Batı TrakyaBatı Trakya Haber

“Atina Müftü Atayabilir Ama Batı Trakya Türk Azınlığının İradesini Atayamaz!”

Müftü Mustafa Trampa'dan Atina'ya 40 yıllık müftülük sorunu üzerinden açık mesaj: “Bir makamı devlet eliyle doldurmak mümkündür; ancak o makama toplumsal kabul ve meşruiyet kazandırmak, yalnızca atama yoluyla mümkün değildir.”

Müftü Mustafa Trampa’dan Atina’ya 40 yıllık müftülük sorunu üzerinden açık mesaj: “Bir makamı devlet eliyle doldurmak mümkündür; ancak o makama toplumsal kabul ve meşruiyet kazandırmak, yalnızca atama yoluyla mümkün değildir.”

Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulu, Gümülcine ve İskeçe müftülüklerine yapılan son atamaları kınayarak Yunanistan’ı Azınlığın özgür iradesini esas alan gerçek bir diyalog süreci başlatmaya çağırdı.

Atina’nın müftülük makamlarına yaptığı atamalarla çözebileceğini düşündüğü sorun, Batı Trakya Türk Azınlığının iradesi söz konusu olduğunda bir kez daha karşısına çıkıyor. Çünkü bir makamı doldurmakla o makamın temsil ettiği toplumun güvenini ve kabulünü kazanmak aynı şey değil. Yunanistan devletinin 1985 yılından bu yana çözüme kavuşturamadığı müftülük meselesinde bugün de değişen bir şey yok: Atina atama yapıyor, Batı Trakya Türk Azınlığı ise kendi dini liderlerini özgür iradesiyle belirleme talebinden vazgeçmiyor.

İskeçe Müftüsü ve Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulu Başkanı (BTTADK) Mustafa Trampa’nın düzenlediği basın toplantısında yaptığı açıklama, yalnızca son müftü atamalarına yönelik bir tepki değil, Atina’ya yöneltilmiş açık bir siyasi ve hukuki çağrı niteliği taşıyor.

Trampa, Gümülcine ve İskeçe müftülüklerine yapılan son atamaları kabul etmediklerini ilan ederken, Azınlığın dini liderlerini kendi özgür iradesiyle belirleme talebinin yeni olmadığını, 1985 yılından bu yana devam eden temel bir hak ve irade meselesi olduğunu vurguladı.

Açıklamanın en dikkat çekici noktalarından biri ise devletin atama yetkisiyle toplumsal meşruiyet arasındaki farkın açık biçimde ortaya konulması oldu. Trampa’nın, “Bir makamı devlet eliyle doldurmak mümkündür; ancak o makama toplumsal kabul ve meşruiyet kazandırmak, yalnızca atama yoluyla mümkün değildir.” sözleri, Atina’nın müftülük politikasına yönelik eleştirinin özünü oluşturdu.

Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulu, Azınlığın kabul etmediği kişilerin müftülük makamlarına atanmasının toplumun dini temsil konusundaki iradesini yok saymak anlamına geldiğini belirterek, devlet tarafından oluşturulan sözde “seçici kurul” aracılığıyla da bu atamalara toplumsal meşruiyet kazandırılamayacağının altını çizdi.

Açıklamada, Batı Trakya Türk Azınlığının Gümülcine Müftüsü olarak İbrahim Şerif’i, İskeçe Müftüsü olarak ise Mustafa Trampa’yı kendi müftüleri ve dini liderleri olarak kabul ettiği bir kez daha vurgulandı.

Atina’ya uluslararası hukuk hatırlatması

Mustafa Trampa’nın açıklamasında müftülük meselesinin yalnızca güncel bir idari tartışma olmadığına da dikkat çekildi. 1913 Atina Antlaşması’nın 11. maddesi ve 1923 Lozan Barış Antlaşması hatırlatılarak, müftülük meselesinin tarihsel ve hukuki temelleri bulunan, uluslararası antlaşmalarla doğrudan ilişkili bir konu olduğu ifade edildi.

Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulu, Yunanistan’ın Azınlığın iradesini yok sayarak müftü atamalarında ısrar etmesinin, dini haklar ve kendi dini liderlerini belirleme iradesini koruyan uluslararası hukuk çerçevesiyle uyuşmadığı görüşünü dile getirdi.

Kurul, Yunanistan devletini uluslararası antlaşmalardan doğan yükümlülüklerine saygı göstermeye, Azınlığın kurumları ve temsilcileriyle gerçek, samimi ve sonuç odaklı bir diyalog başlatmaya çağırdı.

40 yıllık sorun, tek taraflı kararla çözülemez

Batı Trakya Türk Azınlığının beklentisi açık: Kendi dini liderlerini özgür iradesiyle belirleyebileceği, insan haklarına ve uluslararası yükümlülüklere uygun, kalıcı ve adil bir çözüm.

Mustafa Trampa’nın açıklaması, Atina’ya bir kez daha şu gerçeği hatırlatıyor: Bir toplumun dini liderini belirleme iradesi, idari kararlarla ortadan kaldırılamaz. Azınlığın katılmadığı bir sürecin sonucunda ortaya çıkan atamalar, 40 yıldır devam eden sorunu çözmek yerine daha da derinleştiriyor.

Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulunun mesajı ise son derece net: Dayatma değil diyalog, tek taraflı karar değil istişare, iradenin yok sayılması değil iradeye saygı.

 

BASIN TOPLANTISI KONUŞMA METNİNİN TAMAMI:

“Bir makamı devlet eliyle doldurmak mümkündür; ancak o makama toplumsal kabul ve meşruiyet kazandırmak, yalnızca atama yoluyla mümkün değildir”

“Değerli basın mensupları, Kıymetli katılımcılar,

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün burada, Batı Trakya Türk Azınlığının uzun yıllardır çözüme kavuşturulamayan en önemli sorunlarından biri olan müftülük meselesini ve son günlerde Gümülcine ile İskeçe müftülüklerine yapılan atamaları değerlendirmek üzere bir araya gelmiş bulunuyoruz.

Öncelikle açıkça ifade etmek isterim ki, Batı Trakya Türk Azınlığının dini liderlerini kendi özgür iradesiyle belirleme talebi, yeni ortaya çıkmış bir talep değildir. Bu, 1985 yılından bu yana devam eden, onlarca yıldır dile getirilen temel bir hak ve irade meselesidir.

Aradan geçen 40 yılı aşkın süreye rağmen Yunanistan devletinin bu konuda kalıcı ve adil bir çözüm üretememiş olması son derece üzücü ve düşündürücüdür. Daha da önemlisi, çözüm bekleyen bu meselede Azınlığın iradesini esas almak yerine, devlet tarafından belirlenen kişilerin müftülük makamlarına atanması yoluyla dayatmacı bir yaklaşımın sürdürülmesidir.

Son günlerde Gümülcine ve İskeçe müftülüklerine yapılan atamalar da bu anlayışın devam ettiğini açıkça göstermektedir. Batı Trakya Türk Azınlığı, Gümülcine Müftüsü olarak Sayın İbrahim Şerif’i, İskeçe Müftüsü olarak ise Sayın Mustafa Trampa’yı kendi müftüleri ve dini liderleri olarak kabul etmektedir. Bu tercih, Azınlığımızın yıllardır ortaya koyduğu iradenin ve beklentisinin bir sonucudur.

Buna rağmen, Azınlığın kabul etmediği kişilerin devlet tarafından müftülük makamlarına atanması, toplumumuzun dini temsil konusundaki iradesinin bir kez daha göz ardı edilmesi anlamına gelmektedir.

Burada özellikle vurgulamak istiyorum: Bir makamı devlet eliyle doldurmak mümkündür; ancak o makama toplumsal kabul ve meşruiyet kazandırmak, yalnızca atama yoluyla mümkün değildir.

Azınlığın görüşü ve katılımı olmadan oluşturulan, devletin belirlediği bir sürecin parçası olan sözde “seçici kurul” da bu atamalara toplum nezdinde meşruiyet kazandıramaz. Çünkü gerçek bir çözüm, Azınlığın iradesini sürecin merkezine koymadan sağlanamaz.

Müftülük meselesi yalnızca idari bir düzenleme veya makam tartışması değildir. Bu mesele, Batı Trakya Türk Azınlığının dini kimliğiyle, inanç özgürlüğüyle, kendi dini liderlerini belirleme hakkıyla ve toplumsal iradesine saygı gösterilmesiyle doğrudan bağlantılıdır.

Yunanistan devleti, Azınlığımızı doğrudan ilgilendiren böylesine hassas bir konuda, Azınlığın kurumları ve temsilcileriyle samimi bir diyalog yürütmek yerine tek taraflı kararlar almaya devam etmektedir. Bu yaklaşım, sorunu çözmediği gibi devlet ile Azınlık arasındaki güven ilişkisini de zedelemektedir.

Bugün gelinen noktada bir kez daha görülmektedir ki, Azınlığın iradesini yok sayan hiçbir uygulama müftülük sorununu çözemez. Aksine, bu tür uygulamalar mevcut anlaşmazlığı derinleştirir ve toplumun devlete duyduğu güveni daha da sarsar.

Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulu olarak, Gümülcine ve İskeçe müftülüklerine yönelik son atamaları açıkça kınıyor ve kabul etmediğimizi kamuoyuna ilan ediyoruz. Yunanistan devletini, 1985 yılından bu yana devam eden bu sorunu daha fazla uzatmadan çözmek üzere Azınlığımızın kurumları ve temsilcileriyle gerçek, samimi ve sonuç odaklı bir diyalog süreci başlatmaya çağırıyoruz.

Müftülük meselesinin yalnızca güncel bir idari tartışma olarak değerlendirilmesi de doğru değildir. Bu mesele, tarihsel ve hukuki temelleri bulunan, uluslararası antlaşmalarla doğrudan ilişkili bir konudur. 1913 Atina Antlaşması’nın 11. maddesi, müftülerin kendi yetki bölgelerindeki Müslüman seçmenler tarafından seçilmesini öngörmektedir. 1923 Lozan Barış Antlaşması ise Batı Trakya Türk Azınlığının statüsünü ve dini haklarını uluslararası güvence altına alan temel antlaşmalardan biridir. Bu çerçevede müftülük meselesi, uluslararası antlaşmalarla şekillenmiş azınlık hakları ve dini özerklik meselesidir.

Dolayısıyla, Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığının iradesini yok sayarak müftü atamalarında ısrar edilmesi, yalnızca azınlığın demokratik talebinin göz ardı edilmesi anlamına gelmemektedir. Aynı zamanda, azınlığın dini haklarını ve kendi dini liderlerini belirleme iradesini koruyan uluslararası hukuk çerçevesiyle de ciddi bir uyuşmazlık yaratmaktadır. Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulu olarak, bu uygulamaların 1913 Atina Antlaşması ve Lozan Barış Antlaşması’nın ruhu ve hükümleriyle bağdaşmadığı inancındayız. Yunanistan’ı, uluslararası antlaşmalardan doğan yükümlülüklerine saygı göstermeye ve müftülük sorununu azınlığın özgür iradesini esas alan, uluslararası hukukla uyumlu bir diyalog süreci içinde çözmeye çağırıyoruz.

Beklentimiz açıktır: Batı Trakya Türk Azınlığının özgür iradesini esas alan, insan haklarına ve uluslararası yükümlülüklere uygun, kalıcı ve adil bir çözümün hayata geçirilmesidir.

Unutulmamalıdır ki, dini liderlerin toplum tarafından kabul görmesi ve toplumun iradesini temsil etmesi, huzurlu bir toplumsal yaşamın da temel şartlarından biridir. Bizler dayatmayı değil diyaloğu, tek taraflı kararları değil istişareyi, iradenin yok sayılmasını değil iradeye saygıyı savunuyoruz.

Çözümün yolu açıktır: Batı Trakya Türk Azınlığının sesine kulak vermek, temsilcileriyle samimi bir diyalog kurmak ve kendi dini liderlerini belirleme iradesine saygı göstermek.

Bu demokratik ve haklı talebimizin takipçisi olmaya devam edeceğimizi bir kez daha vurguluyor, basın toplantımıza katıldığınız için hepinize teşekkür ediyorum.”

Haberin devamını oku

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu