Yunanistan Haber

Atina: “Ortak Zemin Yok, Deniz Yetki Alanlarında Müzakere Ufukta Görünmüyor”

Atina kulislerinde Türkiye hareketliliği yaşanıyor. Atina’nın öteden beri tezi, "Ortak zemin yok, deniz yetki alanlarında müzakere ufukta görünmüyor" olarak devam ediyor.

Atina kulislerinde Türkiye hareketliliği yaşanıyor. Atina’nın öteden beri tezi, “Ortak zemin yok, deniz yetki alanlarında müzakere ufukta görünmüyor” olarak devam ediyor.

Yunanistan basınında ve Atina’nın dış politika kulislerinde, Ankara ile yürütülen ilişkiler ve Adalar Denizi ile Doğu Akdeniz’deki son duruma dair çok kritik değerlendirmeler öne çıkıyor.

Üst düzey Yunan diplomatik kaynaklarına dayandırılan bilgilere göre Atina, Türkiye’nin Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ve kıta sahanlığı sınırlandırmasını daha geniş bir talep paketiyle ilişkilendirme ısrarı sürdüğü müddetçe kesinlikle hiçbir müzakere sürecine girmeyeceği yönünde net bir mesaj veriyor.

Atina’daki en üst düzey diplomatik kaynaklar, bugün itibarıyla iki ülke arasında doğrudan ve resmi bir müzakere sürecinin başlama ihtimalinin bulunmadığının altını çiziyor. Bunun temel sebebi ise, diyalog masasının konusunun ne olacağı hususundaki köklü ve aşılması zor görüş ayrılığı.

Yunanistan’ın “Tek Konu” Israrı ve Türkiye’nin “Bütüncül” Yaklaşımı

Yunan dış politikasının değişmez ve net pozisyonu, iki ülke arasında tartışmaya açılabilecek ve mahkemeye taşınabilecek tek meselenin kıta sahanlığı ve MEB sınırlandırması olduğu yönünde. Buna karşılık Ankara’nın, Atina tarafından “hukuki dayanaktan yoksun veya uluslararası hukuka aykırı” olarak nitelendirilen bir dizi konuyu da kapsayan “bütüncül bir yaklaşımı” masaya getirmek istediği belirtiliyor.

Atina diplomatik çevrelerinde, “Deniz yetki alanları meselesi çözülmediği sürece iki ülke arasındaki gerilimlerin tamamen son bulmayacağı” kabul edilmekle birlikte, mevcut şartlarda esasa yönelik bir müzakere için “henüz o noktada olunmadığı” vurgulanıyor.

İşin özüne inilmeden önce yapılması gereken ciddi bir teknik ön hazırlık süreci olduğu ancak asıl engelin teknik değil, tarafların meseleye bakışındaki zihniyet farkı olduğu ifade ediliyor. Yunan kaynaklar durumu, “Türkler tüm bu meselelerin birbiriyle bağlantılı olduğunu düşünüyor. Bu tutumlarında ısrar ettikleri sürece hiçbir esaslı tartışma yürütülemez” sözleriyle özetliyor ve gündemin genişletilmesini asla kabul etmeyeceklerini yineliyorlar.

“Casus Belli” Resmi Bir Savaş Tehdididir

Atina, Türkiye’nin 1995 tarihli “casus belli” (savaş sebebi) kararının yürürlükte kalmasına özel bir önem atfediyor ve bunu “tipik/resmi bir savaş tehdidi” olarak tanımlıyor. Üst düzey diplomatik kaynaklar, kamuoyu tarafından tam olarak bilinmese ve konuşulmasa bile bu tehdidin gücünden hiçbir şey kaybetmediğini belirtiyor. Kaynaklar, “Eğer bu karar iç politikaya malzeme edilmiyorsa, geri çekilmesi çok daha kolay olmalıdır” yorumunu yapıyor.

Yunanistan Başbakanı Miçotakis’in, Ankara ziyareti sırasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a bu konuyu doğrudan açtığı ve böyle bir tehdidin hem iyi komşuluk ilişkileriyle hem de iki NATO müttefiki olma statüsüyle hiçbir şekilde bağdaşmadığını ilettiği hatırlatılıyor.

Ayrıca Yunan tarafı, bu konuyu Avrupa sathına da taşıyor; AB üyesi bir devlete karşı resmi bir savaş tehdidi mevcutken, Türkiye’nin ortak Avrupa savunma inisiyatiflerine ve projelerine katılım talebinin Avrupalı ortaklar tarafından göz ardı edilemeyeceğini savunuyor.

F-35 Programı ve S-400 Bariyeri

Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgos Gerapetritis’in, Senatör Roger Wicker başkanlığındaki ABD Kongre Heyeti ile yapacağı görüşme öncesinde, Atina’nın Türkiye’nin F-35 programına olası dönüşüyle ilgili tartışmalarda dramatik tonlardan kaçındığı ve soğukkanlılık tavsiye ettiği görülüyor. Atina, ABD’nin silah tedarik politikalarını dikte edemeyeceğinin farkında olduğunu saklamıyor.

Diplomatik kaynaklar, “Hiçbir ülke bir diğerine nasıl bir tedarik politikası izleyeceğini dayatamaz” demekle birlikte, ortada açık bir savaş tehdidi varken bölge ülkelerinin hassasiyetlerinin gözetilmesi gerektiğinin müttefiklere düzenli olarak aktarıldığını belirtiyor. Atina’nın buradaki temel argümanı, gelişmiş silah sistemlerinin bir başka müttefik ülkeye karşı kullanılması riskinin bertaraf edilmesi üzerine kurulu.

Bunun yanı sıra Yunan diplomatik tezi, Türkiye’nin elinde bulundurduğu Rus yapımı S-400 hava savunma sistemine odaklanıyor. Ankara’nın 2019’da çıkarılana kadar F-35 programında sadece bir alıcı değil, aynı zamanda ortak üretici olduğu hatırlatılarak, geri dönüş sürecinin tamamen Amerikan hükümetinin kararına, Kongre’ye sunulacak resmi raporlara ve Rus sistemiyle iş birliği riskinin kalmadığına dair kesin kanıtlara bağlı olduğu vurgulanıyor.

Şu an için Washington’dan çıkmış somut bir karar bulunmadığı, mevcut durumun sadece konuyu “yeniden değerlendirme niyetinden” ibaret olduğu ve Donald Trump’ın da henüz nihai bir karar vermediğini beyan ettiği Atina’nın notları arasında. ABD ve Türk liderleri arasında gerçekleşen son görüşme ise Atina tarafından “beklenen sınırlar dahilinde, somut bir gelişme (F-35 dahil) doğurmayan ancak iki liderin kişisel ilişkisine ve iş birliğine odaklanan” bir temas olarak okundu.

Kıbrıs’ta İlerleme Sinyali Yok, Libya ile 3. Tur Kapıda

Kıbrıs meselesinde Atina, BM Genel Sekreteri’nin süreci yeniden başlatma çabalarına tam destek veriyor ve anlamlı müzakerelerin başlaması için temkinli bir iyimserlik taşıyor. Ancak üst düzey kaynaklar, Ankara’nın temel parametrelerde pozisyon değiştirdiğine dair henüz hiçbir somut emare bulunmadığını, yeni bir gayriresmi beşli konferansın takviminin bile netleşmediğini ekliyor. Yunanistan, çözümün ancak BM kararları çerçevesinde ve AB katılımıyla mümkün olabileceği çizgisini koruyor.

Diğer yandan, Yunanistan ile Libya arasında deniz yetki alanlarına yönelik temaslar Atina tarafından olumlu değerlendiriliyor. Atina’da yapılması planlanan üçüncü tur teknik görüşmelerin hazırlıkları sürerken, Kuzey Afrika ülkesindeki siyasi durumla ilgili olarak Atina’nın Amerikan tarafıyla da tam bir koordinasyon içinde olduğu belirtiliyor.

“Mavi Vatan” İdeolojisine Karşı Önleyici Diplomasi

Yunan diplomatik çevreleri, “Mavi Vatan” kavramını hem Türk-Yunan ilişkilerine hem de Türkiye’nin kendisine zarar veren bir “ideoloji” olarak nitelendiriyor. Türkiye’de bu konuda hazırlanmakta olan olası bir yasa tasarısı veya kararnameye ilişkin olarak, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan tarafından kendilerine içerik veya takvim hususunda hiçbir bilgilendirme yapılmadığı ifade ediliyor.

Atina, bu tür tek taraflı adımların uluslararası hukuk nezdinde hiçbir yasal sonuç doğurmayacağını ve yalnızca Türkiye’yi bağlayacağını ilan ederek, uluslararası forumlarda bu tür hamlelere karşı “önleyici diplomatik girişimlerini” kesintisiz sürdüreceğini vurguluyor.

Nihayetinde BİRLİK Gazetesi olarak Atina’nın savunduğu tezlere baktığımızda Atina’nın verdiği toplu mesaj; diyaloğa bağlı kalındığı ancak bunun yalnızca net şartlar altında ve uluslararası hukuk zemininde mümkün olacağı yönünde.

Yunanistan, izlediği dış politikanın hem ABD ile askeri/savunma iş birliğinde hem de AB’nin ortak savunma kararlarında somut sonuçlar verdiğini, bu durumun da Türkiye’nin talepleri karşısında Yunan pozisyonunu tahkim eden güçlü bir diplomatik çerçeve oluşturduğunu düşünüyor.

Haberin devamını oku

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu