Yunanistan Haber

Bir Televizyon İtirafı: Mora’da Yok Edilen Türk Varlığı

Yunan Skai TV'nin "1821" belgeseli, resmi tarih tezlerinin arkasına gizlenen acı gerçekleri ve Mora Yarımadası'nda birkaç hafta içinde haritadan silinen on binlerce Türk canının trajik öyküsünü gün yüzüne çıkarıyor.

“Tarihin karanlık sayfaları ve bir televizyon itirafi: Mora’da yok edilen Türk Varlığı.”

Yunan Skai TV’nin “1821” belgeseli, resmi tarih tezlerinin arkasına gizlenen acı gerçekleri ve Mora Yarımadası’nda birkaç hafta içinde haritadan silinen on binlerce Türk canının trajik öyküsünü gün yüzüne çıkarıyor.

Tarih, muktedirlerin yazdığı masallardan ibaret değildir; er ya da geç, saklanan hakikatler bizzat o iddiaların sahipleri tarafından itiraf edilmeye mahkumdur.

Yunanistan’ın önde gelen yayın organlarından Skai TV’de yayınlanan “1821” isimli belgesel, tam da bu türden çarpıcı bir hakikati, tarihçilerin ve arşiv belgelerinin ışığında gözler önüne serdi. Bugüne kadar sistemli bir sessizlikle perdelenen Mora Katliamı, bizzat Yunan televizyonunda tarihin en trajik insanlık suçlarından biri olarak kayda geçirildi.

Belgeselde yer alan çarpıcı veriler, bugünkü Yunanistan topraklarının bir dönem ne denli yoğun ve köklü bir Türk nüfusuna ev sahipliği yaptığını anımsatarak başlıyor.

Programda açıkça ifade edildiği üzere, bugünün penceresinden bakıldığında Yunanistan’da bir zamanlar büyük bir Türk nüfusunun barındığını hayal etmek dahi oldukça güçtür. Ancak arşivler, bu toprakların yüzlerce yıldır Türklerin öz yurdu olduğunu açıkça fısıldamaktadır.

O dönem Mora Yarımadası genelinde küçük ve huzurlu topluluklar halinde yaşayan Türkler; çiftçilikle, ticaretle ve bürokrasiyle meşgul oluyorlardı. Kuşaklar boyu bu topraklarda kök salmış olan aileler, burayı sadece yaşadıkları bir coğrafya olarak değil, bağlandıkları tek vatan olarak biliyorlardı. Ne var ki 1821 baharı, bu köklü varlığın üzerine vahşi bir karanlık gibi çöktü.

Kapodistrias’ın Kan Donduran Raporu

Katliamın boyutlarını ve sistemli yapısını ortaya koyan en sarsıcı belge, Yunanistan’ın ilk devlet başkanı İoannis Kapodistrias’ın büyük güçlere verdiği resmi yanıttır. Devrimin başlamasından yedi yıl sonra, dönemin küresel aktörleri Kapodistrias’a Mora’da ikamet eden Türk nüfusunun akıbetini sordular. Vali Kapodistrias’ın verdiği yanıt, tarihe adeta bir soykırım belgesi olarak geçecek cinstendi. Kapodistrias iki net sayı paylaştı: “1821’den önce 42.750, 1821’den sonra ise sıfır.”

Gelelim hazırlanan belgeselden satır başlarına:

“1821 baharından sonra onlara dair tüm izler ortadan kayboldu. On binlerce Türk erkeği, kadınlar ve çocuklar birkaç hafta içerisinde öldürüldü. Şiddet, kuşkusuz Yunan devriminin ayrılmaz bir parçasıydı.”

Bu ifadeler, sadece bir nüfus değişimi ya da göç dalgasını değil; birkaç hafta gibi kısa bir süre zarfında on binlerce masum insanın kadın, çocuk, yaşlı ayrımı gözetilmeksizin acımasızca katledildiğini açıkça ortaya koymaktadır. Resmi tarihin çizdiği “kahramanlık” tablolarının arkasında, komşularını katleden ve onların mal varlıklarına el koyan sistemli bir şiddet sarmalı yatmaktadır.

Okullarda Üretilen Resmi Efsaneler

Skai TV’nin belgeselinde dikkat çekilen bir diğer can alıcı nokta ise, bu ağır suçların nesiller boyu nasıl gizlendiği ve unutturulduğudur. Belgeseldeki anlatıcı, modern eğitim sistemlerinin ve ulus-devlet ideolojilerinin bu kanlı sayfaları örtbas etmek için nasıl bir “efsane üretme merkezine” dönüştüğünü şu çarpıcı sözlerle itiraf ediyor:

“Bu tarz efsaneler doğal olarak çoğunlukla okullarda üretiliyor. Çünkü bir çocuğa, ‘Senin büyükbaban Türkleri öldürürdü, şehirlere girdiğinde onları kuyuya atar ve onların sahip oldukları her şeyi çalardı.’ diyemezsiniz. Bunu bir çocuğa anlatamazsınız, anlattığınızda onlardan ne farkımız var diye sormaya başlar. Ahlaki üstünlüğümüz nerede?”

Bu öz eleştiri, sivillere yönelik vahşetin sadece Osmanlı Devleti’ne atfedilmesinin koca bir tarihi yalandan ibaret olduğunu tescillemektedir. Eğitim sisteminin masum çocuk zihinlerine enjekte ettiği bu yapay “ahlaki üstünlük”, Tripolice’de ve Sakız Adası’nda yaşanan barbarlıkların üzerini örtmeye yetmemektedir.

Kurumsal Devlet Politikası ve Vahşet

Belgeselde, Mora’da yaşananların sıradan bir asayiş problemi ya da kontrolsüz bir öfke patlaması olmadığı, aksine Batı Avrupa’daki geçmiş din savaşlarına benzer şekilde “kurumsal bir devlet politikası” haline getirildiği vurgulanıyor. Hristiyan Yunanlar, bu topraklardaki Türk varlığını tamamen kazımak ve mülklerine çökmek adına topyekun bir imha hareketine girişmişlerdir.

Bir not düşmeden de olmaz geçilmez!

Tarihi belgelerin ve bizzat Yunan medyasının bu geç kalmış itirafları, geçmişle yüzleşmenin kaçınılmaz olduğunu göstermektedir. Tripolice’de kuyulara atılan masumların, mülkleri gasbedilen ailelerin aziz hatıraları, yok olmaya yüz tutmuş vakıf mirası karşısında susmak, suça ortak olmaktır. Birlik Gazetesi olarak hakikatin peşinde olmaya devam edeceğiz.

Sonuç olarak, Skai TV’nin bu yayını, tarihen saklanan gerçeklerin bir gün mutlaka gün yüzüne çıkacağının en somut kanıtıdır. 1821’den sonra sıfırlanan o nüfusun, yani “42.750” canın aziz hatırası, bugün bizzat bu sarsıcı ifadelerle tarihe not düşülmektedir.

Mora Katliamı ve Teodoros Kolokotronis

Mora Katliamı ve Tripolice Katliamı denildiğinde akla gelen en önemli aktörlerden biri, Yunan isyanının askeri lideri Teodoros Kolokotronis’tir.

Kolokotronis, 23 Eylül 1821’de Türklerin son sığınak olarak sığındığı Tripolice (Tripoli) şehrinin düşmesinin ardından yaşanan ve Skai TV’nin de “kuyuya atma ve mülk çalma” şeklinde üstü kapalı değindiği o büyük vahşeti kendi anılarında aynen şu kan donduran sözlerle itiraf etmiştir:

“Cuma gününden Pazara kadar Yunan askerleri kadın, çocuk ve erkek olmak üzere önlerine çıkan tüm Türkleri katletti. Tripolice çevresinde toplam 32 bin kişinin öldürüldüğü söylendi… Şehre girdiğimde, sur kapısından başlayarak Saraya kadar atımın ayakları hiç yere basmadı. İlerlediğim yol tamamen cesetlerden oluşan bir halı gibiydi.”

Kolokotronis anılarının devamında, katliamın boyutlarını şu çarpıcı cümleyle özetler:

“Atımın nalları sadece cesetlere bastı. Şehrin içindeki hisar (kale) o kadar çok cesetle dolmuştu ki, atımın bastığı yerlerden çıkan feryatlar ve yığınlar yüzünden atım neredeyse yere yığılacaktı.”

Skai TV belgeselinde anlatıcı tarafından yöneltilen “Senin büyükbaban Türkleri öldürürdü, şehirlere girdiğinde onları kuyuya atar ve onların sahip oldukları her şeyi çalardı…” şeklindeki tarihsel gerçeklik, doğrudan bu katliamın baş aktörü olan Kolokotronis’in kendi el yazısıyla bıraktığı bu tarihi itiraflara ve belgelere dayanmaktadır.

Yabancı Şahitlerin Gözünden: Avrupalı Filhelenlerin (Yunan Dostları) İtirafları

İsyanı desteklemek için Avrupa’dan gelen ancak gördükleri vahşet karşısında dehşete düşen yabancı subay ve yazarların günlükleri, gazete için muazzam birer kaynak teşkil eder.

Thomas Gordon (İskoç Asker ve Tarihçi): Tripolice’ye giren ve katliama şahit olan Gordon, anılarında şöyle yazar: “Şehirde tam bir barbarlık hakimdi. Sadece silahsız siviller değil, hamile kadınlar ve kundaktaki bebekler bile acımasızca katledildi. Yunan askeri liderleri bu vahşeti durdurmak için parmaklarını bile kıpırdatmadılar.”

Alman Hekim Dr. Wilhelm Boldemann: Gördüğü katliamların yarattığı psikolojik yıkım ve salgın hastalıklar karşısında dehşete düşerek intiharın eşiğine gelen Boldemann’ın notları, Batı medyasının o dönem saklamaya çalıştığı gerçekleri özetler.

İngiliz Devlet Arşivleri ve Diplomatik Raporlar

O dönem bölgede görev yapan İngiliz diplomatların Londra’ya gönderdiği resmi raporlar, gazete haberine tam bir “belgeye dayalı habercilik” vasfı kazandıracaktır.

İngiliz Komiser Sir Thomas Maitland’ın Raporları: Mora’daki Türk nüfusunun systematically (sistemli bir şekilde) yok edildiğini, hayatta kalanların ise adeta birer av gibi vurulduğunu resmi devlet yazışmalarında Londra’ya rapor etmiştir.

George Finlay (İngiliz Tarihçi): “Mora’daki Türk nüfusu, bir ceza veya intikam dürtüsüyle değil, tamamen bu topraklardan köklerinin kazınması amacıyla sistemli bir imhaya maruz kaldı” diyerek yaşananların siyasi bir plan dahilinde yapıldığını doğrular.

Navarin Katliamı: “Teslim Olursanız Canınız Bağışlanacak” Yalalanı

Sadece Tripolice değil, Navarin’de yaşananlar da dosyanın gücünü artırır.

Ağustos 1821’de Navarin Kalesi’ndeki Türkler açlık ve susuzluktan dolayı, canlarına dokunulmaması ve Anadolu’ya güvenle gönderilmeleri şartıyla Yunan isyancılarla teslim anlaşması imzaladılar.

Ancak kapılar açılır açılmaz, anlaşmaya riayet edilmedi ve kale içindeki tüm siviller sahil boyunda kurşuna dizilerek veya deniz kenarında katledilerek öldürüldü. Bu da yaşananların fevri bir öfke değil, Skai TV belgeselinde de belirtildiği gibi “kurumsal bir devlet politikası” olduğunu gösteren en somut örnektir…..

Haberin devamını oku

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu