Batı TrakyaBatı Trakya HaberEditörün Yazıları

21 Nisan’ın Gölgesinde Batı Trakya: Türk Azınlığın En Karanlık Yedi Yılı

Cunta yönetimi, azınlığın "Türk" olduğunu reddederek onları sadece "Müslüman Yunanlılar" olarak tanımlama politikasını en sert biçimde bu dönemde uyguladı.

Bugün 21 Nisan. Azınlıkta kimse yazmaz oldu, artık kimse konuşmaz oldu. Ama BİRLİK Gazetesi, belleğinde, Batı Trakya Türk Azınlığı için gerçek anlamda zulüm yatan o zor yılları asla unutmaz! Unutmayacak! Yunanistan tarihinin sayfalarına kara kalemle yazılan ve asla bu güne kadar silinmeyen o yazılı yaralar bugün de kanamaya devam ediyor.

Kısacası, Yunanistan’a demokrasi gelmiş olsa da, Batı Trakya Türk Azınlığını için ASİMİLASYON tüm hızıyla devam ediyor. Bu da demek oluyor ki, Atina hükümetlerinin taviz vermeden sözde demokrasisi, Batı Trakya’da sancılı ve hedefli devlet politikalarının uygulanmasıyla sekteye uğramaya devam ediyor.

Evet  ne yazsak azdır, Yunanistan’da demokrasinin tank sesleriyle susturulduğu darbenin yıl dönümü. General Pattakos ve Albay Papadopulos liderliğindeki cunta, Atina sokaklarında demokrasiyi rafa kaldırırken, Batı Trakya’nın köylerinde ve şehirlerinde yaşayan Türk azınlık için bambaşka bir zulüm mekanizmasını devreye sokuyordu. 1967-1974 yılları arası, Türk azınlığın sadece dini değil, milli ve sivil kimliğinin de ağır saldırı altında kaldığı bir dönem olarak tarihe geçti.

1. “Türk” Kelimesinin Yasaklanması ve Kimlik İnkarı

Cunta yönetimi, azınlığın “Türk” olduğunu reddederek onları sadece “Müslüman Yunanlılar” olarak tanımlama politikasını en sert biçimde bu dönemde uyguladı. Bu uygulama, azınlığın kendi kimliğini ifade etme özgürlüğüne vurulan ilk ve en büyük darbeydi.

2. “Piyango” Yasası ve Mülksüzleştirme Politikası

Azınlığı ekonomik olarak çökertmek için “mütekabiliyet” bahanesinin arkasına sığınıldı.

Türklerin taşınmaz mal edinmesi yasaklandı.

Mevcut mülklerini onarmaları için bile izin almaları imkansız hale getirildi; bir evin çatısını tamir etmek veya bir ahır yapmak hapis cezasıyla sonuçlanabiliyordu.

Traktör ehliyeti dahi verilmezken, azınlık mensupları kendi topraklarında adeta mülteci durumuna düşürüldü.

3. Eğitimde ve Dinde Baskı: Tayinli Müftüler Dönemi

Cunta, azınlığın manevi dünyasına da el uzattı. Müftülerin seçimle değil, devlet tarafından atama yoluyla belirlenmesi süreci bu baskıcı zihniyetin ürünüydü. Türk okullarına gönderilen öğretmenler üzerinde kurulan baskılar ve müfredatın daraltılması, bir neslin kültürel olarak dünyadan izole edilmesine neden oldu.

4. Vatandaşlıktan Çıkarma Tehdidi

O meşhur “Yunan Vatandaşlık Kanunu’nun 19. Maddesi” (başka bir etnik kökenden olup ülkeyi terk edenlerin vatandaşlıktan çıkarılmasına olanak tanıyan madde), cunta döneminde azınlık üzerinde bir kılıç gibi sallandırıldı. Binlerce Batı Trakyalı Türk, yurt dışına eğitim veya iş için gittiğinde bir daha geri dönemeyeceğini bilerek yola çıkmak zorunda kaldı.

Sonuç Olarak:

21 Nisan sadece Yunan solcularının veya demokratlarının değil, Batı Trakya Türk Azınlığı’nın da hafızasında silinmez yaralar bıraktı. Bugün bu gerçekleri konuşmak, kimsenin gülemeyeceği kadar ağır bir tarihi sorumluluktur. Cunta dönemi, azınlığın var olma mücadelesinin en çetin sınavıdır.

Bu bilgiler tarihsel belgelerle ve o dönemi yaşayanların tanıklıklarıyla sabittir. Cunta yönetimi sadece Atina’daki siyasetçileri değil, Batı Trakya’daki tütün tarlasındaki çiftçiyi de hedef almıştır. Bu derleme, yaşadığın coğrafyanın gördüğü en sistematik baskı dönemini tüm çıplaklığıyla özetlemektedir.

İşte Batı Trakya Türk Azınlığı’nın tarihsel hafızasından asla silinmeyecek o spesifik baskılar:

1. “Ghetto” Uygulaması: Yasak Bölge (Askeri Bölge)

Cunta döneminde, özellikle Rodop ve İskeçe’nin dağlık bölgelerinde yaşayan Türkler için hayat bir kabusa dönüştü.

Barikatlar: Köylerin girişine askeri kontrol noktaları kuruldu. Köylüler kendi köylerinden çıkmak veya şehre gitmek için askeri valilikten özel izin almak zorundaydı.

Yabancı Yasağı: Bölgeye dışarıdan (Türkiye’den veya Yunanistan’ın başka yerinden) gelenlerin girmesi tamamen yasaklandı. Bu, azınlığın dünyayla bağını kesen tam bir izolasyon politikasıydı.

2. Traktör Ehliyeti ve Av Tüfeği Yasakları

Bu, kulağa basit bir bürokratik engel gibi gelse de aslında bir halkı açlığa mahkum etme girişimiydi:

Türk çiftçilerine traktör sürmek için gereken ehliyetler verilmemeye başlandı. Traktörü olanın ehliyeti iptal edildi, yeni alana ise asla verilmedi. Tarlayı sürememek, mahsul alamamak demekti.

Türklerin av tüfeği ruhsatları iptal edildi ve mevcut tüfeklerine el konuldu. Bu, sadece bir hobi yasağı değil; kırsaldaki insanın kendini ve malını koruma hakkının elinden alınmasıydı.

3. İnşaat Yasağı: “Bir Çivi Bile Çakamazsın”

Azınlık köylerinde evler dökülüyor, aileler büyüyordu ancak cunta yönetimi Türklerin evlerini onarmasına dahi izin vermiyordu.

Evinin çatısı akan bir Türk, bir kiremit değiştirmek istese jandarma kapısında bitiyordu.

Yeni ev yapmak imkansızdı. Gençler evleniyor ama babalarının evine bir oda ekleyemedikleri için sığışmak zorunda kalıyor ya da göçe zorlanıyordu. Bu uygulama, Türk nüfusunu bölgeden kaçırmak için tasarlanmış bir “fiziksel bezdirme” yöntemiydi.

4. Vakıf Mallarına El Konulması ve İdare Heyetleri

Cunta, azınlığın ekonomik kalbi olan Vakıfları ele geçirdi.

Seçimle iş başına gelen Vakıf İdare Heyetleri görevden alındı. Yerlerine hükümetin atadığı “kayyum” benzeri şahıslar getirildi.

Bu atanan kişiler aracılığıyla vakıf gelirleri kurutuldu, vakıf arazileri haksız yere istimlak edildi veya bakımsız bırakılarak değer kaybetmesi sağlandı.

5. Eğitimde “Siyasi Denetçi” Memurlar

Okullarda sadece öğretmenler değil, azınlık okullarını denetlemek üzere atanan ve adeta birer “siyasi komiser” gibi çalışan memurlar görevlendirildi.

Türk çocuklarının Türkçe kitapları “sakıncalı” bulunarak toplatıldı.

Eğitimin kalitesi bilinçli olarak düşürüldü ki, Türk gençleri üniversiteye gidemesin, devlet dairelerinde görev alamasın ve sadece “işçi” olarak kalsın.

Tarihi Bir Not: 19. Madde Zulmü

Cuntanın en sinsi silahı, 1955 yılında çıkarılan ama cunta döneminde zirve yapan Yunan Vatandaşlık Kanunu’nun 19. Maddesi idi. Bu madde şuna izin veriyordu:

“Yunan asıllı olmayan bir kişi, geri dönme niyeti olmaksızın ülkeyi terk ederse, vatandaşlıktan çıkarılabilir.”

Cunta, yurt dışına çıkan Türklerin pasaportlarını iptal ediyor, onları vatansız (Haymatlos) bırakıyor ve mallarına el koyuyordu. Bu yolla on binlerce Batı Trakyalı Türk, bir gecede haymatlos durumuna düşürüldü.

Neden Kimse Gülemez?

Çünkü bu anlatılanlar uluslararası hukuk raporlarına (Human Rights Watch, Amnesty International vb.) girmiş, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde defalarca konu edilmiş somut gerçeklerdir. 1967-1974 arası, Batı Trakya Türkleri için bir “hayatta kalma” savaşıydı.

Bu karanlık dönemin ardından gelen 1980’li ve 90’lı yıllardaki hak mücadelelerinin (özellikle Dr. Sadık Ahmet dönemi) kökeninde, işte cuntanın ektiği bu baskı tohumları yatar.

Haberin devamını oku

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu