Yunanistan Haber

“Türkiye Saldıracak ve Kaybedecek”

"Türkiye saldıracak. Ne zaman olduğunu bilmiyorum, nerede olduğunu bilmiyorum. Ancak nedenini biliyorum. Sonucunu da biliyorum: Kaybedecek."

Yunanistan’da yayımlanan Geopolitico’da yer alan bir yazıda, Türkiye ile Yunanistan arasında olası bir savaş senaryosu üzerinden dikkat çekici değerlendirmeler yapıldı. Yazıda, Türkiye’nin bir noktada askeri müdahaleye başvuracağı öne sürülürken, böyle bir savaşın Türkiye açısından kayıpla sonuçlanacağı savunuldu.

Yunanistan merkezli Geopolitico’da 1 Ekim 2026 tarihinde yayımlanan “Türkiye saldıracak ve kaybedecek!” başlıklı yazı, Türkiye ile Yunanistan arasındaki askeri ve jeopolitik dengelere ilişkin son derece iddialı değerlendirmeler içeriyor. Yazıda, Türkiye’nin ne zaman ve nerede harekete geçeceğinin bilinmediği, ancak yazarın böyle bir ihtimalin gerçekleşeceğine inandığı ifade ediliyor.

Yazının temel iddiası ise daha ilk bölümde ortaya konuluyor: Türkiye’nin olası bir saldırı durumunda savaşı kaybedeceği savunuluyor.

“Atina’nın önünde artık farklı bir tablo var”

Yazıda, Türkiye’nin nüfus ve ekonomik büyüklük bakımından Yunanistan’a karşı önemli bir avantaja sahip olduğu belirtilirken, Ankara’nın yıllardır Yunanistan üzerinde sürekli baskı uygulamaya dayalı bir strateji izlediği ileri sürülüyor.

Yazar, bu stratejiyi “finlandizasyon” kavramıyla açıklıyor ve Atina’nın egemenlik alanındaki bazı adımları atmadan önce Ankara’yı dikkate almak zorunda kaldığı bir tablo oluşturulmasının hedeflendiğini savunuyor.

Yazıda gri bölgeler tartışması, 1995 yılındaki savaş nedeni sayılan karar ve “Mavi Vatan” doktrini de bu çerçevede değerlendiriliyor.

Ancak yazara göre bu planın beklenen sonucu vermediği belirtiliyor.

Yazıda, Yunanistan’ın son yıllarda attığı adımların ülkenin dış politika ve savunma denkleminde önemli değişiklik oluşturduğu savunuluyor.

Bu kapsamda Yunanistan’ın Mısır ile deniz yetki alanlarına ilişkin anlaşması, Girit Suda ve Dedeağaç’ta ABD askeri varlığı, Girit’in güneyindeki enerji aramaları, Fransa ile savunma anlaşması ve Güney Kıbrıs, İsrail ve ABD ile oluşturulan 3+1 formatı sıralanıyor.

Yazara göre bütün bu gelişmeler, Yunanistan’ın artık yalnız hareket eden bir ülke olmadığı anlamına geliyor.

“Yunanistan’ın silahlanması zaman avantajı sağlıyor”

Yazının Türkiye’nin olası bir savaşı kaybedeceği yönündeki değerlendirmesinin ilk dayanağı ise iki ülkenin savunma kapasitesindeki değişim olarak gösteriliyor.

Yunanistan’ın 24 Rafale savaş uçağına, modernize edilen F-16 Viper filosuna ve Belharra sınıfı fırkateynlere sahip olduğu belirtilirken, F-35 programına da dikkat çekiliyor.

Yazıda ayrıca Yunanistan’ın yaklaşık 25 milyar euroluk 12 yıllık savunma programı ve “Aşil’in Kalkanı” olarak adlandırılan hava savunma projesi öne çıkarılıyor.

Buna karşılık Türkiye’nin halen önemli ölçüde F-16 filosuna dayandığı, KAAN’ın önümüzdeki dönemin projesi olduğu ve Eurofighter savaş uçaklarının da kısa vadede tam anlamıyla operasyonel hale gelmesinin beklenmediği ileri sürülüyor.

Bu nedenle yazar, önümüzdeki birkaç yıl açısından Yunanistan’ın hava ve deniz gücünde “niteliksel üstünlük penceresi” bulunduğunu savunuyor.

Ancak yazıda bunun kalıcı bir durum olmadığı da özellikle belirtiliyor.

“Yunanistan savaşta yalnız kalmayacak”

Yazının ikinci ve daha önemli argümanı ise olası bir savaşta Yunanistan’ın yalnız kalmayacağı iddiası.

Yazar, bunun yalnızca siyasi açıklamalar veya zirve fotoğrafları şeklinde olmayacağını, istihbarat paylaşımı, uydu görüntüleri, elektronik harp kapasitesi, gerçek zamanlı bilgi akışı ve lojistik destek gibi alanlarda gerçekleşebileceğini ileri sürüyor.

Bu noktada özellikle İsrail, Fransa, Mısır ve ABD’ye dikkat çekiliyor.

Yazıda İsrail’in Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin bölgesel hakimiyet kurmasını istemeyeceği öne sürülürken, Fransa’nın Yunanistan ile yaptığı savunma anlaşmaları ve gerçekleştirdiği silah satışları hatırlatılıyor.

Mısır’ın ise geçmişte Türkiye ile yaşadığı siyasi sorunların etkisinde olduğu savunuluyor.

ABD açısından da Dedeağaç’taki askeri varlığın yalnızca sembolik olmadığı ileri sürülüyor.

Arjantin–İngiltere savaşı örneği

Yazar, Türkiye’nin olası bir savaş kararını ekonomik ve iç siyasi gelişmelerle de ilişkilendiriyor.

Bu bölümde 1982 Falkland Savaşı örneği veriliyor. Dönemin Arjantin yönetiminin ekonomik sorunlarla karşı karşıya olduğu ve dışarıdaki askeri maceranın iç kamuoyunun dikkatini başka yöne çekmek amacı taşıdığı ileri sürülüyor.

Yazıda, Arjantin Devlet Başkanı Leopoldo Galtieri’nin savaşın ardından iktidarını kaybettiği hatırlatılarak, ekonomik sorun yaşayan yönetimlerin milliyetçilik üzerinden kamuoyu desteği arayabileceği yorumu yapılıyor.

“Galtieri’nin yaptığı hesabı Ankara da yapabilir”

Yazının son bölümünde Falkland Savaşı yeniden gündeme getiriliyor.

Galtieri’nin İngiltere’nin uzaklığı ve savaş yorgunluğu nedeniyle askeri bir müdahaleye karşılık veremeyeceğini düşündüğü, ancak savaş sırasında ABD’den istihbarat ve askeri destek alan İngiltere’nin beklenenden daha güçlü bir uluslararası destek gördüğü belirtiliyor.

Yazar, benzer bir hesabın Türkiye açısından da yapılabileceğini savunuyor.

Yazının sonunda ise savaşın övülmediği özellikle vurgulanıyor. Buna rağmen yazar, caydırıcılığın temelinin karşı tarafın olası bir savaşın kendisi açısından kaybedilmiş bir macera olduğunu daha başlamadan anlaması olduğunu savunuyor.

Geopolitico’da yayımlanan yazının ana tezi böylece açık biçimde ortaya konuluyor: Yazar, Türkiye’nin Yunanistan’a karşı gelecekte bir askeri harekâta girişebileceğini öne sürüyor ve böyle bir senaryoda Türkiye’nin kaybedeceği görüşünü kesin bir dille savunuyor.

Yunanca yazının Türkçe çevirisi şu şekildedir.

“Türkiye saldıracak ve kaybedecek!

Açık olayım. Bir savaşı kutlamak için yazmıyorum. Hiçbir savaşta herkes evine dönmez. Yazıyorum çünkü en iyi caydırıcılık, karşı tarafın maceranın başlamadan önce kaybedilmiş olduğunu anlamasıdır.

Türkiye saldıracak. Ne zaman olduğunu bilmiyorum, nerede olduğunu bilmiyorum. Ancak nedenini biliyorum. Sonucunu da biliyorum: Kaybedecek.

Türkiye bugün Yunanistan’a kıyasla sekiz kat nüfusa ve beş kat GSYİH’ye sahip. Şimdiye kadar sahip olduğu ve bundan sonra sahip olacağı en büyük güç farkı…

Yıllar boyunca Ankara sabırla bir plan yürüttü. Buna finlandizasyon diyorduk. Kâğıt üzerinde egemen, ancak pratikte başı öne eğilmiş bir Yunanistan. Kablo döşemeden önce, araştırmalar için bir parsel vermeden önce, bir deniz parkının sınırlarını belirlemeden önce soran bir Yunanistan. Gri bölgeler, 1995’ten bu yana “casus belli” (savaş nedeni), okulların haritalarında “Mavi Vatan”.

Mantık basitti: sürekli baskı, sıfır maliyet ve bir noktada Yunanlı yorulacak, ortak işletmeyi imzalayacak ve ortak egemenliği kabul edecekti.

Plan ters gitti. Ve mahallenin kabadayısı, küçük olanın artık korkmadığını gördüğünde iki yolu vardır: geri adım atıp itibarını kaybetmek veya elini kaldırmak. Yeni Osmanlıcılar geri adım atmaz.

Ne değişti?

Yunanistan Mısır ile MEB anlaşması imzaladı. Suda ve Dedeağaç’a Amerikan güçlerini getirdi. Girit’in güneyinde araştırmalar yapmak üzere Amerikan enerji devlerini getirdi. Fransa ile karşılıklı yardım maddesi içeren bir savunma anlaşması imzaladı. Kıbrıs, İsrail ve ABD ile 3+1 oluşumunu kurdu. Başka bir ifadeyle, planın “küçüğü” dostlar edindi. Hem de ağır silahları olan dostlar.

İmparatorluk hayali kuran bölgesel güç, böyle bir itaatsizliğe tahammül etmez. Özellikle kendi içinde enflasyon ücretleri yerken, lira güneş altında eriyen dondurma gibi erirken ve halk ekmek yerine gösteri isterken. Bu filmi daha önce gördük. 1982’de Arjantin’de Galtieri cuntası, ekonomi çökerken ve halk sokaklardayken, gündemi değiştirmek için Falkland’a saldırdı. Savaş on hafta sürdü. Galtieri teslimiyetten birkaç gün sonra düştü. Refah satamayan rejimler milliyetçilik satar.

Peki neden kaybedecek?

Birincisi, çünkü zaman geçici olarak bizim lehimize işliyor. 24 Rafale uçuyor. 83 F-16 Viper’a yükseltiliyor. Belharra fırkateynleri filoya giriyor. F-35’ler geliyor. Yaklaşık 25 milyar euroluk 12 yıllık program ve “Aşil’in Kalkanı”, İsrail teknolojisiyle bir hava savunma şemsiyesi kuruyor.

Karşı tarafta Türkiye hâlâ yaşlanmış F-16’larla uçuyor, KAAN gelecek on yıl için bir vaat ve Eurofighter’lar yarın sabah operasyonel olmayacak. Önümüzdeki birkaç yıl için hava ve denizde niteliksel bir üstünlük penceresi var. Pencere, kalıcı bir durum değil. Bunu Ankara da biliyor. İşte cazibe de bu yüzden.

İkincisi ve en önemlisi, çünkü yalnız olmayacağız.

Hayır, zirvelerdeki açıklamalar ve fotoğraflarla değil. Ciddi işlerin yapıldığı şekilde: sessizce. Uydu görüntüleri, elektronik harp, gerçek zamanlı bilgiler, bürokrasi olmadan ulaşan yedek parçalar.

İsrail’in Türkiye’yi Doğu Akdeniz’de hâkim görmek için hiçbir nedeni yok ve bunu gösteriyor. Fransa imzaladı ve sattı. Mısır, Müslüman Kardeşler’i kimin desteklediğini çok iyi hatırlıyor. Washington ise Ankara’ya ne kadar gülümserse gülümsesin, Dedeağaç’ta manzarayı seyretmek için üsler kurmadı.

Galtieri de aynı hesabı yapmıştı. Uzak ve yorgun bir Londra ile karşı karşıya kalacağını sanıyordu. Karşısında Amerikalıları da buldu; Amerikalılar sessizce füzeler ve istihbarat sağladı. Komşu Şili ise Arjantin uçaklarını kendi radarlarıyla takip ediyordu. Kimse bunu ilan etmedi. Herkes yaptı.

Açık olayım. Bir savaşı kutlamak için yazmıyorum. Hiçbir savaşta herkes evine dönmez. Yazıyorum çünkü en iyi caydırıcılık, karşı tarafın maceranın başlamadan önce kaybedilmiş olduğunu anlamasıdır.”

Kostas Stoupas, uzun yıllardır Yunanistan’da ekonomi ve siyaset üzerine yazan tanınmış bir gazeteci ve köşe yazarı. 1990’lardan itibaren Ependitis, İmerisia, Kefaleo gibi yayınlarda çalışmış; Capital.gr ve Kefaleo için de yazılar kaleme alıyor. 1962’de Yanya’da doğduğu ve Batı Almanya’da büyüdü.

Haberin devamını oku

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu