin faaliyet gösterdiğini, üç müftülüğün yeniden yapılandırıldığını ve müftülerin atanması sürecinin tamamlandığını belirten Kastanas, örgütlenme özgürlüğü konusunda ise AİHM kararlarının uygulanması için Avrupa Konseyi ile yapıcı iş birliği yürütüldüğünü iddia etti.
Eğitim konusunda da açıklama yapan Kastanas, Batı Trakya’da 3 bin 500’den fazla öğrenciye hizmet veren yaklaşık 80 azınlık okulu bulunduğunu söyledi. Öğrenci sayısının yetersizliği nedeniyle bazı okulların faaliyetlerinin askıya alındığını kabul eden Yunan temsilci, bu uygulamanın yalnızca azınlık okullarına yönelik olmadığını, ülke genelindeki bütün okullar için geçerli olduğunu savundu.
Böylece Türkiye’nin Türk kimliğinin tanınması, eğitim özerkliği ve seçilmiş müftülerin kabulü yönündeki tavsiyelerine karşı Atina, yıllardır sürdürdüğü resmi tezlerini BM kürsüsünde de tekrarlamış oldu.
ABTTF: Bizi kendi vatandaşları değil, potansiyel tehdit olarak görüyorlar
ABTTF, Yunanistan’ın incelemesi öncesinde BM’ye sunduğu yazılı katkının yanı sıra devlet delegasyonlarına ilettiği bilgi notu ve sekiz somut tavsiye aracılığıyla Batı Trakya Türk Azınlığı’nın karşı karşıya olduğu sorunları uluslararası gündeme taşımıştı. Federasyon; Türk kimliğinin tanınması, örgütlenme özgürlüğü, eğitim ve dini özerklik, müftülükler, vakıflar ve ayrımcılıkla mücadele başlıklarına dikkat çekmişti.
ABTTF Başkanı Halit Habip Oğlu, incelemeye ilişkin değerlendirmesinde Yunanistan’ın Batı Trakya Türk Azınlığı’na yönelik yaklaşımını sert sözlerle eleştirdi.
Habip Oğlu, şu ifadeleri kullandı:
“Yunanistan’ın kendi vatandaşları olan Batı Trakya Türk Azınlığı ile ilgili konularda Dışişleri Bakanlığı’nın açıklama yapması, ülkemizin bize yönelik yaklaşımındaki sakatlığı ve çelişkiyi açıkça ortaya koyuyor. Üstelik Yunanistan Dışişleri Bakanlığı bünyesinde İskeçe’de bir Siyasi İşler Bürosu’nun bulunması da bu yaklaşımın kurumsal boyutunu gösteriyor. Bizim açımızdan bu durum, ülkemiz Yunanistan’ın bizleri bir dış politika ve güvenlik meselesi, hatta potansiyel bir tehdit olarak değerlendirdiğinin göstergesi…
Yunanistan, BM önünde de Türk kimliğimizi reddeden, eğitim ve dini özerkliğimizi yok sayan tutumunu sürdürdü. ABTTF olarak UPR incelemesinin sonuç belgesini, Yunanistan’a yöneltilen tavsiyeleri ve bunların uygulanmasını yakından takip edecek, Batı Trakya Türk Azınlığı’nın haklarının korunması için BM nezdindeki çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz.”
Cenevre’de gerçekleştirilen inceleme, Batı Trakya Türk Azınlığı’nın yıllardır dile getirdiği sorunların uluslararası platformlarda gündemde tutulmaya devam ettiğini bir kez daha gösterdi. Türkiye ve diğer ülkelerin tavsiyeleri, azınlığın kimlik, eğitim, din ve örgütlenme özgürlüğü alanlarındaki taleplerinin yalnızca yerel bir tartışma olmadığını, uluslararası insan hakları mekanizmalarının da konusu olduğunu ortaya koydu. Bundan sonraki süreçte asıl belirleyici olan ise Yunanistan’ın kendisine yöneltilen tavsiyeleri ne ölçüde hayata geçireceği olacak.