
Ege’de 12 Mil Tartışması: “Yunan Egemenliği Duvarı” Hukuken Mümkün Mü?
Yunanistan’ın kara sularını 12 deniz miline çıkarma ihtimali, Ege Denizi’nde seyrüsefer özgürlüğü ve uluslararası deniz hukuku üzerinden yeniden tartışılıyor.
Ege’de 12 mil tartışması yeniden alevlendi: “Yunan egemenliği duvarı” hukuken mümkün mü?
Yunanistan’ın kara sularını 12 deniz miline çıkarma ihtimali, Ege Denizi’nde seyrüsefer özgürlüğü ve uluslararası deniz hukuku üzerinden yeniden tartışılıyor.
Atina’da yayımlanan iki farklı hukukî değerlendirme, aynı konuya farklı açılardan yaklaşıyor. Eski Yunanistan Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Atina Üniversitesi Emekli Profesörü Hristos Rozakis, Ege’de genel bir 12 mil genişlemesinin ciddi uluslararası tepkilere yol açabileceğini savunurken, Nikodimos Kallinteris, uluslararası deniz hukukunun böyle bir genişlemenin uluslararası geçişleri tamamen engelleyeceği iddiasını desteklemediğini belirtiyor.
Ege Denizi’nde Yunanistan’ın kara sularını 6 deniz milinden 12 deniz miline çıkarma hakkı ve bu adımın muhtemel sonuçları, Yunanistan’da yeniden gündemin üst sıralarına taşındı. Tartışmanın merkezinde, olası bir genişlemenin Ege’deki deniz ulaşımını nasıl etkileyeceği, Yunanistan’ın egemenlik alanını ne ölçüde artıracağı ve Türkiye başta olmak üzere diğer deniz kullanıcılarının nasıl bir tutum alacağı bulunuyor.
Rozakis: Ege’de genel genişleme ciddi tepkiler doğurabilir
Hristos Rozakis, Ta Nea gazetesinde 3-4 Ekim 2026 tarihlerinde yayımlanan “12 milin erişilemeyen hayali” başlıklı makalesinde, Yunanistan’ın kara sularını bütün Ege’de 12 deniz miline çıkarmasının önünde yalnızca Türkiye’nin 1995 yılında ilan ettiği casus belli tehdidinin bulunmadığını savunuyor.
Rozakis’e göre Ege Denizi’nin coğrafi yapısı, çok sayıda ada ve adacığın birbirine yakın konumlanması nedeniyle genel bir genişlemeyi uluslararası deniz ulaşımı bakımından tartışmalı hâle getiriyor. Özellikle Orta ve Güney Ege’de adaların çevresinde oluşacak 12 millik kara suları alanlarının, bazı güzergâhlarda geçiş mesafelerini daraltabileceğini belirten Rozakis, bunun ticari ve askerî gemilerin Çanakkale Boğazı ve İstanbul Boğazı üzerinden Karadeniz’e ulaşımını etkileyebileceğini ileri sürüyor.
Rozakis, bu nedenle Yunanistan’ın bütün Ege’de eş zamanlı bir genişleme yerine, coğrafi koşulların daha elverişli olduğu bölgelerde seçici bir uygulamayı değerlendirebileceğini ifade ediyor.
Girit ve Doğu Akdeniz vurgusu
Rozakis’in değerlendirmesinde Girit Adası’nın güneyi ve batısı ile Doğu Akdeniz’deki bazı Yunan adalarının kıyıları öne çıkıyor.
Girit’in güney ve batı kıyılarında kara sularının 12 deniz miline çıkarılmasının uluslararası deniz ulaşımını daha sınırlı ölçüde etkileyeceğini savunan Rozakis, benzer bir yaklaşımın Meis (Kastellorizo) adalar topluluğunun güney kıyıları ile Rodos ve Kerpe’nin (Karpathos) doğu kıyıları için de değerlendirilebileceğini belirtiyor.
Rozakis ayrıca, Yunanistan’ın 12 mil uygulamasıyla yalnızca deniz üzerindeki egemenlik alanını genişletmeyeceğini, aynı zamanda kara sularının altındaki deniz yatağı üzerindeki egemenlik haklarını da artıracağını vurguluyor. Ona göre bu durum, Ege’deki kıta sahanlığı sınırlandırması tartışmalarının önemli bir bölümünü de etkileyecek.
Yunanistan’ın bugün 6 deniz mili genişliğindeki kara sularına karşılık, ulusal hava sahasını 10 deniz mili olarak uygulaması da tartışmanın diğer boyutlarından biri. Rozakis, kara sularının 12 mile çıkarılmasının hava sahası konusundaki mevcut uyuşmazlığın çözümüne de katkı sağlayabileceğini savunuyor.
Kallinteris: “Uluslararası geçişler tamamen engellenmez”
Nikodimos Kallinteris ise Rozakis’in “Yunan egemenliği duvarı” ve “Yunan gölü” değerlendirmesine hukukî açıdan itiraz ediyor.
Kallinteris, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin (UNCLOS) 34-44. maddelerinde, uluslararası deniz ulaşımında kullanılan boğazlardan geçişe ilişkin özel bir rejim düzenlendiğine dikkat çekiyor. Bu rejim, uluslararası boğazlardan transit geçiş hakkı olarak biliniyor.
Kallinteris’e göre bu düzenleme, kıyı devletinin egemenliği ile uluslararası deniz ulaşımının sürdürülmesini bir arada mümkün kılıyor. Uluslararası boğazlardan geçen gemiler ile uçakların kesintisiz ve süratli geçiş hakkından yararlanabildiğini belirten Kallinteris, kıyı devletlerinin deniz güvenliği ve trafik düzenlemesi gibi alanlarda yetkileri bulunsa da bu yetkilerin transit geçiş hakkını fiilen ortadan kaldıracak şekilde kullanılamayacağını ifade ediyor.
Sözleşme’nin 44. maddesindeki transit geçişin askıya alınamayacağı hükmüne işaret eden Kallinteris, bu nedenle kara sularının 12 mile çıkarılmasının kendiliğinden uluslararası deniz ulaşımını engelleyen aşılmaz bir duvar oluşturacağı iddiasının hukukî açıdan tartışmalı olduğunu savunuyor.
Kallinteris ayrıca Yunanistan’ın, çok sayıda adanın ve alternatif boğazların bulunduğu bölgelerde uluslararası geçiş güzergâhlarının belirlenmesine ilişkin 1982 ve 1995 yıllarındaki açıklamalarını hatırlatıyor. Ona göre bu yaklaşım da Yunan egemenliği altında bulunabilecek deniz alanlarında uluslararası geçişlerin sürdürülmesi meselesinin hukukî düzenlemelerle ele alınabileceğini gösteriyor.
Tartışmanın merkezinde Türkiye ve Karadeniz’e erişim var
12 mil meselesinin Türkiye açısından önem taşıyan boyutlarından biri, Ege üzerinden Çanakkale ve İstanbul boğazlarına, oradan da Karadeniz’e ulaşan deniz trafiği.
Rozakis, Ege’de genel bir genişlemenin yalnızca Türkiye ile Yunanistan arasındaki bir anlaşmazlık olarak kalmayabileceğini; Karadeniz’e kıyısı bulunan ülkeler, bu ülkelerle ticaret yapan devletler ve bölgede deniz gücü bulunduran aktörler açısından da sonuçlar doğurabileceğini savunuyor. Makalesinde ABD ve Rusya’nın bölgedeki çıkarlarına da dikkat çekiyor.
Kallinteris ise bu tür kaygıların, uluslararası deniz hukukunda öngörülen geçiş rejimleri dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Böylece tartışma, yalnızca Yunanistan’ın kara sularını genişletme hakkı üzerinden değil, egemenlik ile uluslararası deniz ulaşımının nasıl bağdaştırılacağı üzerinden de şekilleniyor.
Atina’nın önünde hangi seçenekler var?
Yunanistan’ın kara sularını 12 deniz miline çıkarma hakkı, uluslararası deniz hukukundaki temel düzenlemelerden biri olan UNCLOS’un 3. maddesinde yer alıyor. Ancak bu hakkın Ege’nin tamamında nasıl uygulanacağı, adaların coğrafi konumu, uluslararası deniz ulaşımının özellikleri ve Türkiye ile yaşanan anlaşmazlıklar nedeniyle siyasi ve stratejik bir tartışma konusu olmayı sürdürüyor.
Rozakis, Ege’nin coğrafi koşullarını ve muhtemel uluslararası tepkileri dikkate alarak bölgesel ve seçici genişleme seçeneğini öne çıkarıyor. Kallinteris ise uluslararası boğazlardaki transit geçiş rejiminin, 12 mil uygulamasının uluslararası seyrüseferi bütünüyle engelleyeceği yönündeki iddialara karşı önemli bir hukukî çerçeve sunduğunu savunuyor.
İki değerlendirme arasındaki temel ayrım da burada ortaya çıkıyor: Bir tarafta Ege’nin coğrafi yapısının ve uluslararası deniz trafiğinin doğurabileceği siyasi sonuçlara odaklanan yaklaşım, diğer tarafta ise egemenlik alanının genişlemesiyle uluslararası geçiş haklarının hukukî düzenlemeler çerçevesinde birlikte var olabileceğini savunan görüş bulunuyor.
Ege’de 12 mil tartışmasının önümüzdeki dönemde yeniden gündeme gelmesi hâlinde, asıl belirleyici konu yalnızca Yunanistan’ın kara sularını genişletip genişletmeyeceği olmayacak. Bu adımın hangi bölgelerde uygulanacağı, uluslararası deniz ulaşımının nasıl etkileneceği ve Türkiye-Yunanistan ilişkilerinde yeni bir gerilim yaratıp yaratmayacağı da tartışmanın önemli başlıkları arasında yer alacak.
Şimdilik Atina’da öne çıkan iki farklı görüş, Ege’de 12 mil meselesinin hukukî olduğu kadar siyasi ve stratejik boyutlarıyla da gündemde kalmaya devam edeceğini gösteriyor.