
Atina HIMARS’tan Neden Vazgeçti? İsrail Seçeneğine Yöneldi
Kısacası Yunanistan, HIMARS’tan vazgeçerek tek bir başka sisteme yönelmiş değil. Atina’nın kurmaya çalıştığı yapı; Paladin + M270 + PULS + farklı menzillerde hassas mühimmat kombinasyonu üzerinden şekilleniyor.
Yunanistan’ın uzun menzilli ateş gücünü güçlendirme planlarında Amerikan yapımı HIMARS sistemleri bir dönem önemli bir seçenek olarak masadaydı.
Yunanistan’ın 2025 yılında ABD’den gelen HIMARS teklifine neden mesafeli kaldığı yeniden gündemde. Lockheed Martin’in yeni HIMARS ve modernize edilmiş M270 MLRS içeren teklifinin karşısında Atina, Amerikan stoklarından M109A5/A6 Paladin toplarına yönelirken, 2026’da İsrail yapımı PULS sistemini de envanterine katma kararı aldı. Böylece Yunanistan’ın uzun menzilli ateş gücü planında HIMARS yerine tek bir sistem değil, farklı silahları bir araya getiren çok katmanlı bir yapı ortaya çıktı.
Ukrayna Savaşı sırasında dünya çapında tanınan HIMARS, yüksek hareket kabiliyeti, hassas vuruş kapasitesi ve atış sonrasında kısa sürede mevzi değiştirebilmesiyle modern roket topçusunun en dikkat çekici sistemlerinden biri haline geldi.
Ancak Yunanistan, 2025 yılında ABD ve Lockheed Martin tarafından sunulan HIMARS teklifini hayata geçirmedi.
Peki neden?
Yunan basınında yer alan bilgilere göre bunun tek bir nedeni bulunmuyor. Asıl mesele, Atina’nın mevcut M270 MLRS filosunu nasıl değerlendireceği, yeni sistemlere ne kadar kaynak ayıracağı ve Yunan topçusunun gelecekte hangi silah sistemleri üzerine kurulacağıyla ilgili.
ABD’nin HIMARS teklifi neydi?
Amerikan tarafının teklifi 2025 yılında Yunanistan’ın önüne yalnızca HIMARS satın alınmasını öngören bir paket olarak gelmedi.
Teklifin merkezinde, Yunan Kara Kuvvetleri’nin elindeki 36 M270A0 MLRS’nin modernizasyonu ve bunlara yeni HIMARS sistemlerinin eklenmesi bulunuyordu.
Yunanistan’ın M270 filosunu A2 seviyesine yükseltmesi ve bunun yanında yeni HIMARS satın alması öngörülüyordu.
Yunan basınında yer alan seçeneklerden birine göre toplam 30 ila 34 sistemlik bir yapı oluşturulması gündeme geldi. Bu yapının yaklaşık yarısının modernize edilmiş M270’lerden, diğer bölümünün ise yeni HIMARS’lardan oluşması planlanıyordu.
Toplam maliyetin yaklaşık 600 milyon Euro seviyesinde olduğu belirtiliyordu.
Başka bir teklif paketinde ise yaklaşık 565 milyon Euro tutarında bir programdan söz edildi. Bu pakette 15 M270’in A2 seviyesine yükseltilmesi, HIMARS tedariki ve önemli miktarda mühimmat bulunuyordu.
ABD tarafının ayrıca eğitim amacıyla üç HIMARS sistemini Yunanistan’a vermeyi teklif ettiği de aktarılmıştı.
Buradaki önemli ayrıntı ise şu:
Teklif edilen HIMARS’lar ikinci el Amerikan sistemleri değil, yeni üretim sistemlerdi.
Dolayısıyla Atina’nın önündeki maliyet, Amerikan stoklarından alınabilecek ihtiyaç fazlası askeri malzemeden oldukça farklıydı.
HIMARS neden tercih edilen sistemlerden biri?
HIMARS, M270 MLRS ailesinin daha hafif ve tekerlekli versiyonu.
Sistem tek bir mühimmat podu taşıyor ve bu podda altı GMLRS roketi bulunuyor. M270 ise iki pod taşıyarak toplam 12 roket kullanabiliyor.
Standart GMLRS mühimmatlarıyla yaklaşık 70 kilometre, ER GMLRS mühimmatlarıyla yaklaşık 150 kilometre menzil söz konusu.
HIMARS ayrıca yaklaşık 300 kilometre menzilli ATACMS füzelerini kullanabiliyor.
Daha yeni konfigürasyonlarda ise iki adet PrSM füzesinin aynı pod içerisinde kullanılabilmesi mümkün. PrSM için açıklanan menzil ise 499 kilometrenin üzerinde.
Ancak HIMARS’ın en önemli özelliklerinden biri yalnızca menzili değil.
Sistem, savaş alanında “ateş et ve kaç” mantığıyla çalışacak şekilde tasarlanmış durumda.
Hızlı şekilde mevziye geliyor, atışını gerçekleştiriyor ve karşı batarya ateşine maruz kalmadan bölgeden uzaklaşmaya çalışıyor.
Ayrıca C-130 gibi nakliye uçaklarıyla taşınabilmesi, sisteme önemli bir stratejik hareket kabiliyeti kazandırıyor.
Sorun HIMARS değil, maliyet ve mevcut M270 filosu
Yunanistan açısından asıl kritik nokta burada ortaya çıkıyor.
Atina’nın elinde zaten 36 M270A0 MLRS bulunuyor.
M270 ile HIMARS aynı mühimmat ailesini kullanabiliyor ve iki sistem arasında önemli bir teknolojik ve operasyonel ortaklık bulunuyor.
Bu nedenle HIMARS satın alınması, Yunanistan için tamamen yeni bir sistem ailesi oluşturmak anlamına gelmiyordu.
Ancak mesele yine de maliyette düğümleniyordu.
Atina’nın karar vermesi gereken soru şuydu:
Mevcut M270’lerin tamamı veya bir bölümü modernize mi edilecek, yeni HIMARS’lardan kaç adet alınacak ve bütün bunlar için ne kadar mühimmat tedarik edilecek?
Çünkü sadece fırlatıcıların satın alınması yeterli değil. Uzun menzilli roket ve füze sistemlerinde mühimmat stokları, bakım, lojistik, eğitim ve uzun vadeli işletme maliyetleri de büyük önem taşıyor.
Dolayısıyla HIMARS teklifinin kabul edilmemesi, sistemin teknik olarak yetersiz görülmesi anlamına gelmiyor.
Paladinler neden devreye girdi?
Tam bu noktada Amerikan stoklarındaki M109A5 ve M109A6 Paladin topları Yunanistan açısından farklı bir fırsat oluşturdu.
Yunanistan, ABD’den söz konusu sistemleri Excess Defense Articles (EDA) programı kapsamında talep etti.
Buradaki temel fark şu:
HIMARS teklifinde yeni üretim sistemlerden söz edilirken, Paladinler Amerikan ordusunun ihtiyaç fazlası stoklarından geliyor.
Bu nedenle iki programın maliyet yapısı birbirinden tamamen farklı.
Paladinlerde Yunanistan’ın karşılaşacağı temel giderler; sistemlerin teslim alınması, gerekli onarımlar, yenileme ve modernizasyon çalışmaları, nakliye, yedek parçalar ve lojistik destek gibi kalemlerde toplanıyor.
Böylece Atina, çok daha düşük maliyetle 155 milimetrelik topçu kapasitesini artırma imkânı elde ediyor.
Ancak burada özellikle vurgulanması gereken bir nokta var:
Paladin, HIMARS’ın alternatifi değil.
Paladin 155 milimetrelik kundağı motorlu obüs.
HIMARS ise roket ve füze tabanlı uzun menzilli ateş sistemi.
İki sistem farklı görevleri yerine getiriyor.
Dolayısıyla “Yunanistan HIMARS yerine Paladin aldı” şeklindeki yorum, askeri açıdan tabloyu tam olarak yansıtmıyor.
Denklem 2026’da PULS ile değişti
Yunanistan’ın uzun menzilli ateş gücü planını değiştiren en önemli gelişmelerden biri ise İsrail yapımı PULS sisteminin tercih edilmesi oldu.
Atina, Nisan 2026’da İsrail ile PULS sisteminin tedarikine ilişkin hükümetler arası anlaşma imzaladı.
Böylece Yunanistan’ın uzun menzilli roket topçusu planına Amerikan HIMARS dışında farklı bir seçenek daha girmiş oldu.
Bu gelişme, HIMARS kararının neden yalnızca “ABD sistemi alınmadı” şeklinde değerlendirilmemesi gerektiğini gösteriyor.
Çünkü Atina bir yandan M270 filosunu değerlendiriyor, bir yandan Amerikan stoklarından Paladin topları temin etmeye çalışıyor, diğer yandan da PULS gibi yeni nesil çok namlulu roket sistemlerine yöneliyor.
Yunanistan’ın yeni ateş gücü mimarisi
Ortaya çıkan tablo, Yunan Kara Kuvvetleri’nin ateş gücünü tek bir sistem üzerine kurmak yerine farklı katmanlara ayırmaya çalıştığını gösteriyor.
M109 Paladinler, 155 milimetrelik klasik topçu kapasitesini güçlendirecek.
M270 MLRS, mevcut roket topçusunun ana unsurlarından biri olmaya devam edecek.
PULS, farklı menzillerde roket ve füze kullanabilen yeni nesil bir ateş sistemi olarak bu yapıya eklenecek.
HIMARS ise, 2025 yılında Yunanistan’ın önünde ciddi bir seçenek olarak bulunmasına rağmen, yeni üretim maliyeti ve Atina’nın uzun vadeli ateş gücü planlaması içerisinde tercih edilen ana yeni sistem haline gelmedi.
Bu nedenle Yunanistan’ın HIMARS kararını “ABD’ye hayır, İsrail’e evet” şeklinde okumak da eksik kalıyor.
Atina’nın önündeki asıl mesele, mevcut M270’leri ne kadar modernize edeceği, kaç adet yeni roket sistemi alacağı, 155 milimetrelik topçu kapasitesini ne kadar artıracağı ve farklı menzillerdeki mühimmatları nasıl bir araya getireceği.
Kısacası Yunanistan, HIMARS’tan vazgeçerek tek bir başka sisteme yönelmiş değil.
Atina’nın kurmaya çalıştığı yapı; Paladin + M270 + PULS + farklı menzillerde hassas mühimmat kombinasyonu üzerinden şekilleniyor.
HIMARS’ın 2025’te masaya gelmiş olması ise Yunanistan’ın uzun menzilli ateş gücü arayışında Amerikan sisteminin ciddi biçimde değerlendirildiğini ortaya koyuyor.