Yunanistan Haber

Yunanistan’ın İstanbul Başkonsolosu Kutras’tan Türkiye’ye Sert Suçlamalar

Yunanistan’ın İstanbul Başkonsolosu Kutras’tan Türkiye’ye Sert Suçlamalar “Suçlu ile mağdur arasında eşit mesafe tutuyorlar.”

İstanbul’daki 28 Ekim OHİ (Hayır) Bayramı töreninin ardından konuşan Yunanistan’ın İstanbul Başkonsolosu Konstantinos Kutras, Türkiye’yi Ege ve Doğu Akdeniz’deki hak iddialarından İkinci Dünya Savaşı’ndaki tutumuna kadar birçok başlıkta hedef aldı. ABD başta olmak üzere müttefiklerini de eleştiren Kutras, Türkiye ile Yunanistan arasındaki anlaşmazlıklarda “suçlu ile mağdur arasında eşit mesafe” tutulduğunu savundu.

Yunanistan’ın İstanbul Başkonsolosu Konstantinos Kutras, 28 Ekim OHİ (Hayır) Bayramı dolayısıyla İstanbul’da düzenlenen törenin ardından Yunanistan Başkonsolosluğunda yaptığı konuşmada, Türkiye’ye yönelik sert açıklamalarda bulundu. Yunanistan’ın ulusal bayramını güncel siyasi mesajlarla birleştiren Kutras, Türkiye-Libya mutabakatını, Yunan adalarının deniz yetki alanlarındaki haklarını ve Ankara ile Atina arasındaki diplomatik diyaloğu gündeme taşıdı. Konuşmasının hedefinde yalnızca Türkiye değil, iki ülke arasındaki sorunların diyalog yoluyla çözülmesini isteyen ABD başta olmak üzere Yunanistan’ın müttefikleri de vardı.

“Türkiye ile anlaşın” çağrılarına tepki

Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunların çözümü için yapılan diyalog çağrılarını sorgulayan Kutras, Ankara’nın taleplerinin uluslararası hukuka dayanmadığını ileri sürdü.

Kutras, “Bizi ‘Türkiye ile anlaşmaya varın’ diye teşvik ettiklerinde acaba neyi kastediyorlar? Türkiye’nin temelsiz ve uluslararası hukuka dayanmayan taleplerini mi görüşelim?” ifadelerini kullandı.

Yunan diplomat, müttefiklerin Türkiye ile Yunanistan arasındaki anlaşmazlıklarda taraflara eşit mesafede durmasını da eleştirdi. Türkiye’yi “fail”, Yunanistan’ı ise “mağdur” olarak nitelendiren Kutras, bazı müttefik ve ortakların Yunanistan ve Kıbrıs’ı ilgilendiren meselelerde “fail ile mağdur arasında eşit mesafe tuttuğunu” savundu.

Bu sözleriyle Kutras, Ankara ile Atina arasında iletişim kanallarının açık tutulduğu ve gerilimin düşürülmesinin önem taşıdığı bir dönemde, Türkiye ile uzlaşma çağrılarına karşı Yunanistan’ın tezlerini sert bir dille dile getirdi.

Türkiye-Libya mutabakatına ağır suçlamalar

Kutras’ın konuşmasında öne çıkan başlıklardan biri, Türkiye ile Libya arasında 2019’da imzalanan deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin mutabakat oldu.

Libya’nın doğusundaki Temsilciler Meclisinin 20 Ekim 2026’da mutabakatı onaylamasına da tepki gösteren Kutras, söz konusu anlaşmayı “geçersiz, sahte, yasa dışı ve son derece kışkırtıcı” olarak nitelendirdi.

Yunanistan’ın tezlerini savunan başkonsolos, Türkiye ve Libya’nın yaklaşımının Girit, Kaşot, Kerpe ve Rodos gibi Yunan adalarının deniz yetki alanları üzerindeki haklarını ortadan kaldırmayı amaçladığını öne sürdü.

Kutras, Ankara ve Trablus’un bu adaların karasularının ötesinde kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge hakkına sahip olmadığını ileri sürdüğünü savunarak, iki ülkenin kıta sahanlıklarının karşılıklı olarak kesintisiz biçimde uzandığını iddia ettiğini söyledi.

Bu açıklamalar, Yunanistan’ın Türkiye-Libya mutabakatına yönelik bilinen itirazlarının İstanbul’daki ulusal bayram konuşmasında da ön plana çıkarıldığını gösterdi.

ABD’ye ve müttefiklere mesaj

Kutras, konuşmasında Yunanistan’ın Türkiye-Libya mutabakatına karşı uluslararası alanda yalnız olmadığını da vurguladı. ABD’nin, mutabakatın onaylanmasına ilişkin karar üzerine düzeltici bir açıklama yaptığını belirten başkonsolos; Yunanistan, Güney Kıbrıs, Mısır, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri ve Avrupa Birliği üyesi ülkelerin ortak tutumuna da atıfta bulundu. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin tepkisini de gündeme getirdi.

Bununla birlikte Kutras’ın müttefiklere yönelik eleştirisi, yalnızca Türkiye-Libya mutabakatıyla sınırlı kalmadı. Yunan diplomat, Türkiye ile yaşanan anlaşmazlıklarda Atina’nın tezlerinin yeterince desteklenmediğini ima ederek, müttefiklerin tutumunu İkinci Dünya Savaşı dönemindeki Türkiye politikasına ilişkin değerlendirmeleriyle ilişkilendirdi.

İkinci Dünya Savaşı üzerinden Türkiye’yi hedef aldı

Kutras, konuşmasının tarihsel bölümünde Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı sırasındaki tarafsızlık politikasını sert biçimde eleştirdi. Ankara’nın o dönemde izlediği politikayı “fırsatçı tarafsızlık” olarak tanımlayan başkonsolos, Türkiye’nin müttefiklerine karşı yükümlülüklerini yerine getirmediğini ileri sürdü.

Türkiye’nin 1939’da İngiltere ve Fransa ile karşılıklı yardım anlaşması imzaladığını ve Balkan Paktı çerçevesinde Yunanistan’a yönelik bir saldırı durumunda destek yükümlülüğü bulunduğunu savunan Kutras, savaş sırasında Ankara’nın bu taahhütlere uygun hareket etmediğini iddia etti.

Kutras, Türkiye’nin bir yandan İngiltere ve ABD ile ilişkilerini sürdürerek ekonomik yardım ve modern silahlar elde ettiğini, diğer yandan Haziran 1941’de Nazi Almanyası ile Dostluk ve Saldırmazlık Paktı imzaladığını hatırlattı.

Türkiye’nin 1944’e kadar Alman savaş sanayisine krom tedarik ettiğini söyleyen Yunan diplomat, Ankara’nın Almanya ve Japonya’ya karşı savaşı 23 Şubat 1945’te, Birleşmiş Milletlerin kurucu üyeleri arasında yer alabilmek için belirlenen sürenin sonuna yaklaşılırken ilan ettiğini belirtti.

Kutras, Türkiye’nin savaşın son aşamasında savaşa katıldığını ilan ederek galip devletlerin yanında yer aldığını savundu ve Ankara’nın bu süreçte askerî kayıp vermeden savaş sonrası düzenin avantajlarından yararlandığını ileri sürdü.

İstanbul Rum toplumunun savaş yıllarındaki kayıplarını hatırlattı

Konuşmasında İstanbul’daki Rum toplumunun tarihine de geniş yer ayıran Kutras, 1940 yılında Yunanistan’ın savaşa girmesinin ardından yaklaşık 400 ila 600 İstanbullu Rum’un Sirkeci Garı’ndan Arnavutluk Cephesi’ne gitmek üzere ayrıldığını söyledi.

Aralarında Türk vatandaşı Rumların da bulunduğunu belirten başkonsolos, bu kişilerin Yunan ordusunda savaşmaları nedeniyle vatandaşlıklarını kaybetme ve İstanbul’a bir daha dönememe riskiyle karşı karşıya kaldıklarını ileri sürdü.

Kutras, İstanbul Rum toplumunun Yunanistan’ın özgürlüğü için kan verdiğini ifade etti. Ayrıca savaş döneminde Türkiye’de gayrimüslim azınlıklara yönelik uygulamalara, 1941’deki Yirmi Sınıf askerlik uygulamasına ve 1942’de yürürlüğe konulan Varlık Vergisi’ne değindi.

Bu bölümde Kutras, 28 Ekim’in yalnızca Yunanistan’ın faşizme karşı direnişini simgeleyen bir tarih olmadığını, İstanbul’daki Rum toplumunun hafızasında da önemli bir yer tuttuğunu vurguladı.

“Yunan halkı yeniden ‘Hayır’ demeye hazır”

Kutras, konuşmasının sonunda 1940 yılında verilen OHİ (Hayır) yanıtını günümüzde Yunanistan’ın egemenliği ve egemenlik haklarının savunulmasıyla ilişkilendirdi.

Yunan halkının tarihsel devamlılığının ve geçmişinin sorumluluğunun bilincinde olduğunu söyleyen Başkonsolos, şu ifadeleri kullandı:

“Yunan halkının, taşıdığı görkemli tarihin ağırlığının ve tarihsel devamlılığının bilincinde olarak, tarihten ders çıkarmayan her türlü revizyonizme ve ulusal egemenliğimizi ve egemenlik haklarımızı sorgulamaya yönelik her türlü girişime karşı yeniden yüksek sesle ‘HAYIR’ demeye hazır olduğunu temin etmek isterim.”

Kutras’ın açıklamaları, İstanbul’daki 28 Ekim anma törenini tarihsel bir anmanın ötesine taşıyarak Türkiye-Yunanistan ilişkilerindeki temel anlaşmazlıkların gündeme getirildiği siyasi bir konuşmaya dönüştürdü. Başkonsolos, bir yandan Türkiye’nin Ege ve Doğu Akdeniz’deki tezlerini hedef alırken diğer yandan ABD ve diğer müttefiklerine Atina’nın tezlerine daha güçlü destek vermeleri yönünde mesaj verdi.

Haberin devamını oku

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu