Batı TrakyaBatı Trakya Haber

Mustafa Trampa ve İbrahim Şerif, Balkanlar’ın Ortak Mirasını Tekirdağ’da Anlattı

Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi (NKÜ) ev sahipliğinde düzenlenen III. Uluslararası Balkan Sempozyumu, Batı Trakya Türk Azınlığının dinî temsilcileri İskeçe Müftüsü Mustafa Trampa ve Gümülcine Müftüsü İbrahim Şerif’i de bir araya getirdi.

İskeçe Müftüsü ve Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulu Başkanı Mustafa Trampa, Balkanlar’daki tarihî eserlerin yalnızca taş ve mimariden ibaret olmadığını belirterek manevi değerlerinin ve kimlikle bağının da anlaşılması gerektiğini vurguladı.

Gümülcine Müftüsü İbrahim Şerif ise Batı Trakya Türklerinin kimliklerini koruma mücadelesine ve geçmişte yaşananlara ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.

Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi (NKÜ) ev sahipliğinde düzenlenen III. Uluslararası Balkan Sempozyumu, Batı Trakya Türk Azınlığının dinî temsilcileri İskeçe Müftüsü Mustafa Trampa ve Gümülcine Müftüsü İbrahim Şerif’i de bir araya getirdi. “Osmanlı Döneminde Balkanlarda Bilim ve Sanat” temasıyla gerçekleştirilen uluslararası buluşmada, Balkanlar’ın tarihî, kültürel ve ilmî mirası ele alınırken Batı Trakya Türklerinin kimliği, tarihî hafızası ve kültürel değerleri de öne çıktı.

14-17 Ekim 2026 tarihleri arasında düzenlenen sempozyumun açılışı 15 Ekim’de yapıldı. Namık Kemal Üniversitesinin, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı ile Balkan Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi iş birliğinde gerçekleştirdiği programa Türkiye’den ve Balkan ülkelerinden akademisyenler ile dinî temsilciler katıldı. Üniversitenin açıklamasına göre sempozyumda Türkiye ve Balkan ülkelerinden 50 bilim insanı buluştu.

Mustafa Trampa: “Tarihî eserlerin ruhunu ve karakterini de anlamalıyız”

Sempozyumda söz alan İskeçe Müftüsü ve Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulu Başkanı Mustafa Trampa, Balkanlar’daki tarihî eserlerin yalnızca mimari özellikleriyle değerlendirilmesinin yeterli olmayacağına dikkat çekti. Trampa, bu eserlerin meydana gelmesini sağlayan inancı, fedakârlığı, manevi anlayışı ve toplumsal hafızayı da anlamak gerektiğini vurguladı.

Osmanlı döneminden günümüze ulaşan camiler, köprüler, saat kuleleri ve mezar taşlarının geçmişten kalan sıradan yapılar olmadığını belirten Trampa, bunların insanların inançları, aidiyet duyguları ve kimlikleriyle kurdukları bağın izlerini taşıdığını ifade etti.

Trampa, Balkanlar’da bilim ve sanat konuşulurken tarihî eserlerin ardındaki manevi gayenin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirterek, “Balkanlarda bilim ve sanatı konuşurken ecdat mirasının ardındaki metafizik gayeyi ve manevi ruhu kavramak mecburiyetindeyiz” mesajını verdi.

Konuşmasında İskeçe’deki Fıçıllı Camisi’ni örnek gösteren Trampa, caminin yapımında kullanılan taşların çevre köylerden büyük fedakârlıklarla temin edildiğini anlattı. Taşların her birinin bir Reşat altını karşılığında satın alındığını aktaran Trampa, bu örnek üzerinden tarihî eserlerin arkasındaki emeğe, inanca ve adanmışlığa dikkat çekti.

Trampa’nın değerlendirmeleri, Batı Trakya’daki tarihî mirasın korunmasının yalnızca eski yapıların ayakta tutulmasından ibaret olmadığını da ortaya koydu. Bu mirasın taşıdığı anlamı, onu meydana getiren insanların hayatlarını ve gelecek kuşaklara aktardıkları değerleri anlamak da önem taşıyor.

Selanik’in geçmişte minareleriyle öne çıkan bir şehir olduğunu hatırlatan Trampa, bugün bu tarihî görünümden geriye çok sınırlı izler kaldığını belirterek mimari değişimlerin şehirlerin manevi kimliği üzerindeki etkisine işaret etti.

Trampa, Balkanlar’daki tarihî eserlerin yalnızca geçmişin hatıraları olarak değil, Müslüman Türk kimliğinin tarihî varlığını yansıtan değerler olarak korunması ve yaşatılması gerektiğini vurguladı.

İbrahim Şerif’ten Batı Trakya Türklerinin kimlik mücadelesine vurgu

Sempozyumda Gümülcine Müftüsü İbrahim Şerif de söz alarak Batı Trakya Türklerinin kimliklerini koruma mücadelesine ilişkin değerlendirmelerini paylaştı. Şerif’in konuşması, bölgenin tarihî ve kültürel mirasının yanı sıra Batı Trakya Türklerinin yaşadığı tecrübelerin ve bu tecrübelerin gelecek kuşaklara aktarılmasının önemini de gündeme taşıdı.

Prof. Dr. Halit Eren ile öğrencilik yıllarına uzanan dostluğundan söz eden Şerif, 1974 yılında İstanbul Yüksek İslam Enstitüsüne kayıt yaptırdıklarını ve iki yıl aynı odayı paylaştıklarını anlattı.

O dönemde Türkiye’de Balkanlar’ın ve Batı Trakya’nın yeterince tanınmadığını gösteren bir anısını da paylaşan Şerif, kendisini Yunanistan’ın Batı Trakya bölgesinden gelen bir öğrenci olarak tanıttığında, bir arkadaşının kendisine Hristiyan olup olmadığını sorduğunu aktardı. Bu anı üzerinden geçmişte Batı Trakya Türklerinin kimliği ve bölgenin toplumsal yapısı hakkında bilgi eksikliğinin ne kadar belirgin olduğunu ortaya koydu.

Şerif, bugün üniversiteler ve akademisyenlerin çalışmaları sayesinde Balkanlar’ın ve Batı Trakya’nın daha iyi tanınmasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Batı Trakya’da Türk-İslam kimliğinin yaşatılması ve yeni nesillerin yetiştirilmesi için yürütülen çalışmaların önemine de dikkat çekti.

Gümülcine Müftüsü’nün değerlendirmeleri, Batı Trakya Türklerinin tarihinin yalnızca geçmişte yaşanan olaylardan ibaret olmadığını; dil, din, kimlik ve kültürel değerlerin korunması yönündeki çabanın bugün de devam ettiğini bir kez daha hatırlattı.

Balkanlar’ın ortak tarih ve kültür mirası masaya yatırıldı

Sempozyumun açılışında konuşan Namık Kemal Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mümin Şahin, Balkanlar’ın Türkiye açısından taşıdığı tarihî ve kültürel öneme dikkat çekti. Geçmişin doğru anlaşılmasının geleceğin sağlam temeller üzerinde kurulmasına katkı sağlayacağını belirten Şahin, üniversitenin Balkan ülkeleriyle ortak çalışmalarını sürdürmeyi hedeflediğini ifade etti.

Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkan Yardımcısı Ahmet Alemdar ise Balkanlar’ın yalnızca haritalar üzerinden anlaşılamayacağını belirterek şehirlerin sokaklarında, meydanlarında, kütüphanelerinde ve insanların hafızasında yaşayan tarihî izlerin önemine işaret etti. Bölgenin ortak mirasının anlaşılması için tarihî eserlerin yanı sıra bu eserleri meydana getiren bilim ve sanat insanlarının da tanınması gerektiğini vurguladı.

Sempozyumda Bulgaristan Müslümanları Başmüftüsü Dr. Ahmet Hasanov da geçmişte Bulgaristan’da Türk kimliğinin ifade edilmesi ve Türkçe konuşulması önündeki yasaklara ilişkin kişisel tecrübelerini paylaştı. Bulgaristan Kırcaali Bölge Müftüsü Basri Eminefendi ise bölgedeki dinî kurumların, vakıf mallarının ve eğitim faaliyetlerinin korunmasına yönelik çalışmaları anlattı.

Tarih, bilim ve sanatın farklı yönlerinin ele alındığı sempozyumda camiler, medreseler, mektepler, kütüphaneler, vakıflar, mimari eserler, edebî metinler ve musiki gelenekleri Balkanlar’ın kültürel birikimini anlamanın önemli unsurları olarak değerlendirildi.

Programa Tekirdağ Valisi Recep Soytürk, Süleymanpaşa Kaymakamı Mahmut Nedim Tunçer, akademisyenler, kamu kurumlarının temsilcileri ve öğrenciler de katıldı. Program kapsamında dinî temsilcilere ve diğer katılımcılara çeşitli hediyeler takdim edildi.

Batı Trakya’nın sesi ortak tarih hafızasında yer aldı

Mustafa Trampa ve İbrahim Şerif’in sempozyuma katılımı, Batı Trakya Türk Azınlığının yalnızca bölgesel gündemlerde değil, Balkanlar’ın tarihî ve kültürel mirasının ele alındığı uluslararası platformlarda da temsil edilmesi bakımından önem taşıdı.

Trampa’nın tarihî eserlerin manevi boyutuna ilişkin mesajı ile Şerif’in Batı Trakya Türklerinin kimlik mücadelesini geçmişten örneklerle anlatması, aynı tarihî coğrafyanın hem maddi hem de manevi mirasının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koydu.

Balkanlar’ın ortak hafızasını anlamak, geçmişten günümüze ulaşan eserleri korumak kadar bu coğrafyada yaşayan toplumların tarihini, kimliğini ve kültürel birikimini tanımayı da gerektiriyor. Batı Trakya Türklerinin temsilcilerinin bu buluşmada yer alması da söz konusu ortak mirasın önemli bir parçasının uluslararası akademik çevrelerle paylaşılmasına katkı sundu.

Haberin devamını oku

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu