Yunanistan Haber

Tüm Yunanistan Türkiye’nin İlan Ettiği İki Yeni Milli Deniz Parkı Kararını Tartışıyor

Yunanistan, Türkiye’nin Kuzeydoğu Ege ve Doğu Akdeniz’de ilan ettiği iki yeni Milli Deniz Parkı kararını ve bu adımın Ege’deki stratejik dengelere etkilerini tartışıyor.

Yunanistan, Türkiye’nin Kuzeydoğu Ege ve Doğu Akdeniz’de ilan ettiği iki yeni Milli Deniz Parkı kararını ve bu adımın Ege’deki stratejik dengelere etkilerini tartışıyor.

Atina yönetimi, Türk tarafının bu hamlesini “yeni bir navtex veya egemenlik alanı iddiası” olarak nitelendirip hukuki açıdan tanımadığını ve Türk düzenlemelerinin Yunan karasuları üzerinde herhangi bir hukuki sonuç doğurmayacağını belirtirken; Yunan siyasetinde, muhalefet kanadında, basında ve akademik çevrelerde bu durumun sahada fiili durumlar oluşturacağı yönündeki kaygılar öne çıkıyor.

Son gelişmeler ve Yunanistan tarafında siyasetin tüm cephelerinden yükselen tepkiler bu çerçevede şekillenirken, Yunanistan’ın önde gelen gazetelerinden Ta Nea’da kaleme aldığı yazısında Pire Üniversitesi Emekli Strateji Profesörü Athanasios Platias konuyu kapsamlı bir analizle değerlendirdi.

Prof. Athanasios Platias, Ta Nea gazetesindeki yazısında şu değerlendirmeleri kaydetti:

Oldu-Bitti Stratejisi

“Türkiye’nin Kuzeydoğu Ege ve Doğu Akdeniz’de “milli deniz parkları” oluşturmaya yönelik yeni kararları, sözde “Mavi Vatan” doktrini ile kodlanan yerleşik Türk stratejisinin bir devamıdır. Pratikte bu, Yunan egemenliğini ve egemenlik haklarını küçülten kademeli bir oldu-bitti yaratılması anlamına gelmektedir. Atina, bu yeni Türk meydan okumasına bilindik hukukçu yaklaşımıyla yanıt verdi. Yunanistan’ın pozisyonu, Türk düzenlemelerinin Yunan karasuları üzerinde hiçbir hukuki sonuç doğurmadığı yönündedir. Dışişleri Bakanlığımızın pozisyonu hukuken doğrudur, ancak bunun pratik anlamda önemi azdır. Türk hamleleri sahada, geri çevrilmesi zor olan stratejik sonuçlar üretmektedir.

Bu filmi daha önce defalarca izledik

Casus belli (savaş sebebi) kararının hiçbir hukuki temeli yoktur, ancak Yunanistan’ın uluslararası hukuk kapsamındaki hakkını kullanmasını, yani karasularını 12 mile çıkarmasını engellemektedir; ki bu hamle “Mavi Vatan” doktrininin etkilerini sınırlandıracaktır. Türk tehditleri ayrıca Yunanistan’ın Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ilan etmesini ve Ege ile Doğu Akdeniz’deki enerji zenginliğini tam olarak değerlendirmesini engellemeye de katkıda bulunmuştur.

Kasos (Çoban) Adası’nda, gerilimi tırmandırma tehdidi Kıbrıs (Güney) ile olan enerji bağlantısı projesinin ilerleyişini fiilen durdurmuştur. Türk müdahalesinin ardından araştırmalar askıya alınmıştır. Dolayısıyla Türk hamleleri, tam da Yunan davranışını ve Ege-Doğu Akdeniz konularında üçüncü devletlerin tutumunu etkilediği için stratejik sonuçlar doğurmaktadır.

Deniz parkları çıtayı daha da yükseltmektedir. Türkiye artık sadece Yunan eylemlerine itiraz etmekle yetinmemektedir. Yunanistan’ın egemenlik haklarına sahip olduğu alanlarda de facto kendi düzenleyici rejimini kurmaya çalışmaktadır: Kimin balık tutacağını, kimin araştırma yapacağını, kimin hangi koşullarda erişim sağlayacağını belirlemeyi hedeflemektedir. Türk kontrolü tehdidi örneğin Yunan veya yabancı balıkçıların, araştırma gemilerinin veya diğer deniz kullanıcılarının bu bölgelerden kaçınmasına yol açarsa, Ankara emrivakiler yaratmayı başarmış ve Yunan egemenlik haklarının altını oymuş olacaktır.

Ancak bundan daha örtülü ve daha tehlikeli bir şey daha bulunmaktadır. Türkiye burada Çin’in Güney Çin Denizi’ndeki uygulamasından bilinen bir yöntemi ödünç almaktadır: Önce sahada emrivakiler yaratırsınız, bunları sıradanlaşana kadar tekrarlarsınız ve ardından önceki durumu geri getirmeye çalışan tarafı “revizyonist” (statükoyu bozmaya çalışan) olarak sunarsınız. Böylece saldırgan ve savunmacı kavramları tersine çevrilir. Bu yolla Türkiye, Yunanistan’ı statükoyu değiştirmeye çalışan revizyonist bir güç olarak sunmaya çalışacaktır!

Yeni parkların coğrafyası özel bir stratejik öneme sahiptir. Kuzeydoğu Ege’de, Yunan adalarının kritik deniz bağlantılarının arasına girmekte; Rodos ile Meis (Kastellorizo) arasındaki bölgede ise Meis’i geri kalan Yunan ada bölgesinden soyutlamaktadır. Böylece çevre koruma silahlaştırılmakta ve jeopolitik revizyonizmin bir aracı haline getirilmektedir.

Türkiye bu kışkırtmayı neden şimdi yapmayı seçti?

Çünkü Ankara, bir kriz durumunda “tırmandırma avantajına” sahip olduğunu düşünmektedir. Yani Atina’nın sahadaki Türk iddialarına meydan okumaya, karasularını genişletmeye veya MEB ilan etmeye cesaret edemeyeceğini öngörmektedir. Bu inanç, Ankara’nın askeri güç dengesinde kendi lehine bir değişim yaşandığı ve aynı zamanda Türkiye’nin jeopolitik konumunun yükseldiği yönündeki değerlendirmesine dayanmaktadır.

Yunanistan’ın yanıtı bilindik hukuki protestolarla sınırlı kalamaz. Silahlı Kuvvetlerin, Sahil Güvenliğin sürekli güçlendirilmesine ve her şeyden önce Türkiye’nin dolaylı yoldan sahiplenmeye çalıştığı bölgelerde Yunan askeri varlığının artırılmasına ihtiyaç vardır. Son olarak, Yunanistan’ın tek taraflı MEB ilanını ciddi şekilde düşünmesinin ve ardından Türkiye’yi sınırlandırılması için müzakerelere davet etmesinin zamanı gelmiştir.

Uluslararası politikada egemenlik sadece anlaşmalara dayanmaz. Bir devletin bunu savunacak güce sahip olup olmadığına da dayanır. Aksi takdirde egemenlik, içi boş bir gömlekten ibarettir.

Bu nedenle kritik soru şu, Türk parklarının hukuki sonuç doğurup doğurmadığı değildir. Kritik soru, bunlara stratejik sonuçlar üretme izni verilip verilmeyeceğidir.”

Athanasios Platias

Pire Üniversitesi Emekli Strateji Profesörü

Haberin devamını oku

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu