
“Ekümeniklik” Hayalleri ve Batı Trakya Gerçeği: Mütekabiliyet Nerede?
İstanbul’daki Rum azınlık ve Patrikhane için uluslararası baskılarla tavizler, özerklikler ve ayrıcalıklar talep edilirken; Batı Trakya’da yaşayan yüz binlerce Türk’ün en temel insani, dini ve eğitsel hakları çiğnenemez.
Analiz / Yorum: İlhan Tahsin
Son dönemde ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilileri ile Amerika Ortodoks Başpiskoposu Elpidoforos arasında gerçekleşen görüşmeler ve ABD’deki Yunan lobisinin yürüttüğü yoğun diplomasi trafiği, Heybeliada Ruhban Okulu ve Fener Rum Patrikhanesi’nin “Ekümenik” statüsü söylemlerini yeniden uluslararası gündemin üst sıralarına taşıdı.
Sayın Elpidoforos’un konuyu yalnızca bir teoloji eğitimi ya da İstanbul’daki Rum azınlığın hakkı olarak değil, “küresel dini özgürlükler” maskesi altında sunma çabası gözlerden kaçmıyor.
Ancak ortada hem tarihsel hem hukuki hem de uluslararası diplomasi açısından görmezden gelinemeyecek vahim bir çifte standart ve çarpıtma bulunmaktadır.
Ruhban Okulu Gerçeği
Türkiye mi Kapattı, Patrikhane mi Vazgeçti?
Kamuoyuna sunulmak istenen “Türkiye Ruhban Okulu’nu kapattı” algısı tamamen gerçek dışıdır.
Tarihsel ve Hukuki Arka Plan
1844’te kurulan Heybeliada Ruhban Okulu, 1971 yılında Anayasa Mahkemesi’nin Türkiye’deki tüm özel yükseköğretim kurumlarının devlet denetimine (üniversitelere/MEB’e) bağlanması gerektiğine ilişkin kararına tabi tutulmuştur.
Kapanış Sebebi
Türk makamları okulu feshetmemiş; aksine, Milli Eğitim Bakanlığı denetiminde veya bir ilahiyat fakültesine bağlı olarak faaliyetine devam edebileceğini bildirmiştir. Ancak Fener Rum Patriği ve okul yönetimi, Türk devletinin denetim ve müfredat kontrolünü reddederek eğitimi kendi iradeleriyle durdurmuştur. Buradaki temel mesele eğitim değil, özerklik ve denetimsizlik arzusudur.
Lozan Antlaşması, Ekümeniklik ve “Vatikan” Statüsü Arayışı
24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Barış Antlaşması, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu tapu senedidir. Lozan müzakerelerinde Fener Rum Patrikhanesi’nin durumu uzun uzadıya tartışılmış ve Patrikhane’nin tüm idari ve siyasi yetkilerinden arındırılarak yalnızca İstanbul’daki Rum azınlığa hizmet veren yerel bir dini kurum olarak Türkiye’de kalmasına izin verilmiştir.
“Ekümeniklik” Statüsü
Lozan Antlaşması’nda Patrikhane’ye “Ekümenik” (evrensel) bir statü veya tüzel kişilik tanınmamıştır. Patrik, Fatih Kaymakamlığı’na bağlı dini bir önder konumundadır.
Gizli Ajanda
Patrikhane’nin ve arkasındaki uluslararası lobilerin nihai amacı, kuruma İstanbul ortasında bir “Vatikan statüsü” kazandırmaktır. Türkiye Cumhuriyeti egemenlik sınırları içerisinde özerk, denetimsiz ve siyasi nüfuz sahibi bir “Ortodoks Halifeliği” ya da dini devlet yapısı kabul etmek, Anayasa’ya ve Lozan’ın ruhuna tamamen aykırıdır.
Batı Trakya Türk Azınlığı Gerçeği ve Çifte Standart
Eylülde “görkemli açılışlar” planlayanlar ve Washington koridorlarında “insan hakları” havariliği yapanlar, bizim Batı Trakyamızda yaşanan insan hakları ihlallerine kör ve sağındır. Uluslararası kamuoyunun ve Atina’nın dikkatine sunulması gereken acı gerçekler ortadadır.
Dini Özgürlükler ve Müftülük Meselesi
İstanbul’daki Patriğin seçimi ve dini faaliyetleri Türkiye’de serbestçe yürütülürken; Batı Trakya’da Türk azınlığın kendi iradesiyle seçtiği müftüler Yunan yönetimi tarafından tanınmamakta, hapis cezalarına çarptırılmakta ve yerlerine atama imam/müftü dayatılmaktadır.
Eğitimde Gasp Edilen Haklar
Lozan Antlaşması’na göre Batı Trakya Türk Azınlığı kendi okullarını kurma, yönetme ve müfredatını belirleme hakkına sahiptir. Batı Trakya’daki Türk İlkokulları onlarca yıldır doğrudan Yunanistan Milli Eğitim Bakanlığı’nın katı denetimi, müfredatı ve kontrolü altındadır.
Nüfus artmasına rağmen, Lozan döneminde 380 civarında olan Türk azınlık okulu sayısı, Yunan yönetiminin “öğrenci azlığı” gibi bahaneleriyle 80’in altına düşürülmüştür.
Türk azınlığın kendi okulunu denetleme veya özerk müfredat uygulama hakkı tamamen elinden alınmışken, İstanbul’daki Rum Patrikhanesi’nin Türk MEB denetimini reddederek özerk okul talep etmesi hangi vicdana ve hukuka uyar?
Identity (Kimlik) Reddi
Yunanistan devleti, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına rağmen “Batı Trakya Türk Azınlığı” ifadesini reddetmekte, derneklerin ismindeki “Türk” kelimesi yüzünden kapatma kararları vermektedir.
Sonuç: Devletlerarası İlişkilerde Temel İlke “Mütekabiliyet”tir
Diplomaside ve uluslararası hukukta değişmez altın kurallar vardır; bunlardan en önemlisi Mütekabiliyet (Karşılıklılık) ilkesidir. İstanbul’daki Rum azınlık ve Patrikhane için uluslararası baskılarla tavizler, özerklikler ve ayrıcalıklar talep edilirken; Batı Trakya’da yaşayan yüz binlerce Türk’ün en temel insani, dini ve eğitsel hakları çiğnenemez.
Patrikhane Türk kanunlarına ve MEB denetimine girmek istemiyorsa, Batı Trakya’daki Türk okulları onlarca yıldır Yunan devletinin denetimi altındadır. Rum azınlığın bir ayrıcalığı, Türk azınlığın bir eksikliği yoktur.
Eğer Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması veya Patrikhane’nin hakları masaya gelecekse, dinamik bir diplomatik süreç yürütülecekse; Atina öncelikle Batı Trakya Türkleri’nin seçtiği müftüleri tanımalı, kapatılan Türk okullarını yeniden açmalı, AİHM kararlarını uygulamalı ve Türk azınlığın milli kimliğini kabul etmelidir.
Lozan tek taraflı işleyen bir senet değildir. Türkiye Cumhuriyeti, kendi egemenlik haklarından ve Lozan’ın çizdiği kırmızı çizgilerden taviz vermeyeceği gibi, Batı Trakya Türkleri’nin hakları teminat altına alınmadan atılacak tek taraflı adımlara da geçit vermemelidir.
Kaldı ki Amerika Birleşik Devletleri yetkililileri, İstanbul Fener Rum Patrikhanesi temsilcisi ile görüşürken, Batı Trakya’daki Türk Azınlığın seçtiği Müftüler ile de bir kez görüşmelidir. Bunu malesef bu güne kadar yapmadılar. Temennimiz bundan sonra etik olurar, eşit davranırlar.