Editörün YazılarıYunanistan Haber

Bükreş’te Yanan Ateşin Kıvılcımları Atina’ya Sıçradı (İlhan Tahsin Yazdı)

WSJ’nin Guilfoyle dosyası Atina’yı da karıştırdı: Enerji diplomasisi, siyasi nüfuz ve “Kim kiminle, hangi sıfatla görüşüyor?” sorusu ortaya çıktı. Bükreş’te başlayan tartışmanın dumanı Atina’ya kadar ulaştı.

WSJ’nin Guilfoyle dosyası Atina’yı da karıştırdı: Enerji diplomasisi, siyasi nüfuz ve “Kim kiminle, hangi sıfatla görüşüyor?” sorusu ortaya çıktı.

İlhan TAHSİN

Bükreş’te başlayan tartışmanın dumanı Atina’ya kadar ulaştı.

ABD’nin Yunanistan Büyükelçisi Kimberly Guilfoyle hakkında Wall Street Journal’da yayımlanan araştırma, ilk bakışta Romanya’daki hükümet değişikliği ve ABD’nin bölgedeki enerji politikasıyla ilgili bir dosya gibi görünse de, artık Atina’nın da doğrudan içinde olduğu bir siyasi tartışmaya dönüşmüş durumda.

Çünkü iddiaların önemli bir bölümü Atina’da geçiyor.

Üstelik yalnızca diplomatik temaslardan söz edilmiyor. Yunanistan Çevre ve Enerji Bakanı Stavros Papastavru’nun da adının geçtiği bir görüşme, ABD’nin Balkanlar’daki LNG stratejisi, Yunan şirketleri, lobicilik faaliyetleri ve Dikey Gaz Koridoru aynı dosyanın farklı başlıklarını oluşturuyor.

İşte tam da bu nedenle konu, “Bir Büyükelçi böyle bir cümle söyledi mi, söylemedi mi?” tartışmasının ötesine taşınıyor.

Asıl soru şu:

Diplomasi ile ticari çıkarlar nerede kesişiyor ve bu kesişme noktasında kamuoyunun bilmesi gereken ne kadar bilgi var?

Romanya’da başlayan tartışma

Wall Street Journal’ın araştırmasına göre, Mart ayında Atina’da düzenlenen bir akşam yemeğinde Romanya’daki İlie Bolojan hükümetinin geleceği konuşuldu.

Gazetenin aktardığı iddiaya göre Kimberly Guilfoyle, ABD’nin Romanya’daki hükümet değişikliğinde rol oynadığını ima eden bir değerlendirme yaptı ve ardından ABD’nin bunu “istediği herhangi bir ülkede” yapabileceğini, Yunanistan’da da bunun mümkün olduğunu söyledi.

Bu anlatım, Guilfoyle’un avukatı tarafından reddedildi.

Dolayısıyla burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Ortada Wall Street Journal tarafından yayımlanmış ciddi bir iddia ve buna karşı yapılmış açık bir itiraz vardır. Görüşmenin tam olarak nasıl gerçekleştiğine ilişkin nihai hüküm vermek yerine, ortaya çıkan soruların ne olduğunu konuşmak gerekir.

Romanya’da ise bu iddia çok kısa sürede iç siyasetin konusu haline geldi.

Sorin Grindeanu, George Simion ve diğer siyasi aktörler açıklamalar yaptı. Muhalefetten Dominic Fritz, söz konusu temasların ve görüşmelerin açıklığa kavuşturulmasını istedi. Romanya basınında konu, Bolojan hükümetinin düşüşü ile ABD’li diplomat arasındaki temaslar üzerinden tartışılmaya başlandı.

Yani Bükreş’te kıvılcım çoktan siyasi tartışmaya dönüştü.

Ve şimdi sıra Atina’da…

Atina’nın bu dosyadan uzak kalması zaten mümkün değildi.

Çünkü Wall Street Journal’ın anlattığı tartışmalı görüşmenin adresi Atina.

Üstelik görüşmede adı geçen isim Yunanistan Çevre ve Enerji Bakanı Stavros Papastavru.

Yunanistan Hükümeti Sözcüsü Pavlos Marinakis de kendisine yöneltilen soruya cevap verdi.

Marinakis, “Yunan hükümetinin tehdit edilmesi diye bir mesele hiçbir zaman ortaya çıkmadı” dedi ve böyle bir şeyin kabul edilemeyeceğini vurguladı.

Bu açıklama önemli.

Fakat siyasi tartışmanın bütününü ortadan kaldırmıyor.

Çünkü Marinakis’in açıklaması esas olarak “Yunan hükümeti tehdit edildi mi?” sorusuna cevap veriyor.

Oysa kamuoyundaki tartışma bundan biraz daha geniş.

Atina’daki o akşam yemeğinde tam olarak ne konuşuldu?

Papastavru ile Guilfoyle arasında ne yaşandı?

Romanya’daki hükümet değişikliği hangi bağlamda gündeme geldi?

Ve WSJ’nin aktardığı cümle gerçekten söylendiyse, hangi anlamda söylendi?

Bunlar birbirinden farklı sorular.

Muhalefet neden “Neler oluyor?” diye soruyor?

Yunanistan’daki muhalefet partileri de tam olarak bu noktaya işaret ediyor.

SYRİZA, ELAS ve KKE hükümetten açıklama istedi ve ilk aşamada hükümetin sessiz kaldığını savundu.

Muhalefetin gündeme getirdiği mesele yalnızca Guilfoyle’un sözleri değil.

Enerji diplomasisi de işin içinde.

Çünkü WSJ araştırmasının diğer önemli bölümü Amerikan LNG’sinin Dedeağaç üzerinden Balkanlar’da yaygınlaştırılması ve bunun Dikey Gaz Koridoru üzerinden yapılmasıyla ilgili.

Bu noktada dosya bir anda daha da büyüyor.

Çünkü karşımıza Yunanistan, Bulgaristan, Romanya ve daha geniş Balkan coğrafyasını birbirine bağlayan bir enerji ağı çıkıyor.

Enerji koridoru neden bu kadar önemli?

Dikey Gaz Koridoru, Amerikan LNG’sinin Yunanistan’ın Batı Trakya bölgesi Dedeağaç üzerinden Bulgaristan ve Romanya’ya, oradan da daha kuzeydeki pazarlara ulaştırılması açısından stratejik önem taşıyor.

ABD açısından bunun temel hedeflerinden biri Avrupa’nın Rus doğal gazına bağımlılığını azaltmak.

Bu, Washington’ın açıkça savunduğu bir strateji.

Dolayısıyla Amerikan LNG’sinin Balkanlar’da teşvik edilmesi kendi başına şaşırtıcı değil.

Tartışmayı doğuran nokta başka yerde.

Diplomatik nüfuz ile ticari çıkarlar aynı masada buluştuğunda sınırlar nasıl korunuyor?

WSJ’nin araştırması tam olarak bu soruyu gündeme getiriyor.

Gazete, Guilfoyle’un bazı temaslarında Yunan iş insanı ve lobici Hristos Marafatsos’un da bulunduğunu, Marafatsos’un aynı zamanda Yunan şirketi AKTOR ile profesyonel ilişkisinin olduğunu yazıyor. AKTOR ise Dedeağaç’tan başlayan Dikey Gaz Koridoru kapsamında Amerikan LNG’sinin bölgeye taşınmasına yönelik projelerde yer alıyor.

AKTOR kendisine yönelik ayrıcalıklı muamele iddialarını reddediyor ve Dikey Gaz Koridoru faaliyetlerinin söz konusu temaslardan önce başladığını belirtiyor. Guilfoyle tarafı da Büyükelçinin Avrupa’nın Rus gazına bağımlılığını azaltmaya yönelik Amerikan enerji politikasını yürüttüğünü savunuyor.

Dolayısıyla burada da kesinleşmiş bir hükümden değil, açıklığa kavuşturulması gereken ilişkilerden söz ediyoruz.

Atina’nın önündeki asıl soru

Bana göre dosyanın Yunanistan açısından en önemli tarafı burada.

Yunanistan Batı Trakya Dedeağaç üzerinden, Amerikan LNG’sinin Balkanlar’a açılan kapısı olmak istiyor.

Bu, ekonomik olduğu kadar jeopolitik bir hedef.

Washington açısından Yunanistan’ın enerji haritasındaki rolü büyüyor.

Atina açısından ise bu durum ülkenin Balkanlar’daki stratejik önemini artırıyor.

Fakat stratejik önem arttıkça şeffaflık ihtiyacı da artıyor.

Çünkü bir ülkenin enerji altyapısı yalnızca enerji meselesi değildir.

Enerji;

ekonomi demektir,

jeopolitik demektir,

diplomasi demektir,

ticaret demektir,

ve nihayetinde siyasi etki alanı demektir.

Bu nedenle “Kim kiminle görüştü?” sorusu basit bir magazin sorusu değildir.

Kim, hangi sıfatla masada oturdu? Kimi temsil ediyordu? Görüşmede hangi ticari dosyalar vardı? Karşı taraf bu kişinin ticari bağlantılarını biliyor muydu?

Bunlar demokratik sistemlerde sorulabilecek meşru sorulardır.

Marinakis’in açıklaması neden önemli?

Hükümet Sözcüsü Marinakis’in açıklamasını da bu çerçevede değerlendirmek gerekir.

Marinakis, Yunan hükümetine yönelik bir tehdit meselesinin hiçbir zaman gündeme gelmediğini ve böyle bir durumun kabul edilemeyeceğini söyledi.

Bu, Atina’nın kırmızı çizgisini ortaya koyuyor:

Yunanistan’ın demokratik olarak seçilmiş hükümeti dışarıdan tehdit edilemez.

Ancak açıklamanın ardından başka soruların gündeme gelmesi de kaçınılmaz.

Çünkü hükümetin tehdit edilmediğini söylemek ile Atina’da gerçekleştirildiği iddia edilen görüşmenin bütün ayrıntılarını açıklamak aynı şey değil.

İşte muhalefetin üzerine gittiği nokta da burası.

Dolayısıyla önümüzdeki dönemde tartışmanın yalnızca “Guilfoyle bunu söyledi mi?” ekseninde değil, “Atina’daki görüşmede ne konuşuldu ve enerji diplomasisi hangi aktörlerle yürütüldü?” ekseninde devam etmesi beklenebilir.

Bükreş ile Atina arasındaki fark

Burada dikkat çekici bir başka nokta daha var.

Romanya’da konu doğrudan siyasi krize dönüştü.

Atina’da ise tartışma henüz aynı noktada değil.

Bunun bir nedeni olabilir: Romanya’daki iddialar doğrudan hükümetin düşmesiyle ilişkilendiriliyor.

Yunanistan’da ise şu aşamada böyle bir gelişme yok.

Fakat Atina açısından mesele başka bir nedenle daha hassas.

Çünkü iddia edilen sözlerin söylendiği yer Atina.

Konuşmanın muhataplarından biri Yunan hükümetinin Bakanı.

Enerji boyutunun merkezinde Yunanistan bulunuyor.

Ve ABD Büyükelçisinin Balkanlar’daki enerji diplomasisinin önemli bir ayağı yine Yunanistan.

Dolayısıyla Bükreş’te başlayan tartışmanın kıvılcımlarının Atina’ya sıçraması şaşırtıcı değil.

Gazeteciliğin görevi hüküm vermek değil, soruyu takip etmektir

Bu dosyada belki de en önemli ayrım burada yapılmalı.

Bir gazete olarak “ABD Romanya hükümetini düşürdü” diyemeyiz.

Aynı şekilde “Yunanistan’da hükümet değişikliği planlandı” sonucuna da mevcut bilgilerle varamayız.

Ama şunu sorabiliriz:

Neden böyle bir iddia ortaya çıktı?

Kim ne söyledi?

Kim oradaydı?

Kim kiminle görüştü?

Hangi ticari ilişkiler vardı?

Enerji projelerinde hangi şirketler yer alıyor?

Diplomatik temaslarda özel sektör temsilcileri hangi sıfatla bulunuyor?

Ve hükümetler bu temasların içeriği konusunda kamuoyuna ne kadar bilgi veriyor?

Bunlar cevaplanması gereken sorular.

Çünkü demokratik sistemlerde bazen cevaptan önce sorunun kendisi önemlidir.

Balkanlar’da yeni enerji denklemi

Bugün Balkanlar’da enerji haritası yeniden çiziliyor.

Rus doğal gazına bağımlılığın azaltılması, Amerikan LNG’sinin Avrupa pazarındaki payının artırılması, Yunanistan’ın LNG giriş kapısı olarak konumlandırılması ve Dedeağaç’tan başlayan Dikey Gaz Koridoru’nun geliştirilmesi aynı stratejik resmin parçaları.

Bu resmin içinde Yunanistan, Bulgaristan ve Romanya birbirinden bağımsız ülkeler gibi görünse de enerji açısından aynı zincirin halkaları haline geliyor.

Dolayısıyla Washington’ın enerji politikasının Balkanlar’daki etkisi yalnızca gaz satışıyla ölçülemez.

Enerji altyapısı aynı zamanda siyasi ve jeopolitik bağlantılar yaratıyor.

İşte Wall Street Journal’ın araştırması da tam bu noktada önem kazanıyor.

Haberdeki her iddianın doğru olduğunu peşinen kabul etmek için değil;

diplomasi, enerji, lobicilik ve siyasi temasların kesiştiği noktayı görünür hale getirdiği için.

Son söz: Bükreş’te yanan ateş Atina’ya ulaştı

Romanya’da başlayan tartışmanın Yunanistan’a ulaşması, Atina açısından yeni ve kolay yönetilebilecek bir dosya olmayabilir.

Çünkü mesele yalnızca bir Amerikan Büyükelçisinin sözleriyle sınırlı değil.

Yunanistan’ın Balkanlar’daki enerji rolü, Amerikan LNG’si, Dikey Gaz Koridoru, Yunan şirketlerinin bölgesel projelerdeki konumu ve diplomatik temasların sınırları aynı dosyada birleşiyor.

Üstelik artık Yunan hükümeti de konuşmak zorunda kaldı.

Marinakis’in açıklaması tartışmanın bir bölümüne cevap verdi; fakat başka soruların da önünü açtı.

Muhalefet daha fazla açıklama istiyor.

Romanya’da siyasi tartışma büyüyor.

Washington açısından ise Balkanlar’daki enerji stratejisinin uygulanması devam ediyor.

Bu nedenle mesele artık yalnızca Kimberly Guilfoyle meselesi değil.

Mesele, Balkanlar’da yeni enerji düzeni kurulurken diplomasi ile ticaretin, strateji ile özel çıkarların ve devlet politikası ile siyasi etkinin hangi sınırlar içinde buluşacağıdır.

Bükreş’te yanan ateşin kıvılcımları Atina’ya sıçradı.

Şimdi Atina’nın önündeki soru şu:

Bu kıvılcımlar yalnızca bir diplomatik tartışma olarak mı kalacak, yoksa Balkanlar’daki enerji siyasetinin nasıl yürütüldüğüne dair daha büyük bir siyasi tartışmanın fitilini mi ateşleyecek?

Cevabını zaman gösterecek.

Ama gazeteciliğin görevi, ateş büyüdükten sonra değil, ilk kıvılcım görüldüğü anda soruyu sormaktır.

Biz de BİRLİK Gazetesi olarak bu konuyu yakından takip ediyoruz. Amacımız, bölgemiz başta olmak üzere, ülkemiz Yunanistan’da kim veya kimler ne gibi planlar hazırlıyor.

Bu aynı zamanda Batı Trakya’daki Türk Azınlığı da yakından ilgilendiriyor.

Çünkü biz hep buradaydık, buradayız ve burada olmaya, kalmaya da devam edeceğiz……

Doğal olarak bölgemizde yaşananlar bizi de toplum olarak yakından ilgilendiriyor….

Haberin devamını oku

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu