
Gerapetritis’ten Çok Önemli Türkiye, Ege ve Doğu Akdeniz Mesajları
Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgos Gerapetritis, To Vima gazetesinin Pazar günkü ekine (TO VİMA TİS KİRİAKİS) gazetesinden gazeteci Periklis Dimitrolopulos’a verdiği mülakatta, Atina-Ankara ilişkileri, Ege’deki deniz parkları, Kıbrıs meseleleri ve Türkiye’nin bölgedeki hamlelerine dair kritik açıklamalarda bulundu.
Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgos Gerapetritis, To Vima gazetesinin Pazar günkü ekine (TO VİMA TİS KİRİAKİS) gazetesinden gazeteci Periklis Dimitrolopulos’a verdiği mülakatta, Atina-Ankara ilişkileri, Ege’deki deniz parkları, Kıbrıs meseleleri ve Türkiye’nin bölgedeki hamlelerine dair kritik açıklamalarda bulundu.
Gerapetritis, Türkiye ile yürütülen “sakin sular” politikasının bir taviz olmadığını, aksine Yunanistan’ın askeri, ekonomik ve diplomatik açıdan güçlenmesi için zaman kazandıran milli bir strateji olduğunu savundu. Türkiye’nin ilan ettiği çevre parklarının hukuki bir geçerliliği olmadığını öne süren Bakan; Yunanistan’ın Rafale, F-16 Viper, Belharra ve gelecekteki F-35 projeleriyle havada ve denizde üstünlük sağladığını iddia etti. Ayrıca, Türkiye ile diyaloğun kesilmesini isteyen iç muhalefeti eleştirerek, 12 mil hakkının saklı tutulduğunu ve diyalog kanalının açık kalmasının krizleri önlemedeki önemini vurguladı.
Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgos Gerapetritis’in verdiği röportajın tam metni (23 Ağustos 2026)

GAZETECİ: Sayın Bakan, “sakin sular” döneminin sonunu mu yaşıyoruz?
GERAPETRİTİS: Sakin sular kendi başına bir nihai amaç değil, milli hedeflerimize hizmet etmenin bir aracıdır. Bu politika, Türkiye ile yaşanan ve bölgemizdeki barışı fiilen tehdit eden, hatta bir çatışmaya yol açabilecek kadar tırmanan uzun süreli bir gerilim döneminin ardından geldi. Dolayısıyla komşu ülke ile işleyen bir ilişki biçimlendirme tercihi net ve milli açıdan faydalıydı: Krizlerin azaltılması ve aynı zamanda Yunanistan’ın çok boyutlu olarak güçlendirilmesi.
Birincisi, Ulusal Hava Sahası ihlalleri azaldı, doğudan gelen düzensiz göç akışları en aza indirildi, Doğu Ege adaları nefes aldı ve ekonomik olarak gelişti; gerilimlere rağmen büyük bir kriz ortaya çıkmadı.
İkincisi, bu zaman ekonomimizin ve savunmamızın büyütülmesi için değerlendirildi. Özellikle ekonomik kriz nedeniyle büyük darbe alan silahlı kuvvetlerimiz hayati bir şekilde güçlendirildi ve bugün Rafale uçakları, modernize edilmiş F-16’lar, Belharra fırkateynleri, yeni çok boyutlu kuvvet yapısı ve önümüzdeki dönemde beklediğimiz yeni süper silahlar özellikle F-35’ler ile havada ve denizde üstünlük konumundadır.
Üçüncüsü, Yunanistan diplomatik olarak gelişti ve bugün gücünün zirvesindedir. Tüm büyük uluslararası örgütlerin sert çekirdeğinde; ABD, Fransa, İsrail, Mısır, Hindistan ve Körfez ülkeleri gibi kritik ülkelerle stratejik ittifaklar içindedir. Aynı zamanda, Libya ile olduğu gibi açık yaraları kapattık ve dünyadaki diplomatik ayak izimizi genişlettik.
Dördüncüsü, Türkiye ile ilişkilerimizdeki iyileşme, BM Genel Sekreteri himayesinde uzun bir durgunluk döneminin ardından Kıbrıs konusunda gayriresmi görüşmelerin yeniden başlatılmasına belirleyici katkı sağladı.
Beşincisi, Yunanistan ilk kez, Deniz Mekânsal Planlaması ve deniz altı zenginliklerimizden yararlanma programı gibi egemenlik haklarımızı fiilen güvence altına alan milli tezlerimizi desteklemek için hukuki ve siyasi argümanları tartışmasız bir şekilde ortaya koydu.
GAZETECİ: Peki ya “Atina Deklarasyonu”? Onu “ölü” mü kabul edelim?
GERAPETRİTİS: Türkiye ile diyalog mevcut hükümetin bir icadı değildir. Metapolitefsi (rejim değişimi) sonrası tüm Yunan hükümetleri Türkiye ile görüştü; kimi zaman düzensiz ve faydasız bir şekilde, milli tezlerimizin güçlendirilmesine hiçbir esaslı katkı sağlamayan 64 tur istatistiki temas yapıldı.
Atina Deklarasyonu ilk kez üç sütunlu yapılandırılmış bir diyalog kurdu. Yapılandırılmış diyalog, iki ülke arasındaki ilişkiler için bir basınç tahliye kanalı işlevi gördü. Elbette köklü anlaşmazlıklarımızın sihirli bir değnekle ortadan kalkmasını beklemiyorduk zaten Deklarasyonun kendisi tarafların hukuki pozisyonlarını koruduğunu öngörüyordu. Ancak, geniş komşuluğumuzda yayılan savaşlarla birlikte son derece değişken ve öngörülemez bir uluslararası çevrede, iletişim ve sorunlarımızın barışçıl çözümü için net ve belirlenmiş bir çerçevenin bulunması önemlidir. Üstelik ilk kez Türkiye tarafından uluslararası alanda tanınan Uluslararası Hukuk ilkelerinin açıkça kabul edilmesiyle.
GAZETECİ: Her halükarda, bölgede lider bir rol inşa eden ve bizimle ilgili olarak “oldubitti yaratmaya” çalışan bir Türkiye görüyoruz. İlk olarak bu okumaya katılıyor musunuz?
GERAPETRİTİS: Türkiye’nin Ege ve Doğu Akdeniz’deki eylemleri, egemenlik haklarımızı Uluslararası Hukuk temelinde güvence altına almayı amaçlayan kendi girişimlerimize bir tepki teşkil etmektedir. Türkiye’nin güçlü bir savunma sanayisine ve diğer ülkelerde varlığa sahip bölgesel bir güç profili inşa etmeye yönelik daha geniş bir girişimine entegre olmaktadır. Ne yazık ki, Türkiye’nin Libya ve Suriye gibi ülkelerdeki varlığı her zaman faydalı değildir. Suriye’deki son müdahaleler, Türkiye’de daha fazla dayatma eğilimi yaratıyor gibi görünmekte ve geniş bölgedeki güvenlik için yayılan sonuçlar doğurmaktadır. Yine de hiçbir oldu bitti tek taraflı olarak üretilemez. Uluslararası hukuk düzeni bunu gerektirir ve biz, tek başımıza veya uluslararası ittifaklarımız aracılığıyla, bunun netleşmesini ve herkese yöneltilmesini her zaman sağlıyoruz.
GAZETECİ: Dolayısıyla, basitçe ifade etmek gerekirse, biz ne yapıyoruz? Bizim stratejimiz değişecek mi ve ne yönde?
GERAPETRİTİS: Yunan dış politikası başkaları tarafından belirlenmez. Türkiye’nin veya başka bir devletin dış politikası ve girişimleri merceğinden değil, egemen ve bağımsız bir şekilde şekillenir. Stratejik planımıza tutarlılıkla hizmet ediyor, kurşunsuz atışlara eylemlerle cevap veriyor, milli savunmamızın ve jeopolitik konumumuzun gücünü yukarılara taşıyoruz.
Yunanistan, bölgemizdeki dış politikasını sadece Türkiye’ye karşı değil herkese karşı, Uluslararası Hukuk ve iyi komşuluk ilişkileri temelinde yapılandırmaya devam edecektir. Ancak her zaman daha önce hiç var olmamış aktif eylemlerle ve milli haklardan taviz vermeden. Bu durum içeride veya dışarıda bazılarını rahatsız ediyorsa, bunu aşsınlar. Pasif diplomatik atalet içindeki Yunanistan geri dönülmez şekilde geride kalmıştır. Onun yerini özgüvenli ve hareket başlatan Yunanistan almıştır.
GAZETECİ: Pratik bir soru sorayım. Ankara iki çevre parkı ilan etti. Bunların sözde koruması kapsamında Limnos (Limni) ve Kastelorizo (Meis) için geçiş izni talep ediyor. Böyle bir senaryoyu imkansız mı görüyorsunuz? Bu Atina için bir “casus belli” (savaş sebebi) olur mu?
GERAPETRİTİS: Türk çevre parkları, ilan edildiği şekliyle yasadışıdır ve hiçbir hukuki sonuç doğurmaz; çünkü Türk karasularının ötesinde, Yunan kıta sahanlığının sınırlandırılmamış uluslararası sularına uzanmaktadır. Elbette ilgili Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri çevre koruma şartları ve kısıtlamaları içermemekte, sadece koordinatlar barındırmaktadır. Her durumda, Yunan Hükümetinin pozisyonu nettir: Egemenlik haklarımıza yönelik her türlü ihlal girişimi uygun olan her türlü araçla karşılanır. Birincil amacımız aşikar ki anlaşmazlıkların barışçıl çözümüdür, ancak her senaryoya tamamen hazırız. Bizim için yurtseverlik görevi bedava bağrışmalar ve savaş çığlıkları değildir. Artan güç, sürekli hazırlık, vatanı desteklemek için sarsılmaz iradedir.
GAZETECİ: Türk parklarının “hukuki sonuç doğurmadığını” söylüyorsunuz. Böyle bir argümanın bugün Beyaz Saray’da nasıl duyulduğunu düşünüyorsunuz?
GERAPETRİTİS: Güvenlik mimarisinin artık kurallardan ziyade güçle belirlendiği uluslararası bir ortam yaşsak da, kimsenin küresel bir orman istemediğine inanıyorum. Batı’nın uluslararası çok taraflılığa ve Uluslararası Hukuka olan inanç geleneği, her türlü fırsatçı revizyonizme karşı savunmayı oluşturur. Yine de biri diğerini engellemez. Uluslararası Hukuka atıfta bulunuyor, gücümüzü işliyoruz. İlişkimizin mükemmel bir noktada olduğu ve açık bir iletişim hattını koruduğumuz ABD gibi müttefiklerimizle işbirliği içinde, milli tezlerimizi geliştirmek için aralıksız çalışıyoruz. Açıkçası, müttefiklerimiz dahi olsa başka ülkelerin dış politikasını biz belirleyemeyiz. Ancak her zaman dikkat ettiğimiz husus, Yunan tezlerinin duyulması ve her zaman ciddiye alınacak dayanaklara sahip olmamızdır.
GAZETECİ: Yine de Sayın Bakan, Recep Tayyip Erdoğan’ın Washington’da güçlü dayanakları olduğu açık. Donald Trump’tan “cesaret alıyor” diyebiliriz. Bizim “arkamız/dayanağımız” kimdir?
GERAPETRİTİS: Son yıllarda ülkemiz sadece başkalarının sırtına dayanmakla kalmamış, aksine başka devletlere destek olmuştur. Kıbrıs’ta, Balkanlar’da, Orta Doğu’da, Körfez ülkelerinde bu görüldü. Günümüzün çok kutuplu dünyasında sadece güçlü olmak yetmez, güç gösterisine de sahip olmalısınız. Bize gelince, bu gösteriyi, kendilerine sağladığımız güvenlik için devletlerin düzenli şükran ifadeleri güçlendirmektedir. Başkaları umutsuzca dış yardım ararken ve özden ziyade imajı hedeflerken, biz gücümüzü inşa ediyor ve önümüzdeki Ekim ayında BM Güvenlik Konseyi Başkanlığına ve 2027’nin ikinci yarısında Avrupa Birliği Konseyi Başkanlığına hazırlanıyoruz. Büyük uluslararası politikalar ülkemizden geçiyor. AB dışı ülkelerin SAFE gibi Avrupa savunma programlarına katılım şartlarını belirlemek için başkalarının sırtına ihtiyacımız olmadı, F-35 ve F-16 modernizasyon programlarına girmek için başkalarının sırtına ihtiyacımız olmadı, Evros’taki (Meriç) hibrit göçmen saldırısıyla yüzleşmek için başkalarının sırtına ihtiyacımız olmadı. Ve aynı zamanda Kızıldeniz’de seyrüsefer özgürlüğünün korunması için Avrupa Birliği’nin EUNAVFOR ASPIDES (Kalkanlar) operasyonunda ve Orta Akdeniz’deki EUNAVFOR Irini operasyonunda lider role sahibiz. Bizim üçüncü taraflardan ödünç cesarete ihtiyacımız yok, bu bizim genomumuzda var.
GAZETECİ: Avrupa’dan “olduğu kadar” bir destek alıyoruz. Alışılageldik şekilde diyelim. Öte yandan, İsrail ile olan ilişkimize aşırı mı yatırım yapıyoruz?
GERAPETRİTİS: Katılmamama izin verin. Avrupa Birliği uzlaşılar ve tavizlerle çalışır, ama çalışır. Ve gerektiğinde yenilik yaptığını, girişimler üstlendiğini ve üye devletlerin yanında durduğunu kanıtlıyor. Avrupa Konseyi Sonuç Belgelerini, Avrupa Komisyonu ve Parlamentosu Raporlarını ve Avrupa savunması ile stratejik özerklik eylemleri çerçevesinde şekillenen pozisyonları okursanız, hem Yunanistan hem de Kıbrıs (Güney) ile olan dayanışmanın esaslı olduğunu anlayacaksınız.
Öte yandan, İsrail ile ilişkimiz stratejik niteliktedir. Geliştirdiğimiz üçlü işbirliği şeması çerçevesinde Kıbrıs’ın (Güney) da aktif olarak katıldığı, zamana yayılan derin bir ilişkidir. İsrail ile stratejik ortaklar olarak konuşuyoruz, ancak tüm Arap dünyasıyla da konuşuyoruz. Dış politikamız, tek amacı ülkemizin uluslararası konumunu güçlendirmek olan açık kanallar ve işbirlikleri ile çok boyutludur. İsrail ile ilişkimiz gibi bir güç çarpanımızın bazılarını rahatsız edebileceğini anlıyorum. Net olmak istiyorum: Yunanistan’ın hiçbir ittifakı başka bir ülkeyi tehdit etmek için kurulmaz, ancak Yunan Devleti ikili ve çok taraflı ilişkilerini geliştirme biçimi konusunda kimseden talimat kabul etmez.
GAZETECİ: Ege’ye dönelim. Kendi parklarımızla ne yapıyoruz? İlerliyor muyuz? Unutuyor muyuz?
GERAPETRİTİS: Yunanistan ilk kez Deniz Mekânsal Planlamasını belirlemeye geçerek kıta sahanlığının ve Münhasır Ekonomik Bölgesinin en dış sınırlarını haritalandırdı. Avrupa müktesebatının bir parçası olan tek bir metinde, gerek komşu devletlerle anlaşmayla sınırlandırılmış deniz alanlarını, gerekse böyle bir anlaşmanın bulunmadığı potansiyel sınırlarını kayda geçirdi.
Ayrıca Ege ve İyon Denizi’nde iki yeni Ulusal Deniz Parkı belirlendi. Bu, biyoçeşitliliğin korunması, habitatların korunması ve deniz çevresi konusunda farkındalık yaratılması açısından büyük önem taşıyan çevresel bir eylemdir. Ve bu elbette insan faaliyetlerine, seyrüsefere ve balıkçılığa kısıtlamalar içermektedir. Bu kısıtlamalar çevresel niteliktedir ve hassas deniz ekosistemlerini korumayı amaçlamaktadır. Çevre ve Enerji Bakanlığı’nın girişimi ve ilgili bakanlıkların katılımıyla önümüzdeki dönemde uygulayıcı Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri gelecektir.
GAZETECİ: Ancak hepimiz farkı anlıyoruz. Biz kendimizi 6 mille sınırlandırdık, Türkler uluslararası sulara yayıldı. Kötü mü “büzüldük”? Oniki Adalar’da park kurma ilk niyetiyle ilgili olarak da soruyorum.
GERAPETRİTİS: Uluslararası Hukuk ala kart uygulanmaz. Yunanistan sadece Uluslararası Hukuk ve özellikle Uluslararası Deniz Hukuku çerçevesinde hareket eder. Bu bir “kendi kendini sınırlandırma” değildir; uluslararası düzene saygı duyan hukuka bağlı bir ülkenin tabii yükümlülüğü, bilinçli sorumluluk tercihi ve kurumsal ciddiyetidir. Sorumlu bir Hükümet, gelecekte Uluslararası Hukuku her yönüyle ileri sürebilmek adına hukuki yarara sahip olmak için bunu yapar. Bu şekilde İyon Denizi’nde ve Taenaron Burnu’na kadar karasularını genişleterek Yunanistan’ı büyüttük, İtalya ve Mısır ile Münhasır Ekonomik Bölge sınırlandırma anlaşmalarıyla egemenlik haklarımızı kullandık, Girit’in güneyindeki yatakların araştırılması ve işletilmesini enerji devlerine devrettik, Deniz Mekânsal Planlamasını getirdik ve Ege ile İyon’daki Deniz Parkları ile ilerliyoruz. Doğrusu, Yunan siyasi tarihinde haklarımızı güvence altına alan bu kadar çok eylem ne zaman yapıldı?
Bu Yunan eylemlerine Türkiye’nin beklenen tepkileri nedeniyle bizi eleştirenler, öncelikle bu listeden tek bir eylemi bile getirmeye neden cesaret edemediklerini açıklasınlar.
GAZETECİ: Yine de Türkiye’nin Yunan adalarında kıta sahanlığı tanımadığı, diğerlerini sorguladığı, deniz parkları ilan ettiği, mavi vatan kanunu çıkardığı bir senaryo şekilleniyor. Sayın Bakan, Ege’deki statüko adım adım değişiyor mu?
GERAPETRİTİS: Türkiye’nin tarih dışı ve gerçek dışı argümanları yeni değildir, onlarca yıl geriye gider: Mavi vatan, gri bölgeler, adaların silahsızlandırılması. Türkiye’nin bu pozisyonlardan vazgeçeceğini de beklemiyorduk. Biz kendi argümanlarımızı karşı koyuyoruz ki bunlar ilk kez masadadır. Ve Türkiye’yi, uluslararası yargıya götürülebilecek tek uyuşmazlığı, yani kıta sahanlığı ve MEB sınırlandırmasını Uluslararası Hukuk temelinde Uluslararası Adalet Divanı’na götürmeye çağırıyoruz. Uluslararası Hukuktan korkmayan ona katılır ve ortak nokta yoksa uluslararası yargıya başvurur. Uluslararası Hukuka dayanmayan ise uluslararası antlaşmaları onaylamaktan kaçınır ve tek taraflı yasadışı eylemlere girişir. Ancak bu durumda uluslararası toplum nezdinde bir bedel ödenir. Söylentisi çıkan Türk deniz yetki alanları yasa tasarısı Uluslararası Hukuktan uzaklaşırsa sonuçları olacaktır.
GAZETECİ: Mısır. Mekke Anlaşması’na katılması bizim için ne anlama gelir? Patriot’ların Suudi Arabistan’daki varlığı konusunda ikinci düşünceleriniz var mı?
GERAPETRİTİS: Mısır, Yunanistan’ın stratejik ortağıdır. Yunanistan ve Mısır bölgede istikrar sütunlarıdır ve tarihi bağlara hem de bölgenin ana meseleleri hakkında ortak bir anlayışa dayanan stratejik bir ortaklık ilişkisini sürdürmektedirler. Aynı zamanda Kıbrıs (Güney) ile birlikte geliştirdiğimiz, katma değerini ve dayanıklılığını kanıtlamış olan üçlü işbirliğini istikrarlı ve esaslı bir şekilde sürdürüyoruz.
Suudi Arabistan ile ilişkimiz de stratejiktir. Suudi Arabistan ile işbirliğine verdiğimiz rolün karakteristik özelliği, Yunanistan’ın Yüksek Stratejik İşbirliği Konseyi kurduğu Orta Doğu’daki ilk ülke olmasıdır. Zaten Suudi Arabistan, Türkiye-Libya mutabakatına açıkça karşı çıkan ülkeler arasında yer almaktadır. Yunan Patriot bataryasının Suudi Arabistan’a konuşlandırılması anlaşması tamamen savunma ve caydırıcılık niteliğindedir, Yunan ve Avrupa enerji güvenliğini ilgilendiren kritik altyapıların korunmasıyla bağlantılıdır ve aynı zamanda askeri personelimizin eğitimi ve sistemlerin gerçek koşullarda test edilmesi açısından önemli bir katma değere sahiptir. Yunanistan bölgesel gelişmeleri her zaman ciddiyetle takip eder ve tutumunu milli çıkar, Yunan savunma öncelikleri ve uluslararası yükümlülükleri doğrultusunda ayarlar.
GAZETECİ: Yunanistan-Kıbrıs (Güney) kablosunda, Fransız Meridiam şirketinin katılımı sağlandı; aynı zamanda Doğu Akdeniz bölgelerinde araştırmalar beklemede. Lefkoşa’da (Güney) araştırmaların korunması konusunu gündeme getiriyorlar. Silahlı Kuvvetlerin böyle bir rol üstlenebileceğini düşünüyor musunuz?
GERAPETRİTİS: Yunanistan-Kıbrıs (Güney) elektrik bağlantısı, Kıbrıs’ın (Güney) enerji izolasyonunu ortadan kaldıran büyük önemde bir projedir. Fransız Meridiam şirketinin Great Sea Interconnector şirketine çoğunluk hissedarı olarak son girişi, projenin ekonomik ve teknik fizibilitesini ve değerini teyit etmektedir. Ülkemizin, Kıbrıs (Güney) Cumhuriyeti ile koordinasyon içinde, projenin tam ve engelsiz bir şekilde uygulanması için öngörülenleri yapacağı aşikardır.
GAZETECİ: Masadaki kendi “hücum silahlarımız” nelerdir? Hükümet, Girit’in güneyinde karasularını 12 deniz miline çıkarmayı değerlendirir mi?
GERAPETRİTİS: Karasularımızın 12 deniz miline kadar genişletilmesi devredilemez bir haktır ve Yunan Devleti tarafından seçilecek zaman ve şekilde tek taraflı olarak kullanma hakkını Yunanistan saklı tutar.
GAZETECİ: Türkiyeli mevkidaşınızla şu an ilişkiniz nasıl? Kişisel iletişim kanallarınız açık kalmaya devam ediyor mu?
GERAPETRİTİS: Türkiye Dışişleri Bakanı ile her tarafın pozisyonları ve kırmızı çizgileri konusunda tatmin edici bir iletişim seviyesine ulaştık. Bu iletişim sayesinde son üç yılda büyük krizlerin önüne geçildi ve her iki halkın da yararına işleyen bir ilişki inşa edildi.
GAZETECİ: İçerideki eleştirmenleriniz “sakin suları” bir ilüzyon ve hükümetin Güneydoğu Akdeniz’deki politikasını en hafif tabirle “yumuşak” olarak değerlendiriyor. Ne cevap veriyorsunuz?
GERAPETRİTİS: Hem Yunanistan’da hem de Türkiye’de sorumsuz ve fırsatçı siyasi söylem çerçevesinde, bazen iki siyasetçi arasındaki basit bir iletişim bile şeytanlaştırılıyor. Ancak anlayalım ki diyalog olmadan hiçbir soruna çözüm bulunamaz. Ve her durumda diyalog, milli pozisyonlardan geri adım atmak anlamına gelmez. Türkiye ile köprülerin atılmasını savunanlar, bu sorumsuz tutumun ne gibi sonuçlar doğurabileceğini ortaya koyacak asgari basirete sahip olsunlar.
İşin özünde, son derece olumsuz jeopolitik çalkantıların ortasında büyük krizler olmadan bir dönem geçirmemizi sağladığı gerçeğinin ötesinde sakin sular politikasının başarılı olup olmadığını değerlendirmek için, 2023’te nerede olduğumuzun ve bugün nerede olduğumuzun projeksiyonunu yapmalı ve aradan geçen zamanın milli çıkarlarımıza faydalı olup olmadığına bakmalıyız. 2023’te Yunanistan ekonomik krizden kesin olarak çıkmış ve istikrarlı bir büyüme rotasındaydı, büyük göç krizinden ve pandemi krizinden henüz izler taşıyordu, silahlı kuvvetleri güçlendirme aşamasındaydı, dünyadaki diplomatik ayak izini kademeli olarak genişletiyordu; bu sırada Türkiye köklü iddialarını pekiştirmiş, geçersiz Türkiye-Libya mutabakatını imzalamış ve dünyada güçlü bir varlığa sahipti.
Sakin suların geçen süresi güç dengesi için kritik ve hayırlı olmuştur: Yunanistan bugün uluslararası alanda her yerde söz sahibi olan çok güçlü bir aktördür, son derece dayanıklı bir mali durumdadır ve askeri gücü fırlamıştır; aynı dönemde Ege ve Doğu Akdeniz’deki argümanlarımızı kurumsallaştırdık. Evet, barış istiyoruz. Ama bunu güç konumundan istiyoruz. Özgüvenle ve korku sendromları olmadan. Günümüzün Yunanistan’ı budur.