
Samimiyetin Dili Tek Taraflı Olmaz Sayın Büyükelçi, Olmaz!!!
Yunanistan’ın emekli Büyükelçilerinden Giorgos Kaklikis’in kaleme aldığı yazıyı okurken, uluslararası hukuk ve insan hakları jargonunun arkasına saklanmış klasik bir çifte standart anlayışıyla karşı karşıya kalıyoruz.
Öyle de bir alışkanlığım var ki, Yunanistan’ın aktif ve emekli diplomatlarını, askeri komutanların yazılarını büyük bir dikkatle analiz ediyorum ve okuyorum. Hani derler ya “huyum kurusun”. Ne yapayım okumayı yazmayı seviyorum işte, bu huyumu kenara bırakamıyorum. takip ediyorum ve yorumlayarak yazıyorum.
Bugün de, Yunanistan’ın emekli Büyükelçilerinden Giorgos Kaklikis’in 21 Temmuz 2026 Salı günkü “Ta Nea” gazetesinde kaleme aldığı yazıyı okurken, uluslararası hukuk ve insan hakları jargonunun arkasına saklanmış klasik bir çifte standart anlayışıyla karşı karşıya kalıyoruz.
Sayın emekli Büyükelçi yazar özetle şunu savunuyor;
“Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması bir Türk-Yunan pazarlığı ya da mücbir bir mücellat aracı (müfakat/mücellatlık) olamaz. Batı Trakya’daki Müslüman Türk azınlıkla kıyaslanamaz. Bu sadece bir din ve eğitim özgürlüğü meselesidir.”
İlk bakışta ne kadar evrensel, ne kadar şık ve ne kadar ilkeli bir söylem, değil mi? Ancak soru tam da burada başlıyor: Din özgürlüğü, eğitim hakkı ve evrensel insan hakları sadece İstanbul’daki Rumlar için geçerli de, Batı Trakya’da yaşayan biz yüz binlerce Müslüman Türk için geçerli değil midir?
Evrensellik Seçici Olabilir mi?
Sayın Kaklikis, Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmasını “insan hakları” ve “din özgürlüğü” parantezine alarak Türkiye’den tam bir özerklik ve iyi niyet talep ederken, sıra Batı Trakya’ya geldiğinde bu evrensel ilkeleri bir anda unutup konuyu “siyasi alcontent/pazarlık” sınırına itmeye çalışıyor.
Eğer mesele evrensel haklarsa, gelin hakikati tam ortasından konuşalım:
Din Adamı Yetiştirme Hakkı Kimin Hakkıdır?
Heybeliada’da din adamı yetişsin, eğitim özgürlüğü olsun demek son derece doğaldır. Peki Batı Trakya’daki Müslüman Türk azınlık, camilerinde görev yapacak din adamlarını, müftülerini, imamlarını nerede yetiştirecektir? Yunan devleti onlarca yıldır Türk azınlığın kendi din adamını yetiştirmesine izin vermezken, müftülerini dahi kendi iradesiyle seçmesine engel olup devlet memuru gibi müftü atarken “din özgürlüğü” neredeydi?
Eğitim Özerkliği ve İradeye Saygı
Yazar, Ruhban Okulu’nun kendi müfredatını belirleme ve akademisyen seçme özgürlüğünü haklı olarak sorguluyor. Peki, Batı Trakya’daki Türk azınlık okullarının her yıl birer birer kapatılmasına, Türkçe-Yunanca çift dilli anaokulu taleplerinin reddedilmesine ve azınlık okullarının özerk yapısının gasp edilmesine ne diyeceksiniz?
Müftülük ve Dini Kurumların Gaspı
AİHM (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) kararlarına rağmen Yunanistan’ın Batı Trakya’daki seçilmiş müftüleri tanımaması, halkın kendi dini liderini seçme hakkını engellemesi hangi “din özgürlüğü” ilkeleriyle bağdaşmaktadır?
Mütekabiliyet Bir Hukuk İlkesidir, Pazarlık Değil!
Sayın Yazar Büyükelçi, mütekabiliyet (karşılıklılık) ilkesini ucuz bir “siyasi pazarlık” gibi gösterip itibarsızlaştırmaya çalışıyor. Oysa mütekabiliyet, uluslararası hukukun (ve özel olarak her iki ülkenin de imzacısı olduğu Lozan Barış Antlaşması’nın) temel taşıdır. Lozan, İstanbul’daki Rum azınlık ile Batı Trakya’daki Türk azınlığın haklarını birbirine denkleştirmiş ve garanti altına almıştır.
BİRLİK Gazetesi Olarak Soruyoruz;
İstanbul’daki Rumların dini özgürlükleri “evrensel insan hakkı” oluyor da, Batı Trakya’daki Türklerin dini ve milli kimlik özgürlükleri neden “Yunanistan’ın iç meselesi” veya “pazarlık konusu yapılmayacak bir ayrıcalık” olarak görülüyor?
Batı Trakya’daki bizim Azınlığımızın, insanlarımızın din adamı yetiştirme hakkı yok mudur? Biz insan değil miyiz?
Samimiyet Testi
Türkiye, kendi ülkesindeki kültürel ve dini mirasa sahip çıkma özgüvenine sahiptir. Ancak Atina yönetimi ve Sayın Kaklikis gibi diplomatlar bilmelidir ki; hak ve özgürlükler tek taraflı işleyen bir otoban (EGNATİA OTOYOLU) değildir.
Eğer derdiniz gerçekten “demokrasi, eğitim özgürlüğü ve insan hakları” ise, bu ilkeleri Gökçeada’dan Rodos’a, İstanbul’dan İskeçe ve Gümülcine’ye kadar ayırt etmeksizin savunmak zorundasınız. Batı Trakya Türklerinin varlığını, kimliğini ve dini haklarını yok sayarak İstanbul’da özgürlük talep etmek diplomasi değil, açık bir çifte standarttır.
Heybeliada konuşulacaksa, Batı Trakya’daki encümen seçimleri, kapatılan okullar ve gasbedilen müftülük makamları da aynı masada ve aynı insan hakları çerçevesinde konuşulmalıdır! Masada olmalıdır!