Yunanistan Haber

PASOK’tan Açıklama Furyası: “Sakin Sular Sona Erdi”

PASOK-Değişim Hareketi Sözcüsü Kostas Çukalas ve Dış Politika Sektör Başkanı Dimitris Mancos Miçotakis hükümetinin Türkiye politikasını sert sözlerle eleştirerek “Sakin sular sona erdi. Atalet ve tavizkârlık bir seçenek değildir” dedi.

PASOK-Değişim Hareketi Sözcüsü Kostas Çukalas ve Dış Politika Sektör Başkanı Dimitris Mancos ve Anna Diamantopulu, Miçotakis hükümetinin Türkiye politikasını sert sözlerle eleştirerek “Sakin sular sona erdi. Atalet ve tavizkârlık bir seçenek değildir” dedi.

PASOK-Değişim Hareketi Basın Sözcüsü Kostas Çukalas, Real News gazetesinde yayımlanan makalesinde Türkiye’nin Ege ve Doğu Akdeniz’de deniz parkları ilan etmesini Yunanistan açısından yeni bir “provokasyon” olarak değerlendirdi. Çukalas, Başbakan Kiriakos Miçotakis hükümetinin Türkiye politikasını eleştirirken, Atina’nın “sakin sular” söylemiyle yetinmek yerine daha aktif ve iddialı bir dış politika izlemesi gerektiğini savundu.

Çukalas, Türkiye’nin belirlediği iki deniz parkının Meis, Semadirek ve Limni’nin etkisini tanımadığını ve Yunanistan’ın kıta sahanlığı ile Münhasır Ekonomik Bölgesi’ne ilişkin haklarını ilgilendiren bölgeleri kendi planlarına dahil etmeye çalıştığını öne sürdü. PASOK Sözcüsü, bunun yalnızca iletişim amaçlı bir hamle olmadığını, “yanıt verilmesini gerektiren bir tırmanma” olduğunu ifade etti.

“Sakin sular” politikası hedefte

Miçotakis hükümetinin yıllardır “sakin sular” söylemini öne çıkardığını belirten Çukalas, geçici bir gerilimsizliğin dış politikada başarı göstergesi olarak sunulduğunu savundu. Buna karşın Türkiye’nin kendi stratejisini sistematik biçimde geliştirdiğini, taleplerini uluslararası alana taşıdığını ve jeopolitik konumunu güçlendirdiğini ileri sürdü.

Çukalas ayrıca Yunanistan’ın ABD ile ilişkilerine önemli diplomatik ve stratejik sermaye harcadığını belirterek, genişletilen askeri iş birliğinin Atina açısından beklenen siyasi desteği sağlamadığını savundu. Makalede, Miçotakis’in ABD Başkanı Donald Trump ile görüşme arayışının da bu bağlamda eleştirilmesi dikkat çekti.

“Türkiye güçleniyor, Atina bekliyor”

PASOK Sözcüsü, mevcut politikanın Yunanistan ile Türkiye arasında güç dengesi ve karşılıklı saygı oluşturmak yerine Ankara’nın konumunu güçlendirdiğini öne sürdü.

Çukalas, Türkiye-Libya mutabakatını, Kaş açıklarında elektrik kablosunun döşenmesinin engellenmesini, “Mavi Vatan” haritalarının uluslararası alanda gündeme getirilmesini ve son olarak deniz parkları konusunda yaşanan gelişmeleri aynı zincirin parçaları olarak değerlendirdi.

Yunan hükümetinin açıkladığı Yenilenebilir Enerji Kaynakları Özel Mekânsal Planı’na Türkiye Dışişleri Bakanlığı tarafından gösterilen tepkiyi de gündeme getiren Çukalas, “Mavi Vatan” doktrininin ilerleyen dönemde yasalaştırılabileceğini öne sürdü.

PASOK’tan AB’ye yaptırım çağrısı

Çukalas, Yunanistan’ın Avrupa Birliği içindeki ağırlığını daha etkin kullanması gerektiğini savunarak, Türkiye ile AB ilişkilerindeki her ilerlemenin uluslararası hukuka saygı şartına bağlanmasını istedi.

PASOK Sözcüsü, Yunanistan’ın tek taraflı girişimlere ve egemenlik haklarına yönelik itirazlara karşı Avrupa’dan somut destek talep etmesi ve gerektiğinde AB yaptırımlarını gündeme getirmesi gerektiğini belirtti.

“Eşit mesafeler” politikasının kabul edilmemesi gerektiğini savunan Çukalas, PASOK’un Türkiye konusunda “aktif diplomasi, Avrupa’da güçlü varlık, net kırmızı çizgiler ve oldubittilere sıfır tolerans” temelinde farklı bir ulusal strateji önerdiğini ifade etti.

“İyi komşuluk ataletle kurulmaz”

Makalesinin sonunda “sakin suların sona erdiğini” belirten Çukalas, Türkiye ile iyi komşuluk ilişkilerinin karşılıklı saygı temelinde kurulabileceğini savundu.

PASOK Sözcüsü, Yunanistan’ın Türkiye’nin hamlelerini takip eden bir politika yerine gelişmeleri kendisinin şekillendirdiği, daha aktif ve çok boyutlu bir dış politika izlemesi gerektiğini belirterek, hedefin hem barışçıl bir arada yaşamanın güvence altına alınması hem de Yunanistan’ın egemenlik haklarının korunması olması gerektiğini vurguladı.

PASOK cephesinden son dönemde Türkiye’ye yönelik peş peşe gelen açıklamalar, partinin Miçotakis hükümetinin “sakin sular” yaklaşımını artık daha sert biçimde sorgulamaya başladığını ortaya koyarken, ana muhalefet partisinin Türkiye politikasında daha aktif ve sert bir çizgi talep ettiği görülüyor.

Mancos: “Sakin Sular Amaç Değil, Türkiye’ye Taviz Alanı Açıldı”

PASOK-Değişim Hareketi Dış Politika Sektör Başkanı Dimitris Mancos, Dışişleri Bakanı Yorgos Gerapetritis’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek hükümetin Türkiye politikasını hedef aldı. Mancos, “Sakin suların kendi başına bir amaç olmadığını hükümet gecikmeli olarak fark ediyor” dedi.

Yunanistan’da PASOK-Değişim Hareketi’nin hükümete yönelik Türkiye politikası eleştirileri sürüyor. Partinin Dış Politika Sektör Başkanı Dimitris Mancos, Dışişleri Bakanı Yorgos Gerapetritis’in son açıklamalarına ilişkin yaptığı değerlendirmede, Miçotakis hükümetinin uzun süredir izlediği “sakin sular” politikasını sert biçimde eleştirdi.

Mancos, hükümetin ancak şimdi “sakin suların bir amaç olmadığını” fark ettiğini belirterek, önceki dönemde verilen mesajların Türkiye’ye revizyonist hedeflerini “iyi niyetler halısının altına süpürme” fırsatı sağladığını savundu.

“Türkiye’nin hedefleri giderek genişliyor”

PASOK’lu Mancos, Türkiye’nin hedeflerinin yalnızca söylem düzeyinde kalmadığını ileri sürerek, 2019 tarihli Türkiye-Libya mutabakatını ve “Mavi Vatan” doktrinini örnek gösterdi.

Mancos, Türkiye-Libya mutabakatının Yeni Demokrasi hükümeti döneminde imzalandığını hatırlatırken, “Mavi Vatan” doktrininin de artık Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşınmasının eşiğinde olduğunu iddia etti.

PASOK yetkilisi ayrıca Gerapetritis’in kendi görev dönemini 2023 öncesi dönemle karşılaştırmasını eleştirdi. Mancos, o dönemde de ülkeyi Yeni Demokrasi’nin yönettiğini belirterek, hükümetin geçmişteki gelişmeleri kendi siyasi sorumluluğunu geri plana çıkaracak şekilde yorumladığını savundu.

PASOK’tan 2011 yasası vurgusu

Mancos, Yunanistan’ın deniz yetki alanları konusunda önemli bir hukuki zeminin 2011 yılında PASOK hükümeti döneminde oluşturulduğunu öne sürdü.

PASOK’lu siyasetçi, dönemin Başbakanı Yorgos Papandreu hükümeti tarafından çıkarılan 4001/2011 sayılı yasanın, Yunanistan’ın olası MEB sınırlarının en uzak noktalarını uluslararası hukuk bakımından güvence altına aldığını belirtti. Bu girişimde dönemin Enerji Bakanı Yannis Maniatis’in rolüne dikkat çeken Mancos, sonraki SYRIZA-ANEL ve Yeni Demokrasi hükümetlerinin bu zemini yeterince değerlendiremediğini ileri sürdü.

Deniz Mekânsal Planlaması da eleştirilerin odağında

Mancos ayrıca Deniz Mekânsal Planlaması konusunda hükümete yüklendi.

Bu planlamanın Avrupa Birliği açısından Yunanistan’ın yerine getirmesi gereken bir yükümlülük olduğunu belirten PASOK yetkilisi, çalışmanın 2021 yılına kadar tamamlanması gerektiğini ancak hükümet tarafından ancak 2025 yılında, Yunanistan’ın Avrupa Birliği Adalet Divanı tarafından mahkûm edilmesinin ardından uygulanmaya başlandığını savundu.

Mancos, öngörülen özel mekânsal planların ise hâlâ tamamlanmadığını ifade etti.

Kablo projesinde “net takvim” çağrısı

PASOK’un bir diğer önemli eleştirisi ise Yunanistan-Güney Kıbrıs elektrik bağlantısı projesi konusunda hükümete yöneldi.

Mancos, PASOK Genel Başkanı Nikos Androulakis’in birçok kez talepte bulunmasına rağmen hükümetin projeye ilişkin bağlayıcı ve net bir uygulama takvimi açıklamadığını söyledi.

Projenin yalnızca Güney Kıbrıs’ın enerji izolasyonunu sona erdirmeye yönelik olmadığını belirten Mancos, bunun aynı zamanda Avrupa’nın ortak çıkarına yönelik bir proje olduğunu ve Yunanistan’ın ulusal egemenlik haklarının kullanılmasıyla doğrudan bağlantılı bulunduğunu savundu.

PASOK yetkilisi, söz konusu hakların Temmuz 2024’te Kaş açıklarında Türkiye’nin tepkisi nedeniyle askıya alındığını ileri sürdü.

“Dış politika ciddiyet ve öngörü gerektiriyor”

Mancos açıklamasının sonunda hükümetin iletişim amaçlı hamlelerini ve sağ kanadından gelen baskılar karşısında yaptığı “rota düzeltmelerini” eleştirdi.

Yunan dış politikasının siyasi iletişimden ziyade ciddiyet, öngörü ve dürüstlük temelinde yürütülmesi gerektiğini vurgulayan Mancos, ülkenin etkili ve ulusal çıkarları koruyan bir strateji oluşturabilmesi için dış politikada süreklilik ve tutarlılığın şart olduğunu belirtti.

Mancos’un açıklaması, PASOK’un son dönemde hükümetin Türkiye politikasına yönelik art arda yaptığı eleştirilerin yeni bir halkası oldu. Parti, bir yandan “sakin sular” politikasının Türkiye’nin adımlarını engellemekte yetersiz kaldığını savunurken, diğer yandan hükümeti Mavi Vatan, deniz yetki alanları, deniz mekânsal planlaması ve Yunanistan-Güney Kıbrıs elektrik bağlantısı gibi başlıklarda daha net ve aktif bir politika izlemeye çağırıyor.

PASOK Diamantopulu: “Sakinlik Stratejidir, Hareketsizlik Değildir”

PASOK milletvekili Anna Diamantopulu, Türkiye’nin Ege ve Doğu Akdeniz’de ilan ettiği deniz parklarını değerlendirerek Atina’ya daha aktif bir dış politika çağrısında bulundu. Diamantopulu, Türkiye’nin hukuken yeni bir deniz yetki alanı elde edemeyeceğini ancak adım adım “gölge bir MEB” algısı oluşturmaya çalıştığını savundu.

Yunanistan’da PASOK-Değişim Hareketi’nin hükümetin Türkiye politikasına yönelik eleştirileri devam ediyor. PASOK milletvekili ve eski bakan Anna Diamantopulu, To Vima tis Kiriakis gazetesinde kaleme aldığı “Balıkçı, Homeros ve oldubittiler nasıl yaratılıyor?” başlıklı makalesinde, Türkiye’nin Ege ve Doğu Akdeniz’de ilan ettiği iki deniz parkını mercek altına aldı.

Diamantopulu, Türkiye ile barış ve iyi komşuluk ilişkilerinin Yunanistan’ın çıkarına olduğunu belirterek, iki ülke arasında samimi bir iş birliği kurulmasının temenni edilmesi gerektiğini ifade etti. Ancak bu isteğin “gerçekleri inkâr etmeye” yol açmaması gerektiğini savundu.

“Deniz parkları tesadüfen ortaya çıkmadı”

Türkiye’nin deniz parklarına ilişkin kararlarının tesadüfi olmadığını belirten Diamantopulu, parklardan birinin Semadirek ile Limni arasındaki Kuzeydoğu Ege’de, diğerinin ise Meis çevresinde bulunduğuna dikkat çekti.

PASOK milletvekili, bu adımlardan önce Türkiye’nin “Mavi Vatan” doktrinini sistematik biçimde öne çıkardığını, Yunan adalarının deniz yetki alanlarına etkisini defalarca sorguladığını ve Türkiye’nin Ege’deki taleplerini gösteren haritalar yayımladığını belirtti.

Diamantopulu’na göre deniz parkları, Ankara’nın söz konusu iddialara “pratik bir içerik kazandırma” yönündeki adımlarının yeni bir halkasını oluşturuyor.

Türkiye’nin Yunanistan’ın savunma yatırımlarına ve İsrail ile stratejik ilişkilerine tepki gösterdiğini de belirten Diamantopulu, ancak bunların Ankara’nın uzun yıllara yayılan ve sistematik politikasını tek başına açıklayamayacağını ileri sürdü.

“İki kararname egemenlik hakkı yaratmaz”

Diamantopulu, Türkiye’nin iki Cumhurbaşkanlığı kararı yayımlamasının tek başına herhangi bir egemenlik hakkı doğurmayacağını savundu.

Uluslararası hukuk açısından tek taraflı hukuki düzenlemelerin deniz yetki alanlarını belirleyemeyeceğini ve Yunanistan’ın egemenlik haklarını ortadan kaldıramayacağını belirten PASOK milletvekili, ancak Atina’nın yalnızca bu hukuki argümanları dile getirmekle yetinmemesi gerektiğini söyledi.

Diamantopulu’nun asıl dikkat çektiği nokta ise “fiili durum” oluşturulması riski oldu.

Türkiye’nin hukuken bir MEB elde etmediğini ancak üçüncü ülkelerde, söz konusu bölgelerde Türk makamlarının yetki kullandığı yönünde bir algı oluşturmaya çalışabileceğini savunan Diamantopulu, bunu “gölge bir MEB oluşturma girişimi” olarak nitelendirdi.

“Oldubittiler kriz olmadan da yaratılabilir”

PASOK milletvekili, konunun daha iyi anlaşılması için bir Yunan balıkçı ve İtalyan yelkenli örneği verdi.

Diamantopulu, Türk karasuları dışında avlanan bir Yunan balıkçının, Türkiye’nin kendi deniz parkına dahil ettiği bir bölgede Türk gemisi tarafından kontrol edilmeye çalışılması halinde ne yapacağını sorguladı. Aynı şekilde bölgede seyreden bir İtalyan teknesinin de ilerleyen dönemde sorun yaşamamak için güzergâhını değiştirebileceğini belirtti.

Böylece herhangi bir uluslararası kriz yaşanmadan da fiili durumların oluşabileceğini savunan Diamantopulu, sürekli tekrarlanan haritaların, kullanılmaya çalışılan yetkilerin ve üçüncü ülkelerin davranışlarını değiştirmesinin zaman içerisinde hukuken geçerli olmayan bir uygulamayı fiili bir “normale” dönüştürebileceği uyarısında bulundu.

BM ve AB’ye çağrı

Diamantopulu, Yunanistan’ın yalnızca açıklamalarla yetinmemesi gerektiğini belirterek, aktif bir diplomatik strateji ve her olası senaryoya yönelik somut bir eylem planı hazırlanmasını istedi.

PASOK milletvekili, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin yanı sıra Akdeniz’deki ilgili tüm kurumların ve Avrupa Birliği’nin üst düzey yöneticilerinin harekete geçirilmesi gerektiğini savundu.

Diamantopulu ayrıca PASOK’un dört Avrupa Parlamentosu milletvekilinin konuyu AB Dış Politika ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas’a taşıdığını belirterek, hükümetin konuyu artık Avrupa düzeyinde siyasi bir meseleye dönüştürmesi gerektiğini söyledi.

PASOK’un talepleri arasında Türkiye’nin tek taraflı girişimlerinin kınanması, Yunanistan’ın haklarına açık destek verilmesi ve Türkiye’nin kendi yasal sınırlarının dışında fiili yetki uygulama girişimlerinin AB-Türkiye ilişkileri açısından sonuçlarının olacağı yönünde net bir mesaj verilmesi bulunuyor.

“Her Yunan büyükelçiliği dosya hazırlamalı”

Diamantopulu, Atina’nın Avrupa başkentlerinde koordineli bir diplomatik kampanya yürütmesi gerektiğini de savundu.

Buna göre Yunanistan’ın Avrupa’daki büyükelçilikleri, bulundukları ülkelerin dışişleri bakanlıklarına Türkiye’nin adımlarına ilişkin haritalar, koordinatlar, hukuki belgeler ve gelişmelerin kronolojisini içeren kapsamlı dosyalar sunmalı.

PASOK milletvekili, Yunan dış politikasının soğukkanlılık ve özgüvenle yürütülmesi gerektiğini vurgularken, caydırıcılık, diplomatik girişim ve hareketliliğin birlikte ele alınması gerektiğini belirtti.

“Sakinlik stratejidir, hareketsizlik değildir”

Diamantopulu makalesinin en dikkat çekici ifadelerinden birini ise şu sözlerle kullandı:

“Sakinlik stratejik bir tercihtir. Hareketsizlik ise strateji değildir.”

PASOK milletvekili, Yunanistan’ın Türkiye ile ilişkilerde barış ve iyi komşuluk hedefinden vazgeçmemesi gerektiğini ancak bunun diplomatik hareketsizlik anlamına gelmemesi gerektiğini savundu.

Tartışmaya Homeros ve “soft power” boyutu

Diamantopulu, makalesinin sonunda Türkiye’nin Homeros ve Odissia üzerinden yürüttüğü kültürel tanıtıma da dikkat çekti.

Yunanistan’da Christopher Nolan’ın Odissia filmi üzerinden yoğun tartışmalar yaşandığı bir dönemde Türkiye’nin uluslararası alanda “Homeros’un mağarası” olarak tanıtılan mekânı yeniden öne çıkardığını belirten Diamantopulu, bunun Türkiye açısından bir “yumuşak güç” (soft power) örneği olduğunu savundu.

PASOK milletvekili, jeopolitiğin yalnızca askeri güçle yürütülmediğini; semboller, tarih ve kültürün de ülkelerin uluslararası etkisini artırabileceğini ifade etti.

Diamantopulu makalesini, “Bir deniz haritasından Homeros’un mağarasına kadar strateji, krizden çok önce başlar” mesajıyla tamamladı.

Anna Diamantopulu’nun açıklamaları, PASOK cephesinden son günlerde hükümetin Türkiye politikasına yönelik art arda gelen eleştirilerin üçüncü önemli halkası oldu. Parti, “sakin sular” politikasının tek başına yeterli olmadığını savunurken, Türkiye karşısında daha aktif diplomasi, AB düzeyinde daha güçlü girişimler ve olası fiili durumların önlenmesine yönelik kapsamlı bir strateji talep ediyor.

Haberin devamını oku

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu