Batı TrakyaBatı Trakya HaberEditörün Yazıları

İbrahim Şerif’i Hedef Alanlara Cevabımızdır: Önce Tarihe Bakın, Sonra Hüküm Verin!

Siz gerçekten Batı Trakya Türk Azınlığı’nın meselelerini mi tartışıyorsunuz, yoksa bu azınlığın yıllardır bedel ödemiş insanlarını itibarsızlaştırarak başka bir hesap mı görmeye çalışıyorsunuz?

Son günlerde yine aynı çevrelerin, yıllardır Batı Trakya Türk Azınlığı’nın hak ve özgürlük mücadelesinin ön saflarında yer alan Gümülcine Seçilmiş Müftüsü İbrahim Şerif’i hedef alan yazı ve yorumlarla sahneye çıktığını görüyoruz.

Üstelik bunu yaparken öyle bir dil kullanılıyor ki, insan ister istemez şu soruyu sormak zorunda kalıyor:

Siz gerçekten Batı Trakya Türk Azınlığı’nın meselelerini mi tartışıyorsunuz, yoksa bu azınlığın yıllardır bedel ödemiş insanlarını itibarsızlaştırarak başka bir hesap mı görmeye çalışıyorsunuz?

Çünkü İbrahim Şerif’in geçmişi ortadadır.

Bugün bir makamda oturup geçmişte yaşananları uzaktan yorumlayanlardan değildir İbrahim Şerif.

O, bu davanın bedelini mahkeme salonlarında ve cezaevinde ödemiş bir insandır.

1990 yılında Dr. Sadık Ahmet ile birlikte yargılandı. Gümülcine Bidayet Mahkemesi tarafından 18 ay hapis cezasına çarptırıldı ve en azılı katillerin bulunduğu Selanik’teki Diavata cezaevine gönderildi. Dönemin kayıtları, iki ismin Selanik’teki Diavata Cezaevi’ne götürüldüğünü açıkça ortaya koymaktadır. Daha sonra yapılan yargılama sonucunda İbrahim Şerif’in cezası indirildi ve para cezasına çevrildi.

Bu ayrıntı neden önemlidir?

Çünkü bugün İbrahim Şerif’in sözlerini beğenmeyenlerin, onun geçmişini bilmiyormuş gibi davranarak kendisine ahkâm kesmeleri kabul edilebilir değildir.

İbrahim Şerif bu davanın kenarında duran biri değildi.

Davanın tam ortasındaydı.

Ve yıllar sonra da mesele bitmedi.

1996 yılında “Müftü unvanını gasp etmek” suçlamasıyla hakkında yeniden dava açıldı ve altı ay hapis cezasına çarptırıldı. Bu husus yalnızca Batı Trakya Türklerinin kendi kaynaklarında değil, uluslararası insan hakları raporlarında da kayıt altına alınmıştır.

Sonra ne oldu?

İbrahim Şerif, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitti.

Ve kazandı.

1999 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, İbrahim Şerif’in dinî lider olarak faaliyetleri nedeniyle cezalandırılmasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin din özgürlüğünü güvence altına alan 9. maddesiyle bağdaşmadığı sonucuna vardı.

Şimdi burada temelsiz asılsız yazıları piyasaya süren kendini bilmezlere, bir çerez parasına talim eden emrivaki Kolonaki memurcuklarına çok basit bir soru soralım:

Bir insan, dinî lider olarak faaliyet yürüttüğü için yargılanıyor, hapis cezası alıyor, iç hukuk yollarını tüketiyor, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidiyor ve mahkeme onun din özgürlüğünün ihlal edildiğine hükmediyorsa; bugün o insanı “meseleyi bilmiyor”, “tarihsel gerçekleri çarpıtıyor”, “azınlığı bölüyor” diye küçümsemeye kalkmadan önce biraz olsun vicdan ve tarih duygusuna sahip olmak gerekmez mi? Ama doğru ya, o da sizde ve sizin gibilerde yok.

Üstelik burada daha da anlamlı bir ayrıntı var.

İbrahim Şerif’in AİHM’den aldığı tazminatı kendi cebinde tutmadığı, 1999 Atina depreminde zarar görenlere bağışladığı bizzat kendisinin aktardığı bilgiler arasında yer almaktadır.

İşte insanın kim olduğunu biraz da böyle zamanlarda anlarsınız.

İBRAHİM ŞERİF’İN SÖZLERİNİ ELEŞTİREBİLİRSİNİZ; KENDİSİNİ SİZ SEVMEYEBİLİRSİNİZ ÇÜNKÜ EMİRLERİ VEREN PATRONLARINIZ ÖYLE İSTİYOR; AMA GEÇMİŞİNİ ASLA SİLEMEZSİNİZ! SİZİN BUNA GRAMINIZ YETMEZ BE!

Elbette İbrahim Şerif’in bugün yaptığı herhangi bir açıklama eleştirilebilir.

Bir cümlenin doğru veya yanlış olduğu tartışılabilir.

Kullandığı bir kavramın isabetli olup olmadığı sorgulanabilir.

Bunların tamamı mümkündür.

Fakat başka bir şey mümkündür:

Bir insanın onlarca yıllık mücadelesini, verdiği hukuk savaşını, hapislerde geçen günlerini ve AİHM’de elde ettiği sonucu görmezden gelerek onu birkaç cümlelik bir yazıyla mahkûm etmeye kalkmak.

İşte biz size ve sizin gibilere bunları hatırlatıyor, buna itiraz ediyoruz, batı Trakya Türk Azınlığının davasından uzaksınız! Yoksunsunuz! Boşsunuz Boş!!!.

Çünkü eleştiri başka şeydir, itibarsızlaştırma başka şey, siz bunu da ayırt edecek beceride değilsiniz.

Bir dinî liderin belirli bir ifadesine karşı çıkabilirsiniz.

Ama “sen bu meseleleri bilmiyorsun” diyebilmeniz için önce o meselelerin hangi bedeller ödenerek bugünlere geldiğini bilmeniz gerekir.

İbrahim Şerif’in 1990’daki mücadelesi de, 1990’lı yıllardaki mahkemeleri de, AİHM süreci de Batı Trakya Türk Azınlığı’nın yakın tarihinin bir parçasıdır.

Bunları yok sayarak tarih yazılmaz. Kaldı ki siz ve sizin gibiler tarihten de beyhaber.

“İŞGAL” KELİMESİ ÜZERİNDEN BİR İNSANIN BÜTÜN MÜCADELESİ SİLİNEBİLİR Mİ?

Son yazının temel saldırı noktası “işgal” kelimesi.

Peki.

Bu kelimenin kullanımı tartışılabilir.

Hatta isteyen kişi bu kavramın siyasi açıdan doğru veya yanlış olduğunu savunabilir.

Fakat burada yapılan başka bir şeydir.

Bir kelime üzerinden İbrahim Şerif’in bütün siyasi, hukukî ve dinî mücadelesini tartışmalı hâle getirmeye çalışmak.

Bu, ciddi bir analiz değildir.

Çünkü Batı Trakya’da müftülük meselesi dün ortaya çıkmış değildir.

Azınlığın seçtiği Müftüler ile devlet tarafından atanan müftüler arasındaki tartışma onlarca yıldır devam etmektedir. 1990 yılında İbrahim Şerif’in Gümülcine’de azınlık tarafından seçilmesi ve Yunan makamlarının bu seçimi tanımaması da bu tarihsel sürecin parçalarından biridir.

Dolayısıyla bugün çıkıp bütün bu tarihsel süreci bir kenara bırakıp:

“İbrahim Şerif bir kelime kullandı, o hâlde mesele kapanmıştır.”

demek gazetecilik değildir.

Bu, tartışmayı kolaylaştırmak için tarihi küçültmektir.

BİZ İBRAHİM ŞERİF’İ BUGÜN TANIMADIK

Bunu özellikle belirtelim.

İbrahim Şerif, Batı Trakya Türk Azınlığı’nın yalnızca bugün gündeme gelen bir ismi değildir.

Yıllar boyunca azınlık kurumlarında görev almış, Vaaz ve İrşad Heyeti’nin çalışmalarında bulunmuş, azınlık basınında ve kültürel faaliyetlerinde yer almış, Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulu Başkanlığı yapmış bir isimdir.

29 Ocak mücadelesinin hafızasında da önemli bir yeri vardır.

Kendisinin yıllar önce yaptığı bir konuşmada, 1980’li yıllardan itibaren Türk kimliği, dernekler, vakıflar, müftülükler ve azınlık hakları konusunda yaşanan baskıları ve 29 Ocak sürecini bizzat anlattığı kayıt altındadır. Aynı konuşmada 1990 yılında Dr. Sadık Ahmet’le birlikte hapse gönderildiklerini de hatırlatmıştır.

Dolayısıyla bugün birilerinin birkaç paragrafla “İbrahim Şerif azınlığı bölüyor” sonucuna ulaşması, bu toplumun hafızasını hafife almaktır.

Bu toplum kimin ne zaman nerede durduğunu bilir. Ama en acı olanı da siz asla bilemezsiniz.

BİR İNSANI “DEVLETLE AYNI ÇİZGİDE DEĞİL” DİYE HEDEF GÖSTERMEK KOLAYDIR

Asıl dikkat edilmesi gereken nokta burasıdır.

Batı Trakya Türk Azınlığı’nın meseleleri konusunda herkes aynı düşünmek zorunda değildir. Farklı düşünce ve görüşler olabilir yöntemler arasında. Ama Türk Azınlığın hak ve hukukunun yanında, toplumun çoğunluğunun yanında, seçilen müftülerin dini liderlerin yanında olma gibi bir zorunluluğu da dışlamamak gerekir. Çünkü Azınlığın hak hukuk mücadelesi birlik beraberlik gerektirir.

Bu toplumun içerisinde farklı görüşlerin bulunması doğaldır.

Fakat buradan hareketle “sen gerçek azınlık mensubusun, sen değilsin” şeklinde bir tasnif yapmak kimsenin hakkı değildir.

Aynı şekilde İbrahim Şerif’in herhangi bir açıklamasını eleştirmek de kimseye onun yıllarca verdiği mücadeleyi yok sayma hakkı vermez.

İşte bizim itirazımız tam olarak bunadır.

PEKİ, NEDEN SADECE İBRAHİM ŞERİF’İN SÖZLERİ MERCEK ALTINA ALINIYOR?

İşte cevaplanması gereken soru budur.

Madem amaç gerçekten “hukuk, tarih ve azınlık içi çoğulculuk” ise, o zaman aynı hassasiyetle Batı Trakya Türk Azınlığı’nın onlarca yıldır çözülemeyen bütün meseleleri de konuşulsun.

Müftülük sorunu konuşulsun.

Vakıf seçimleri konuşulsun.

Azınlık eğitiminin sorunları konuşulsun.

Türk kimliğinin örgütlenme ve dernekleşme alanındaki meseleleri konuşulsun.

AİHM kararlarının uygulanması konuşulsun.

Ama bütün bunları konuşurken, yıllarca bu mücadeleyi taşıyan insanları bir kenara atıp yalnızca bir cümle üzerinden “provokatör”, “bölücü”, “yanlış yönlendiren kişi” görüntüsü oluşturulmasın.

Çünkü bu, meseleleri çözmez.

Tam tersine azınlık toplumunun kendi içerisinde gereksiz bir kavga üretir.

İBRAHİM ŞERİF’E “DERS VERMEYE” KALKMADAN ÖNCE…

Bir insana tarih dersi vermek istiyorsanız, önce onun hangi tarihin içerisinden geldiğini bilmeniz gerekir.

İbrahim Şerif’in hayatında mahkeme salonları vardır.

Cezaevi vardır.

AİHM vardır.

Azınlık kurumları vardır.

Dinî hizmet vardır.

Toplumsal mücadele vardır.

Ve bütün bunların üzerinde onlarca yıllık bir hafıza vardır.

Dolayısıyla bugün bir yazı kaleme alıp İbrahim Şerif’in bütün bu geçmişini birkaç cümleyle değersizleştirmek, ne kadar süslü ifadeler kullanılırsa kullanılsın, bizi ikna etmez.

Çünkü biz rakamları da biliyoruz, tarihleri de.

26 Ocak 1990’ı da biliyoruz.

Diavata Cezaevi’ni de biliyoruz.

1996’daki yeni mahkûmiyeti de biliyoruz.

1999’daki AİHM kararını da biliyoruz.

Ve bütün bunların ne anlama geldiğini de biliyoruz.

SON SÖZÜMÜZ AÇIKTIR

İbrahim Şerif’in her söylediğini doğru bulmak zorunda değiliz.

Ama İbrahim Şerif’in bu toplumun verdiği mücadeledeki yerini inkâr etmeye de kimsenin hakkı yoktur.

Bir konuda yanlış düşündüğünü düşünüyorsanız, karşı argümanınızı ortaya koyarsınız.

Bir kavramını yanlış buluyorsanız, neden yanlış olduğunu anlatırsınız.

Bir tarih yorumuna katılmıyorsanız, belgelerle cevap verirsiniz.

İşte gerçek demokratik tartışma budur.

Ama yıllarca bu toplumun içerisinde mücadele etmiş, hapis yatmış, mahkemelerde süründürülmüş, sonunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde haklı bulunmuş bir insanı bugün birkaç paragrafla “azınlığı bölen”, “tarih bilmeyen”, “gerçekleri çarpıtan” bir figür hâline getirmeye çalışırsanız…

Kusura bakmayın.

Batı Trakya Türk Azınlığı’nın hafızası buna izin vermez.

Çünkü bu toplum kimin hangi gün nerede durduğunu unutmadı.

Kimin mahkeme kapılarında olduğunu da unutmadı.

Kimin cezaevine gönderildiğini de unutmadı.

Kimin yıllarca müftülük mücadelesini sürdürdüğünü de unutmadı.

Ve kimin AİHM’ye kadar giderek bu meselenin uluslararası hukukta görülmesini sağladığını da unutmadı.

Bugün İbrahim Şerif’i eleştirebilirsiniz.

Ama onu tarihinden koparamazsınız.

Sözlerini tartışabilirsiniz.

Ama verdiği mücadeleyi silemezsiniz.

Bir cümlesine itiraz edebilirsiniz.

Ama onun yıllar boyunca ödediği bedeli yok sayamazsınız.

Ve en önemlisi:

Bu toplumun seçilmiş Müftülerine de, azınlığın dinî önderlerine de, kendi kurumları içerisinde hizmet eden insanlarına da saygı göstermek zorundasınız.

İbrahim Şerif’i seven, destekleyen ve onu kendi dinî lideri olarak gören insanların iradesini de küçümseyemezsiniz.

Çünkü Batı Trakya Türk Azınlığı’nın meselesi, birkaç kişinin kişisel hesaplarından çok daha büyüktür.

Bu mesele bir toplumun hafızasıdır.

Bu mesele bir toplumun kimliğidir.

Bu mesele dinidir, millîdir, kültüreldir ve aynı zamanda hukuk meselesidir.

Ve bu nedenle, bugün birileri hangi manşeti atarsa atsın, hangi “merceği” kurarsa kursun:

İbrahim Şerif’i bu toplumun hafızasından silemezsiniz.

Biz de buna seyirci kalmayız.

Çünkü mesele bir şahsı koruma meselesinden ibaret değildir.

Mesele, yıllarca bedel ödemiş insanların emeğine ve Batı Trakya Türk Azınlığı’nın tarihine sahip çıkma meselesidir.

Ve bu konuda susmayacağız!

Haberin devamını oku

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu