
Barrack’ın Enerji Mesajı Atina’yı Neden Rahatsız Etti?
Barrack’ın enerji mesajı Atina’yı neden rahatsız etti. Türkiye’siz Doğu Akdeniz hesabı ne kadar gerçekçi?
Batı Trakya merkezli BİRLİK Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İlhan Tahsin,son döneme ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Barrack’ın enerji mesajının Atina’yı neden rahatsız ettiğini ve Türkiye’siz Doğu Akdeniz hesabı ne kadar gerçekçi? olduğunu kaleme aldı.
ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, Türkiye ve Yunanistan’a iki ayrı enerji koridoru oluşturarak iş birliği yapma çağrısında bulundu. Yunan basınında tepkiyle karşılanan bu açıklama, Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi dışarıda bırakmayı hedefleyen enerji planlarının geleceğini yeniden gündeme taşıdı. Washington’un yaklaşımı, Atina’nın Ankara ile ilişkilerdeki tercihlerini de sorgulatıyor. Yunanistan tarafı buna ne kadar hazırlıklı?
ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın Türkiye ile Yunanistan arasındaki gerilimi “saçma” olarak nitelendirerek iki ülkeye enerji alanında iş birliği çağrısı yapması, Yunanistan’da tartışma yarattı. Barrack, iki ülkenin uzun yıllardır devam eden anlaşmazlıklar yerine ortak çıkarlarına odaklanması gerektiğini savunurken, enerji alanında iki ayrı koridor oluşturulmasını ve tarafların birbirine destek vermesini önerdi.
Barrack’ın 23 Ekim’de kamuoyuna yansıyan açıklamaları, Yunanistan’da bazı medya kuruluşları tarafından Türkiye yanlısı bir yaklaşım olarak yorumlandı. Ancak açıklamanın enerji politikaları açısından taşıdığı asıl önem, Ankara ile Atina’nın birbirini dışlayan rakipler olarak değil, bölgesel enerji ağlarının birbirini tamamlayan aktörleri olarak değerlendirilmesi gerektiği yönündeki mesajında yatıyor.
Türkiye’siz Doğu Akdeniz mümkün mü?
Doğu Akdeniz’de enerji kaynaklarının değerlendirilmesi, elektrik bağlantılarının kurulması ve Avrupa’ya enerji ulaştırılması konusunda Türkiye’nin jeopolitik konumu göz ardı edilemiyor. Türkiye, coğrafi konumu, enerji altyapısı, Avrupa pazarlarına erişimi ve bölgesel ülkelerle ilişkileri nedeniyle enerji güzergâhları tartışmalarının önemli aktörlerinden biri. Atina da bunu açıkça görüyor ama bir türlü Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de oyun kurucusu olmasını hazmedemiyor. Tabii bu yazımda bunun nedenlerine değinmeyeceğim.
Bu nedenle Barrack’ın iki enerji koridoru önerisi, yalnızca teknik bir altyapı meselesi olarak değil, bölgesel enerji düzeninin nasıl şekilleneceğine ilişkin bir yaklaşım olarak da okunabilir.
Atina’nın Türkiye’yi devre dışı bırakan bir Doğu Akdeniz enerji mimarisi oluşturma hedefi ise önemli soruları beraberinde getiriyor. Yunanistan, Güney Kıbrıs ve İsrail arasında geliştirilen projeler Avrupa Birliği’nin enerji güvenliği açısından önem taşısa da bu projelerin uzun vadeli başarısı, bölgedeki siyasi ve hukuki anlaşmazlıklardan bağımsız düşünülemiyor. Ama son günlerde başka bir konu dikkat çekiyor, İsrail sanki biraz bu gelişmeleri kenardan izliyor.
Türkiye’nin bütün bölgesel enerji projelerinin dışında tutulabileceği varsayımı, coğrafyanın ve bölgesel güç dengelerinin ortaya koyduğu gerçeklerle ne ölçüde örtüşüyor? Barrack’ın açıklamaları, Atina’nın bu soruya yeniden cevap vermesini gerektiren bir tartışmayı gündeme taşıyor.
Great Sea Interconnector ve Türkiye-Libya mutabakatı
Tartışmanın merkezindeki konulardan biri, İsrail, Güney Kıbrıs ve Yunanistan üzerinden Avrupa elektrik şebekesine bağlantı sağlaması planlanan Great Sea Interconnector projesi.
Yaklaşık 1,9 milyar Euro değerindeki proje, Güney Kıbrıs’ın Avrupa elektrik piyasasına bağlanmasını ve enerji arz güvenliğinin güçlendirilmesini amaçlıyor. Ancak deniz tabanında araştırma yapılması ve kablonun güzergâhı konusunda Türkiye ile Yunanistan arasında anlaşmazlık bulunuyor. Ankara, güzergâhın Türkiye-Libya deniz yetki alanları mutabakatıyla ilişkili bölümlerinde koordinasyon gerektiğini savunurken Atina, söz konusu mutabakatı hukuken kabul etmiyor.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Atina ziyareti sırasında elektrik bağlantı projesine destek verirken, hassas meselelerin diplomasi yoluyla ele alınması gerektiği mesajını verdi. Washington, enerji arzının çeşitlendirilmesini ve bağlantı projelerini desteklediğini belirtse de Türkiye-Libya mutabakatının hukuki niteliği konusunda Yunanistan’ın beklediği açıklıkta bir tutum ortaya koymadı.
ABD Dışişleri Bakanlığının 22 Ekim’deki açıklamasında da Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanı anlaşmazlıklarının iyi niyetli müzakerelerle çözülmesi çağrısı yapıldı. Bakanlık, Yunanistan ve Türkiye’nin NATO müttefikleri olduğunu vurgulayarak iki ülkenin anlaşmazlıklarını doğrudan görüşmelerle ele almasını istedi.
Bu yaklaşım, Atina’nın Türkiye-Libya mutabakatına karşı Washington’dan beklediği açık desteğin verilmediğini gösteriyor. Yunan-Amerikan Liderlik Konseyi (HALC) de ABD Dışişleri Bakanı Rubio’ya gönderdiği mektupta Washington’un açıklamasını eleştirerek mutabakatın üçüncü ülkelerin hakları aleyhine hukuki sonuç doğuramayacağı yönünde net bir tutum alınmasını istedi.
Washington’un mesajı: Rekabet yerine enerji iş birliği
Barrack’ın açıklamaları ile ABD yönetiminin son dönemdeki enerji diplomasisi birlikte değerlendirildiğinde, Washington’un bölgedeki enerji projelerinin ilerlemesini ve müttefikleri arasındaki anlaşmazlıkların yönetilmesini önemsediği görülüyor.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, ABD’nin Türkiye ile Yunanistan arasında belirli bir deniz yetki alanı tezini kabul ettiğinin söylenemeyeceği. Barrack’ın iki enerji koridoru önerisi de güzergâhları, teknik ayrıntıları veya hukuki düzenlemeleri belirlenmiş resmî bir proje olarak açıklanmış değil.
Bununla birlikte, Türkiye ile Yunanistan’ın birbirinden bağımsız enerji güzergâhlarına sahip olması ve bu güzergâhların karşılıklı iş birliği içinde değerlendirilmesi fikri, bölgesel enerji politikaları açısından dikkat çekici bir yaklaşım.
Ankara ile Atina arasındaki deniz yetki alanları, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge konularındaki anlaşmazlıklar çözülmeden de bazı alanlarda enerji iş birliği imkânlarının araştırılması mümkün. Bunun için tarafların hukuki pozisyonlarından vazgeçmesi değil, üzerinde uzlaşılabilecek konularla anlaşmazlıkların birbirinden ayrılması gerekiyor.
Atina’nın hesabı Türkiye gerçeğine takılıyor
Yunanistan, Güney Kıbrıs ve İsrail arasındaki iş birliğini Doğu Akdeniz’de stratejik bir dayanak olarak görüyor. Avrupa Birliği’nin enerji güvenliği politikaları da bu yaklaşımı destekleyen unsurlar arasında yer alıyor. Ancak bu iş birliğinin Türkiye’yi dışarıda bırakan, Ankara ile rekabeti sürekli kılan bir modele dönüşmesi, bölgesel gerilimleri azaltmak yerine artırabilir.
Türkiye’nin coğrafi konumu, mevcut enerji altyapısı ve bölgesel bağlantıları dikkate alındığında, Doğu Akdeniz’de kalıcı ve ekonomik açıdan sürdürülebilir bir enerji düzeninin Ankara’yı bütünüyle hesaba katmadan kurulabileceğini varsaymak gerçekçi bir yaklaşım olmayabilir.
Bu, Türkiye’nin her projede mutlaka yer alması gerektiği veya bütün enerji güzergâhlarının Türkiye üzerinden geçmesinin zorunlu olduğu anlamına gelmiyor. Asıl mesele, enerji projelerinin siyasi rekabetin aracı hâline getirilmesi yerine ekonomik uygulanabilirlik, uluslararası hukuk ve bölgesel istikrar temelinde değerlendirilmesi.
Barrack’ın mesajı bu açıdan Atina için bir uyarı niteliğinde okunabilir: Yunanistan’ın enerji alanındaki çıkarları, Türkiye ile rekabetin yanı sıra Türkiye ile kurulabilecek iş birliği seçenekleri üzerinden de değerlendirilmek zorunda.
Sonuç: Enerji diplomasisinde Türkiye’yi hesaba katmak gerekiyor
ABD’nin yaklaşımının temelinde enerji güvenliği, arz çeşitliliği ve bölgesel istikrar hedefleri bulunuyor. Washington’un Türkiye ile Yunanistan arasında iki enerji koridoru önerisini gündeme getirmesi, Doğu Akdeniz’de tek taraflı hesapların yerine karşılıklı çıkarların öne çıkarılması gerektiğine ilişkin bir mesaj olarak değerlendirilebilir.
Atina’nın önündeki soru şu: Türkiye’yi dışarıda tutmaya dayalı bir strateji mi sürdürülecek, yoksa bölgesel gerçekler dikkate alınarak Ankara ile iş birliği alanları mı aranacak?
Doğu Akdeniz’in enerji geleceği yalnızca siyasi açıklamalarla değil, coğrafya, maliyet, altyapı, uluslararası hukuk ve ülkelerin karşılıklı çıkarlarıyla şekillenecek. Türkiye’siz bir enerji düzeninin mümkün olup olmadığı tartışılırken, Türkiye ile iş birliğinin hangi alanlarda somut fayda sağlayabileceğinin de aynı ciddiyetle ele alınması gerekiyor.
Barrack’ın açıklamaları, bu tartışmayı yeniden gündeme taşırken Atina’nın enerji politikasında rekabet ve iş birliği arasındaki dengeyi nasıl kuracağı sorusunu da öne çıkarıyor.