Yunanistan Haber

Naval Group-Mevaco ve Akmon Sözleşmelerinin Şifreleri

Yunan Savunma Sanayiinde Eksen Kayması: Raftan Hazır Silah Alımından “Türk Modeli” Yerlileşmeye Mi?

Yunan Savunma Sanayiinde Eksen Kayması: Raftan Hazır Silah Alımından “Türk Modeli” Yerlileşmeye Mi?

Yunanistan, on yıllardır süregelen “parayı ver, silahı raftan hazır al” mantığına dayalı savunma tedarik politikasını sessiz sedasız, ancak son derece radikal bir biçimde çöpe atmaya hazırlanıyor.

Atina koridorlarında uzun süredir konuşulan ama somut adımları yeni yeni göze çarpan bu stratejik dönüşümün en taze ve çarpıcı örneği, geçtiğimiz günlerde Fransız gemi yapım devi Naval Group’tan geldi.

Naval Group, Yunan Donanması’nın gözbebeği olan yeni nesil FDI HN (Belharra) fırkateyn programı kapsamında, Yunan savunma sanayiinin iki önemli aktörü Mevaco ve Akmon şirketleriyle iki yeni ve kritik sözleşme imzaladı.

Mevaco ve Akmon Sözleşmelerinin Şifreleri

İmzalanan bu yeni kontratlar, basit birer taşeronluk sözleşmesi değil; Yunan şirketlerinin Fransız savunma devinin küresel tedarik zincirine doğrudan ve kalıcı entegrasyonu anlamına geliyor.

Sözleşmeler, FDI fırkateynleri için 4 gemi setine kadar (her set 50’den fazla üniteyi içeriyor) entegre elektronik konsol ve kabinlerin üretimini kapsıyor.

Daha da önemlisi, Mevaco ve Akmon tarafından üretilecek bu kritik sistemler sadece Yunan donanmasının fırkateynlerine değil, Fransız donanması için inşa edilen FDI fırkateynlerine de monte edilecek. Yani Yunan sanayii, artık “yalnızca müşteri” konumundan çıkıp Avrupa’nın en modern deniz programlarından birinin üretim ortağı haline geliyor.

Donanmanın amiral gemisi HS Kimon (F-601), bilindiği üzere Ocak 2026 itibarıyla teslim alınmıştı. Bu yıl içinde iki geminin daha filoya katılması beklenirken, geçtiğimiz aylarda siparişi kesinleşen dördüncü fırkateynin de üç yıl içinde teslim edilmesi planlanıyor. İşte bu kritik takvimde, gemilerin dijital sinir sistemini oluşturan konsolların altında Yunan mühendisliğinin imzası bulunacak.

Dendias’ın “Ajanda 2030” Vizyonu ve Radikal Reformlar

Bu yerlileşme hamlesi, Savunma Bakanı Nikos Dendias’ın uzun süredir üzerinde titrediği ve parlamentoya sunduğu “Ajanda 2030” askeri modernizasyon planından bağımsız değil. Dendias’ın vizyonu, sadece silah sistemlerini yenilemekle kalmıyor, topyekûn bir doktrin değişikliği dayatıyor.

Dendias, “Yunanistan’ın artık yabancı silahları raftan hazır satın alma alışkanlığına son vermesi gerektiğini” açıkça ilan etmişti.

Bu doğrultuda atılan adımlar dikkat çekici:

Yunan İnovasyon Kalkınma Merkezi (ELKAK), Savunma sanayiinde yerli bir ekosistem oluşturmak amacıyla kurulan bu merkez, yerli Ar-Ge çalışmalarını fonlayacak ve Yunan şirketlerinin yüksek teknolojiye geçişini hızlandıracak.

Atina, Skaramangas ve Elefsina tersanelerini canlandırarak, gelecekte ilk etapta yerli tasarım bir Açık Deniz Karakol Gemisi (OPV), ardından korvet ve nihayetinde tamamen Yunan tersanelerinde inşa edilecek bir fırkateyn projesini (Milli Gemi) hayata geçirmeyi planlıyor. Yeni silah alım planlarında en az %25 oranında yerli sanayi katılımı şartı getiriliyor.

Ayrıca, savunma bütçesindeki israfı önlemek adına verimsiz 130’dan fazla askeri kampın kapatılması, komuta kademelerinin sadeleştirilmesi ve buradan elde edilecek yıllık yaklaşık 100 milyon euronun tamamen Aşil’in Kalkanı adı verilen; Meriç’ten Girit’e kadar uzanacak anti-drone, hava savunma ve füze sistemleri ile yerli insansız hava araçları (İHA) üretimine aktarılması hedefleniyor.

Atina, Ankara’nın Savunma Stratejisini mi Kopyalıyor?

Gelelim madalyonun diğer yüzüne ve en can alıcı soruya. Yunanistan, Türkiye’nin savunma sanayii modelini mi taklit ediyor?

Bu sorunun cevabı, net bir “Evet, ancak gecikmiş bir çabayla” olarak verilebilir.

Türkiye’nin son 20 yılda MİLGEM, Baykar, TAI, ASELSAN ve ROKETSAN gibi aktörlerle yakaladığı %80’e varan yerlilik oranı ve küresel ambargolara karşı geliştirdiği lojistik direnç, Atina için hem büyük bir tehdit algısı oluşturdu hem de bir “rol model” haline geldi. Ege ve Doğu Akdeniz gibi jeopolitik açıdan her an patlamaya hazır bir coğrafyada, yabancı tedarik zincirlerine ve müttefiklerin iki dudağı arasına sıkışmış bir savunma politikasının sürdürülemez olduğunu nihayet Atina da idrak etti.

Ankara’nın attığı adımların bir kopyası olarak;

Yunanistan da kendi tersanelerini (Skaramangas, Elefsina) ayağa kaldırmaya çalışıyor.

Türkiye’nin Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) modeline benzer şekilde ELKAK’ı yapılandırıyor.

“Milli Gemi” ve yerli drone/anti-drone üretimi için kolları sıvıyor.

Sonuç olarak;

Yunanistan, Naval Group’un Mevaco ve Akmon’a verdiği sözleşmelerle doğru bir yola girdiğini gösteriyor. Ancak Atina’nın önünde çok ciddi bir süreç var. Türkiye’nin onlarca yılda, büyük bütçeler, mühendislik havuzu ve ağır bedeller ödeyerek kurduğu savunma sanayii altyapısını, Yunanistan’ın sadece “Ajanda 2030” planı ve dış ortakların teknoloji transferiyle kısa sürede yakalaması kolay görünmüyor. Yine de Atina’nın “hazır alım konforundan” vazgeçip “yerli imkanları seferber etme” noktasına gelmesi, bölgedeki askeri dengelerin gelecekte çok daha stratejik ve sanayi odaklı bir rekabete sahne olacağını net bir biçimde ortaya koyuyor.

 

Haberin devamını oku

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu