Editörün YazılarıYunanistan Haber

“Yunanistan Ateşle Mi Oynuyor? Atina’dan Beyrut’a İkinci Askerî Sevkiyat”

Atina’dan Beyrut’a ikinci askerî sevkiyat… İsrail’le 3 milyar Euroluk savunma anlaşması aynı günlerde imzalandı!

Atina’dan Beyrut’a ikinci askerî sevkiyat… İsrail’le 3 milyar Euroluk savunma anlaşması aynı günlerde imzalandı!

Yunanistan, ekonomik ve sosyal sorunlarla boğuşurken dışarıda askerî angajmanlarını genişletiyor. Atina, Lübnan ordusuna ikinci kez 13 M113 zırhlı personel taşıyıcı ve 10 STEYR 680 M askerî araç gönderdi. Tam bu gelişmenin hemen ardından İsrail’le yaklaşık 3 milyar Euroluk “Aşilin Kalkanı” hava savunma anlaşmasına imza attı. Peki Yunanistan kendi sorunlarını çözmeden bölgesel askerî denklemlerde nereye kadar ilerleyecek?

İçeride ekonomik sıkıntılar büyürken Atina dışarıda İsrail merkezli güvenlik denklemine daha fazla yaklaşıyor.

Yunanistan, Lübnan ordusuna yönelik askerî yardımını ikinci kez gerçekleştirdi.

29 Ağustos’ta Yunan Deniz Kuvvetleri’ne ait “Rodos” çıkarma gemisi, Beyrut Limanı’na 13 adet M113 zırhlı personel taşıyıcı ile 10 adet STEYR 680 M askerî araç ulaştırdı. Böylece Ocak ayında gerçekleştirilen ilk sevkiyatla birlikte Lübnan ordusuna toplam 26 M113 ve 20 STEYR 680 teslim edilmiş oldu. Yunanistan Savunma Bakanlığı, bu yardımı “savunma diplomasisi” kapsamında gerçekleştirilen ücretsiz askerî malzeme desteği olarak tanımlıyor.

İlk sevkiyat 15 Ocak 2026’da yapılmıştı. BİRLİK Gazetesi de o tarihte gelişmeyi “Atina’dan Beyrut’a Stratejik Sevkiyat” başlığıyla okuyucularına duyurmuştu.

BİRLİK Gazetesi – Atina’dan Beyrut’a Stratejik Sevkiyat: Yunan Zırhlıları Yola Çıktı

Bugün gelinen noktada ise artık ortada tek seferlik bir yardım değil, devam eden bir askerî destek politikası bulunuyor.

Ve asıl soru tam da burada başlıyor:

Yunanistan neden Lübnan ordusunun güçlendirilmesini kendi dış ve güvenlik politikasında bu kadar önemli bir noktaya taşıyor?

26 zırhlı araç, 20 askerî araç… Ve Atina’nın yeni rolü

Yunanistan’ın yaptığı yardım, Atina açısından yalnızca eski askerî araçların elden çıkarılması şeklinde değerlendirilemeyecek kadar siyasi bir anlam taşıyor.

Lübnan ordusu, ülkenin tamamında devlet otoritesinin güçlendirilmesi ve özellikle Güney Lübnan’da güvenlik sorumluluğunun Lübnan Silahlı Kuvvetleri tarafından üstlenmesi planlarının merkezinde bulunuyor.

Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis de 31 Ağustos’ta Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun ile yaptığı görüşmede, Lübnan ordusunun ülkenin tamamında ve özellikle Güney Lübnan’da egemenliği kullanabilmesinin önemini açıkça vurguladı.

Miçotakis ayrıca Yunanistan’ın Lübnan’a daha fazla askerî malzeme desteği vermeye hazır olduğunu söyledi. Atina, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) 2026 sonunda sona ermesi sonrasında Lübnan ordusunun merkezi rol üstlenmesini ve Avrupa’nın da bu sürece katkıda bulunmasını destekliyor.

Bu açıklama, meselenin artık yalnızca “13 zırhlı araç ve 10 kamyon” meselesi olmadığını ortaya koyuyor.

Atina, Lübnan’ın güvenlik mimarisinin oluşumunda daha aktif bir aktör olmak istiyor.

Fakat burada daha büyük bir denklem var

Lübnan dosyasını yalnızca Atina-Beyrut ilişkileri üzerinden okumak eksik kalır.

Çünkü Güney Lübnan meselesi; İsrail, Lübnan ordusu, Hizbullah, İran, ABD, Avrupa ve Birleşmiş Milletler’in dahil olduğu son derece hassas bir güvenlik denklemidir.

Batılı ülkelerin temel hedeflerinden biri, Lübnan devletinin ülke toprakları üzerindeki güvenlik ve egemenliğini güçlendirmek ve silahlı yapıların etkisini azaltmaktır. Nitekim Avrupa Birliği de Lübnan ordusunun güçlendirilmesine yönelik yeni bir misyon üzerinde çalışıyor. AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, 1 Eylül’de 10’dan fazla AB ülkesinin Lübnan ordusuna danışmanlık ve eğitim sağlayacak olası bir misyona katkı vermeye hazır olduğunu açıkladı.

Dolayısıyla Yunanistan’ın Lübnan ordusuna yaptığı yardım, bölgedeki daha büyük bir uluslararası planın parçası haline geliyor.

Tam da bu noktada İsrail faktörü devreye giriyor.

Atina’nın İsrail’le yakınlaşması artık sadece diplomatik değil

Yunanistan-İsrail ilişkileri son yıllarda enerji, savunma, istihbarat, tatbikat ve teknoloji alanlarında giderek derinleşti.

Son gelişme ise bunun boyutunu çok daha açık biçimde ortaya koydu.

31 Ağustos 2026’da İsrail ile Yunanistan arasında yaklaşık 3 milyar Euroluk “Aşilin Kalkanı” hava savunma anlaşması imzalandı.

Anlaşma, Yunanistan’ın çok katmanlı hava savunma sisteminin kurulmasını öngörüyor ve David’s Sling, SPYDER ve BARAK MX gibi İsrail sistemlerini içeriyor. Bunun yanında Drone Dome sistemleri için de 26 milyon Euroluk ek anlaşma yapıldı.

Yani aynı günlerde Yunanistan bir taraftan Lübnan ordusuna askerî araç gönderirken, diğer taraftan İsrail ile tarihindeki en büyük savunma anlaşmalarından birini imzalıyor.

Bu iki gelişme yan yana getirildiğinde ortaya çok daha dikkat çekici bir tablo çıkıyor:

Atina, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’da İsrail merkezli güvenlik mimarisine giderek daha fazla bağlanıyor.

Peki Yunanistan’ın kendi içindeki tablo ne?

İşte tartışmanın en kritik noktası burada.

Yunan hükümeti elbette ülkenin ekonomik göstergelerindeki iyileşmeleri ön plana çıkarıyor.

Örneğin hükümet, 1 Nisan 2026 itibarıyla asgari ücretin 920 Euroya yükseldiğini ve 2019’dan bu yana nominal olarak yüzde 41’in üzerinde artış gerçekleştiğini belirtiyor. Başbakan Miçotakis de ortalama tam zamanlı ücretin 1.500 Euroyu geçtiğini ifade ediyor.

Ancak ekonomik göstergelerin iyileşmesi, toplumun bütün kesimlerinin ekonomik baskı hissetmediği anlamına gelmiyor.

Nitekim 2026’nın başında Yunan çiftçileri artan üretim maliyetleri, ödemelerdeki sorunlar ve yetersiz destekler nedeniyle Atina’ya traktörlerle geldi.

Çiftçiler özellikle 2025 yılı ürün ve hayvancılık kayıplarının tamamının karşılanmadığını, üretimin sürdürülebilir olmaktan çıktığını ve garanti fiyatlar ile daha güçlü destek istediklerini dile getirdi.

Daha da önemlisi hayvancılık sektörü ağır bir baskı altında.

Koyun-keçi çiçeği, veba ve şap hastalığı nedeniyle hayvan varlığında ciddi kayıplar yaşanıyor. Ağustos sonunda açıklanan verilere göre yalnızca şap hastalığı kapsamında 535 bin hayvanın itlaf edildiği ve 16,8 milyon Euroluk tazminat ödemesi açıklandığı bildirildi.

Bu tablo özellikle Kuzey Yunanistan ve Batı Trakya açısından ayrıca önem taşıyor.

Çünkü hayvancılık yalnızca ekonomik bir faaliyet değil; kırsal nüfusun, küçük üreticinin ve bölgesel ekonominin temel dayanaklarından biri.

Sağlık sistemindeki sorunlar da ortada

Yunanistan’ın sağlık sisteminde de ciddi personel ve erişim sorunları yaşanıyor.

Hükümetin kendi açıklamalarında dahi bazı kritik uzmanlık alanlarında doktor açığını kapatmak amacıyla yeni ekonomik teşvikler uygulanmak zorunda kalındığı görülüyor. Örneğin Ocak 2026’da genel/aile hekimliği ve iç hastalıkları gibi kritik alanlara yönelen yeni doktorlara 40 bin Euroya kadar tek seferlik ekonomik teşvik açıklanmıştı.

Bunun yanında “fakelaki” yani hastadan ameliyat veya tıbbi işlem karşılığında gayriresmî ödeme alınması sorunu da yeniden gündeme geldi.

Haziran 2026’da Selanik’te bir üniversite hastanesinde görev yapan doktor, ameliyatlar karşılığında hastalardan para aldığı gerekçesiyle 28 ay hapis cezasına çarptırıldı ve cezası ertelendi.

Bu tek başına Yunanistan’daki sağlık sisteminin tamamını tanımlamaz.

Ancak vatandaşın hastanede doktor, personel, randevu, ameliyat ve ekonomik erişim problemi yaşadığı bir ortamda, devletin kaynaklarını hangi önceliklere ayırdığı sorusunun daha yüksek sesle sorulmasına neden olur.

Askerin kendisi de ekonomik baskı altında

İlginç olan bir başka nokta ise savunma alanında yaşanıyor.

Yunanistan asker maaşlarını artırmak zorunda kaldı.

Savunma Bakanlığı’nın açıkladığı yeni düzenlemeyle 2026’dan itibaren sınır bölgelerinde görev yapan ve daha önce aylık 8,80 Euro alan bazı erlerin ödemeleri 100 Euroya çıkarıldı. Hükümet bunu yüzde 1.036’lık artış olarak açıkladı.

Bu rakamların kendisi bile aslında uzun süre askerî personelin ekonomik koşullarının ne kadar düşük olduğunu gösteriyor.

Dolayısıyla ortaya paradoksal bir tablo çıkıyor:

Bir tarafta savunma harcamaları ve dış askerî angajmanlar büyüyor; diğer tarafta ordunun içerisindeki personelin ekonomik koşullarını iyileştirmek için yeni düzenlemeler yapılmak zorunda kalınıyor.

Yunanistan’ın önünde Türkiye gerçeği dururken…

Bütün bu gelişmelerin Yunanistan açısından en önemli stratejik sorusu ise Türkiye.

Çünkü Atina’nın güvenlik politikasının önemli bir bölümü Türkiye’yi merkeze alıyor.

Yunanistan, Türkiye’yi bölgesel bir güvenlik sorunu olarak görürken savunma kapasitesini artırıyor, İsrail ve Fransa başta olmak üzere farklı ülkelerle askerî ilişkilerini derinleştiriyor.

Fakat burada çok daha temel bir soru sorulabilir:

Yunanistan geleceğini yalnızca Türkiye’ye karşı kurduğu ittifaklar üzerinden mi şekillendirmeli?

Çünkü yanı başında ekonomik, teknolojik, askerî ve altyapısal kapasitesini büyüten büyük bir Türkiye bulunuyor.

Türkiye ile Yunanistan arasında elbette ciddi anlaşmazlıklar var.

Ancak iki ülkenin aynı coğrafyada yaşamak zorunda olduğu gerçeği de değişmiyor.

Bu nedenle Atina açısından sürekli yeni düşmanlık eksenleri ve dış güvenlik ortaklıkları oluşturmak yerine, ekonomik rekabeti güçlendirmek, ticareti büyütmek ve Doğu Akdeniz’deki sorunların yönetilmesi için daha geniş bir diplomatik alan oluşturmak da alternatif bir strateji olabilir.

İsrail’e yaslanmak Yunanistan’ı güçlendiriyor mu, bağımlı mı kılıyor?

İşte asıl tartışılması gereken mesele bu.

İsrail, Yunanistan’a gelişmiş askerî teknoloji, hava savunma sistemleri, insansız sistemler ve istihbarat kapasitesi sağlayabilir.

Yunanistan da İsrail açısından Avrupa ve Doğu Akdeniz’de önemli bir ortak olabilir.

Ancak ittifakların bir bedeli vardır.

Bir ülke başka bir devletin bölgesel güvenlik denklemine ne kadar fazla dahil olursa, o denklemde meydana gelen krizlerden kendisini uzak tutması da o kadar zorlaşır.

Bugün Lübnan.

Yarın Suriye.

Öbür gün Doğu Akdeniz.

Daha sonra İran.

Bölgede çatışma alanları genişledikçe Yunanistan’ın hangi noktada, kimin yanında ve hangi çıkar uğruna pozisyon alacağı sorusu daha da önemli hale geliyor.

Atina’nın asıl riski belki de budur: Başkasının savaşının güvenlik maliyetini kendi üzerine almak.

“Yunanistan ateşle oynuyor” mu?

Burada cevap kesin olarak “evet” demek için henüz erken.

Çünkü Lübnan ordusuna yapılan yardımın resmî gerekçesi, Lübnan devletinin güçlendirilmesi ve ülkenin egemenliğinin desteklenmesi.

Lübnan ordusunun güçlenmesi, teorik olarak bölgede devlet dışı silahlı yapıların etkisini azaltabilir ve yeni bir istikrarsızlığı önleyebilir.

Nitekim Lübnan ordusunun kendisi de Yunan yardımının operasyonel kapasitesini güçlendirmeyi amaçladığını açıklıyor.

Ancak mesele, tek tek araçların kendisinden çok, bu yardımın içine oturduğu büyük stratejik resimdir.

Yunanistan aynı dönemde İsrail ile 3 milyar Euroluk hava savunma anlaşması yapıyor.

Lübnan ordusunu destekliyor.

Güney Lübnan’daki güvenlik düzeninin oluşturulmasında daha aktif rol üstlenmek istediğini açıklıyor.

UNIFIL sonrasında Avrupa’nın Lübnan’daki güvenlik rolünün artırılmasını destekliyor.

Ve bütün bunlar, Doğu Akdeniz’de Türkiye ile rekabetin devam ettiği bir ortamda gerçekleşiyor.

Bu nedenle artık şu soru sorulmalıdır:

Atina kendi ulusal çıkarlarını mı genişletiyor, yoksa kendisini giderek daha büyük bir bölgesel güvenlik zincirinin parçası haline mi getiriyor?

Yunan halkı bu hesabı sormalı

Yunanistan’ın elbette dış politika yürütme, askerî yardım yapma ve uluslararası ortaklıklar kurma hakkı vardır.

Ancak demokratik bir ülkede asıl mesele şudur:

Bu politikaların maliyeti nedir ve karşılığında Yunanistan ne kazanıyor?

Emeklinin alım gücü…

Çiftçinin üretim maliyeti…

Hayvancının kaybettiği sürüsü…

Hastanelerde doktor açığı…

Sağlık sistemindeki “fakelaki” tartışmaları…

Askerin ekonomik sorunları…

Kırsal bölgelerin boşalması…

Gençlerin ülkede kalma problemi…

Bütün bunlar çözüm beklerken devletin dış güvenlik politikalarına ayırdığı kaynakların ve üstlendiği yeni askerî rollerin toplum tarafından sorgulanması son derece doğaldır.

Çünkü devletin görevi yalnızca dışarıdaki güvenliği değil, içerideki vatandaşın ekonomik ve sosyal güvenliğini de sağlamaktır.

Sonuç: Atina’nın önünde zor bir tercih var

Yunanistan bugün önemli bir yol ayrımında.

Bir tarafta İsrail’le giderek derinleşen askerî ortaklık…

Diğer tarafta Lübnan’da daha aktif bir güvenlik rolü…

Öte tarafta artan savunma yatırımları…

Ve bütün bunların yanında içeride hâlâ çözüm bekleyen ekonomik, sağlık, tarım ve demografi sorunları.

Yunanistan’ın güvenliğe yatırım yapması elbette anlaşılabilir.

Ancak güvenlik yalnızca silah ve füze sistemlerinden ibaret değildir.

Güçlü ekonomi güvenliktir.

Üretimini sürdürebilen çiftçi güvenliktir.

Ayakta duran hayvancılık sektörü güvenliktir.

Doktoru hastanede tutabilmek güvenliktir.

Emeklinin insanca yaşayabilmesi güvenliktir.

Gençlerin ülkesini terk etmek zorunda kalmaması güvenliktir.

Orduda görev yapan personelin ekonomik olarak ayakta kalabilmesi de güvenliktir.

Bu nedenle Atina’nın önündeki gerçek soru belki de şudur:

Yunanistan, kendi gücünü içeride sağlamlaştırmadan dışarıda daha fazla askerî rol üstlenerek gerçekten daha mı güvenli olacak?

Yoksa bir gün, başkalarının bölgesel hesaplarının içine girerken kendi ekonomik ve sosyal sorunlarını büyütmüş bir ülke konumuna mı düşecek?

Bugün Beyrut’a giden 13 M113 ve 10 STEYR belki tek başına büyük bir mesele değildir.

Ancak bu araçların arkasındaki strateji önemlidir.

Çünkü mesele artık sadece “Yunanistan Lübnan’a askerî yardım yaptı” meselesi değildir.

Mesele;

Atina’nın Doğu Akdeniz’de hangi güvenlik mimarisinin içine girdiği, kiminle birlikte hareket ettiği ve bu tercihin Yunan halkına gelecekte neye mal olacağıdır.

Ve tam da bu nedenle, Yunanistan’ın ateşle oynayıp oynamadığını bugün değilse bile yarın bölgedeki gelişmeler gösterecektir.

Haberin devamını oku

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu