
AP’de Birileri Bu “Türk Düşmanına” Dur Demeli! “Kapıyı Türkiye’nin Üstüne Kilitlemeli ve Anahtarı Da Denize Fırlatıp Atmalıyız!“
"Türkiye sadece Avrupa'nın dışında kalmakla yetinmemeli; aksine kapıyı üstüne kilitlemeli ve anahtarını da bu utancın derinliklerine, denize fırlatıp atmalıyız! Hem de bir daha asla açılmayacak şekilde!
Siyaseten var olabilmek için “Türk karşıtlığı” ezberinden başka sermayesi olmayan AP Milletvekili Afroditi Latinopulu, Strazburg’da adeta ağzı köpürürcesine Türkiye Cumhuriyeti’ne saldırdı. Siyasi ilkeliliğin bu son örneği, Avrupa ideallerinin Brüksel koridorlarında nasıl ayaklar altına alındığını bir kez daha belgeledi.
Yunanistan iç siyasetinde yükselen radikal sağ dalgayı arkasına alarak Avrupa Parlamentosu’na (AP) kapak atmayı başaran “Mantığın Sesi” (Foni Logikis) partisi lideri Afroditi Latinopulu, Strazburg’da gerçekleştirilen AP genel kurulunda tam anlamıyla bir histeri nöbeti sergiledi.
Zaman zaman Batı Trakya’daki Türk Azınlığı’nın haklarını da hedef alan ve bölgedeki asırlık Türk varlığına yönelik dışlayıcı söylemleriyle bilinen çiçeği burnunda milletvekili, bu kez doğrudan ve pervasızca Türkiye’yi hedef alan nefret dolu bir saldırı kampanyasının sözcülüğüne soyundu.
Avrupa’nın güya “demokrasi”, “hukuk” ve “uzlaşı” merkezi olarak pazarlanan kürsüsünü adeta bir ilkel siyaset tiyatrosuna çeviren Latinopulu, Türkiye’nin bölgesel gücü ve uluslararası saygınlığı karşısında yaşadığı siyasi sıkışmışlığı adeta kürsüden nefret kusarak örtbas etmeye çalıştı.
Siyasi İlkelliğin ve Realite Korkusunun Anatomisi
Aslen Meriç (Evros) kökenli olan ve Selanik’te ikamet eden ancak bölge gerçeklerinden ve realpolitik kurallarından tamamen kopuk yaşayan Latinopulu’nun genel kurul salonunda sergilediği ajite tavırlar, uluslararası arenada bir parlamenterden ziyade, marjinal oyları konsolide etmeye çalışan tecrübesiz bir figürün çaresizliğini gözler önüne serdi.
Aynı zamanda bir hukukçu olan Latinopulu’nun, uluslararası hukuku, kazanılmış hakları ve devletler arası dengeleri tamamen çöpe atarak sergilediği bu hırçın performans, aslında Brüksel ve Atina hattında çarpıp durduğu realite duvarının bir sonucudur.
Avrupa’nın dev devletlerinin Türkiye ile milyarlarca euroluk stratejik, askeri ve ekonomik iş birliklerine imza atmasını hazmedemeyen bu ilkel zihniyet, sahadaki gerçekleri değiştiremeyeceğini anlayınca çareyi nefret diline sığınmakta bulmuştur. Ankara’nın Doğu Akdeniz ve Ege’deki kararlı duruşunu, “Mavi Vatan” gibi doktrinlerini hedef alırken adeta muvazenesini kaybeden bu siyaset anlayışı, “mantığın sesini” değil, ancak ve ancak derin bir siyasi vizyonsuzluğun çığlığını temsil etmektedir.
Avrupa’nın sözde çağdaş ilkeleriyle taban tabana zıt olan bu pervasız nefret gösterisi, sahibini ciddiyetten uzak marjinal bir figür olarak tescillemekten başka hiçbir işe yaramayacaktır.
Avrupa Parlamentosu kürsüsünde rasyonel akıldan tamamen uzaklaşarak adeta bir linç kampanyası yürüten Latinopulu, genel kurula hitaben yaptığı konuşmada kelimesi kelimesine şunları dile getirdi:
“Kapıyı Türkiye’nin üstüne kilitlemeli ve anahtarını da denize fırlatıp atmalıyız!“
“Türkiye sadece Avrupa’nın dışında kalmakla yetinmemeli; aksine kapıyı üstüne kilitlemeli ve anahtarını da bu utancın derinliklerine, denize fırlatıp atmalıyız! Hem de bir daha asla açılmayacak şekilde!
Değerli meslektaşlarım, gelin ciddi olalım; burada oturmuş, Türkiye’nin sözde ilerlemesini mi tartışıyoruz? İslamcı Türkiye’nin ne olduğu çok net ve somuttur: İşgalci, katil ve Kıbrıs’ın yarısını hâlâ yasa dışı şekilde elinde tutan bir devlet! Avrupa’nın göbeğinde, fanatik İslam’ın Truva atı olan bir ülkedir!
Pontus soykırımını inkâr eden bir devlettir; Ermenilerin ve Süryanilerin soykırımını reddeden bir yapı! Hamas’ın terörist katilleriyle doğrudan iş birliği yapan bir devlettir!
Yunanistan’ı pervasızca veto ve blokajlarla tehdit eden, hava sahamızı sistematik olarak çiğneyen bir yapı! Avrupa’nın sınırlarını zorla değiştirmek isteyen bir devlettir; Ege’yi asılsız iddialarla ilhak etmeye yeltenen ve bu saçmalıklarla ‘Mavi Vatan’ masalları üreten bir devlet! Dünya sıralamasında, temel hak ve özgürlükler konusunda en dipte yer alan, özgürlük ve demokrasiden nasibini almamış bir devlet!
Ve ne yazık ki, bu işgalci ve katil devlete rağmen, İspanya, Fransa ve tabii ki Almanya hâlâ iş yapmaya devam ediyor, milyarlarca avroluk anlaşmalara imza atıyorlar ve zerre utanmıyorlar! Her şeyi, ama her şeyi paranın sunağında kurban ediyorlar! Bu şekilde aslında Avrupa’yı kendi elleriyle öldürdüklerini görmüyorlar mı? Üstelik barışı da katlediyorlar! Çünkü yaptıkları iş birlikleriyle Türkiye’yi sürekli silahlandırıyor ve güçlendiriyorlar; bu katil ve işgalci devleti besliyorlar!
Oysa siz bir yılanı ne kadar beslerseniz besleyin, ne kadar okşarsanız okşayın, en küçük bir fırsat bulduğu an sizi mutlaka ısıracaktır! Bu yüzden ateşle oynamayı bırakın, yoksa hepimizi birden yakacaksınız!
Son olarak, buradan kocaman bir teşekkür sunmak istiyorum; Avrupa Parlamentosu’nun en büyük muhafazakâr gücü olan ‘Patriots’ grubuna ve özellikle liderlerimiz Zoltán Boródi ile Kinga Gál’a… Türkiye’ye karşı son derece sert bir ortak deklarasyon yayınladıkları için teşekkür ederim.
Ve tekrar ediyorum; Türkiye sadece Avrupa’nın dışında kalmakla yetinmemeli, aksine… Kapıyı yüzlerine tamamen kilitlemeli ve o utanç anahtarlarını bir daha asla bulunamayacak şekilde denizin dibine fırlatmalıyız! Bitti!”