
Yunan Basını: “Mekke Anlaşması Türkiye’nin Rolünü Güçlendiriyor”
Suudi Arabistan’ın, Doğu Akdeniz’i Körfez’e bağlaması planlanan “East to Med Data Corridor” (EMC) veri koridorunun güzergâhının değiştirilerek İsrail’in yerine Suriye üzerinden geçirilmesini istediği öne sürüldü.
Suudi Arabistan’ın, Doğu Akdeniz’i Körfez’e bağlaması planlanan “East to Med Data Corridor” (EMC) veri koridorunun güzergâhının değiştirilerek İsrail’in yerine Suriye üzerinden geçirilmesini istediği öne sürüldü. Söz konusu değişiklik, Türkiye’nin bölgesel ulaşım, enerji ve dijital altyapı projelerindeki rolünü güçlendirebilecek yeni bir jeopolitik tablo yaratıyor.
Suudi Arabistan’ın, denizaltı ve karasal fiber optik kablo projesi olan East to Med Data Corridor’un (EMC) güzergâhının değiştirilmesi ve İsrail’in devre dışı bırakılarak kablonun Suriye üzerinden geçirilmesi yönünde girişimlerde bulunduğu belirtiliyor.
Söz konusu güzergâh değişikliğinin gerçekleşmesi halinde kablo, Türkiye’nin jeopolitik alanına daha fazla yaklaşacak. Ankara’nın, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın Doğu Akdeniz’deki altyapı projelerine yönelik bilinen deniz yetki alanı itirazları dikkate alındığında, Türkiye’nin proje üzerinde dolaylı bir etki veya baskı kapasitesi elde edebileceği değerlendiriliyor.
Atina için yeni bir diplomatik denklem
Gelişme, Yunanistan açısından da yeni bir diplomatik denklem oluşturuyor. Atina bir taraftan İsrail ile stratejik ve güvenlik ortaklığını sürdürürken, diğer taraftan Körfez ülkeleriyle güçlü ekonomik ilişkilerini korumaya çalışıyor.
Suudi Arabistan’ın Suriye’yi bölgesel altyapı ağlarına yeniden dahil etme yönündeki politikası kapsamında Riyad’ın, EMC güzergâhının değiştirilmesi konusunda baskı yaptığı ve Suriye’ye yönelik altyapı yatırımlarını artırdığı belirtiliyor.
EMC projesi ilk olarak 2022 yılında gündeme gelmişti. Projede Suudi Arabistan merkezli Center3/STC, Yunanistan’ın kamu enerji şirketi DEI/PPC ve diğer şirketlerin yer aldığı bir ortaklık yapısı öngörülmüştü.
İlk tasarıma göre veri koridorunun Suudi Arabistan ve Ürdün’den İsrail’e, oradan da Akdeniz üzerinden Yunanistan’a ulaşması planlanıyordu.
Ancak Suudi Arabistan’ın son dönemde güzergâhın Suriye üzerinden değiştirilmesi yönündeki girişimleri, projenin geleceğine ilişkin soru işaretlerini artırıyor.
Resmî belgelerde güzergâh henüz değişmedi
Bununla birlikte, önemli bir ayrıntı dikkat çekiyor. Suudi Arabistan’ın taleplerine ve diplomatik girişimlere rağmen EMC projesinin mevcut resmî sunumlarında ve teknik planlarında ana güzergâhın hâlen İsrail sularından geçtiği görülüyor.
Dolayısıyla Suriye güzergâhının henüz projenin temel kurumsal belgelerinde tamamen kesinleşmiş ve hukuken resmileşmiş bir değişiklik olmadığı belirtiliyor.
Bu nedenle söz konusu girişim, şimdilik nihai bir güzergâh değişikliğinden çok Riyad’ın bölgesel altyapı politikası kapsamında kullandığı önemli bir jeopolitik baskı unsuru olarak değerlendiriliyor.
Suudiler Suriye’ye 800 milyon dolarlık fiber ağ planlıyor
Suudi Arabistan’ın Suriye’yi bölgesel altyapı sistemlerine dahil etme planının yalnızca EMC ile sınırlı olmadığı belirtiliyor.
Suudi telekomünikasyon şirketi STC’nin, Suriye’de yaklaşık 4.500 kilometrelik fiber optik ağın geliştirilmesi için yaklaşık 800 milyon dolarlık yatırım planladığı aktarılıyor. “SilkLink” olarak adlandırılan girişim, Suriye’nin bölgesel veri altyapısındaki konumunu güçlendirmeyi hedefliyor.
Bu gelişme, Suriye’nin yalnızca siyasi ve ekonomik açıdan değil, aynı zamanda Körfez ile Türkiye ve Avrupa arasındaki dijital bağlantılarda transit ülke haline gelmesi ihtimalini de gündeme getiriyor.
IMEC’in rotası da kuzeye kayabilir
Riyad’ın güzergâh değişikliği arayışının EMC ile sınırlı kalmadığı, ekonomik koridor IMEC ve yüksek gerilimli elektrik bağlantıları için planlanan HVDC hatlarının da Suriye ve Türkiye üzerinden geçirilmesinin değerlendirildiği öne sürülüyor.
Bu senaryonun hayata geçmesi durumunda İsrail ve Hayfa Limanı’nın mevcut güzergâhtaki rolü önemli ölçüde azalabilir.
Bunun yerine Suudi Arabistan’dan başlayarak Ürdün ve Suriye üzerinden ilerleyen, Şam ve Halep’ten geçerek Türkiye’nin limanlarına ve demiryolu ağına bağlanan 3.000 kilometreden uzun bir kara ve demiryolu koridoru gündeme gelebilir.
Böyle bir yapı, IMEC’i İsrail’in Hayfa Limanı merkezli bir koridordan çıkararak Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaşan daha geniş bir kıtasal güzergâha dönüştürebilir.
Türkiye ve Suriye’nin stratejik önemi artabilir
Bu senaryoda Ankara’nın bölgesel rolünün ciddi biçimde güçlenmesi söz konusu olabilir. Suudi Arabistan’dan başlayıp Ürdün ve Suriye üzerinden Türkiye’ye ulaşan altyapı hatları, Körfez ülkelerinin Avrupa pazarlarına erişiminde Türkiye’yi önemli bir transit merkez haline getirebilir.
Suriye açısından ise uzun yıllar savaş ve istikrarsızlık nedeniyle devre dışı kalan ülkenin yeniden bölgesel ulaşım, enerji ve dijital altyapı ağlarına dahil olması anlamına geliyor.
Enerji koridorları da kuzeye yöneliyor
Veri hatlarının yanı sıra yeşil enerji projelerinde de benzer bir yön değişikliği gündeme geliyor.
Elektriğin yüksek gerilimli HVDC kablolarıyla taşınması, hidrojen ve doğal gaz boru hatlarının geliştirilmesi gibi projelerin Suriye ve Türkiye yönüne kaydırılması ihtimali değerlendiriliyor.
Bu çerçevede “Suriye Koridoru”, Körfez ülkelerinin enerji ağlarını Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlayan yeni bir kara güzergâhı olarak öne çıkabilir.
Tüm bu gelişmeler, Suudi Arabistan ile İsrail arasındaki normalleşme sürecinin geleceği ve bölgedeki güvenlik dengeleriyle yakından bağlantılı görünüyor. Eğer Riyad’ın İsrail’i bypass eden alternatif güzergâh arayışı kalıcı bir stratejiye dönüşürse, Doğu Akdeniz’de Yunanistan-İsrail ekseni kadar Türkiye-Suriye-Körfez hattının da bölgesel altyapı denkleminde ağırlık kazanması mümkün olabilir.