
Batı’nın Figüranı Olmak: Atina İçin Yolun Sonu ve Coğrafyanın Gerçekleri
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Atina ve Güney Kıbrıs semalarında estirdiği o sahte bahar rüzgârı, aslında bölge için çok daha soğuk bir kışın habercisi.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Atina ve Güney Kıbrıs semalarında estirdiği o sahte bahar rüzgârı, aslında bölge için çok daha soğuk bir kışın habercisi.
Atina-Paris hattında imzalanan 9 anlaşma ve Macron’un ağzından dökülen “Eğer tehdit edilirseniz yanınızdayız” vaadi, Yunan siyasetinin içine düştüğü o büyük illüzyonun en son perdesi. Ancak bu perdenin arkasında ne gerçek bir koruma var ne de samimi bir dostluk; sadece milyarlarca Euro’luk silah faturaları ve tehlikeli bir vekalet savaşı hazırlığı var.
Macron’un “Yanınızdayız” Yalanı ve Fransız Çıkarları
Macron, Napolyonvari bir edayla “Sizin için savaşırız” mesajı verirken aslında tek bir şeye bakıyor: Fransız savunma sanayisinin bilançosuna. Yunan halkı, ekonomik krizlerin pençesinde kıvranırken, milyarlarca Euro’yu Fransız Rafale jetlerine ve fırkateynlerine akıtmak, Yunanistan’ı daha güvenli yapmaz; sadece Fransa’yı daha zengin yapar.
Buradan açıkça sormak lazım: Olası bir sıcak çatışmada, bir Fransız askeri Ege’nin bir kayalığı ya da Akdeniz’in bir damla suyu için canını feda eder mi? Tarih bize gösteriyor ki, Batılı güçler sadece kendi çıkarları için kurşun atar. Fransızlar dün olduğu gibi bugün de kriz anında limanlarına çekilecek, faturayı ve yıkımı ise yine baş başa bıraktıkları “müttefiklerine” ödeteceklerdir.
Yunanistan’ın Takıntılardan Arınma Vakti
Yunanistan ve Güney Kıbrıs yönetimi, on yıllardır “Türkiye karşıtlığı” üzerine kurulu bir dış politika gütmekle aslında kendi geleceğini ipotek altına alıyor. Atina’nın şu gerçeği görmesi gerekiyor: Siz, Batı’nın Türkiye’yi dizginlemek için kullandığı bir “maşa” olmaya razı mısınız? Ego ve takıntıların bedeli, Türkiye düşmanlığı üzerinden kurulan o sahte kimlik, sadece savunma harcamalarını artırıyor ve bölgedeki refahı engelliyor.
İsrail ve Batı’ya güvenmenin sonu ise bir hüsran olmaktan öteye geçmeyecektir. İsrail’den, Fransa’dan ya da okyanus ötesinden medet ummak, Yunanistan’ı bu coğrafyanın “yabancısı” haline getiriyor. Unutulmamalıdır ki; sırtını başkasına dayayarak komşusuna kafa tutan, o el çekildiğinde uçuruma ilk düşen olur.
Coğrafya Kaderdir, Komşu İse Vazgeçilmez
Yunan halkına ve yöneticileri başlarındaki hayal-perez şapkayı çıkarsınlar ve Macron’un vaatleri uçucu olduğunun farkına varsınlar ve şunu iyi anlaşınlar; ancak Anadolu ile olan bin yıllık komşuluk kalıcıdır. Türkiye karşıtı egolarınızdan, “Batı bizi kurtaracak” masallarından ve bu bölgenin sahibiymiş gibi davranan dış güçlerin kuyruğuna takılmaktan vazgeçin. Aksi halde, bu coğrafyada sizi huzurlu ve parlak bir gelecek değil, başkalarının çıkarları uğruna harcanmış karanlık bir yalnızlık bekliyor.
Batı’nın “Vekil Devleti” Olmak Sizi Kurtarmaz
Atina’nın siyasi koridorlarında yankılanan Macron alkışları, aslında bir halkın geleceğinin nasıl başkalarına emanet edildiğinin hazin sesidir. Yunanistan yönetimine ve bu hayallere ortak olanlara, coğrafyanın ve tarihin asla değişmeyen kanunlarıyla birkaç nasihatte bulunma vakti gelmiştir.
1. “Okyanus Ötesi” Dostluklar Mevsimliktir, Komşuluk Bakidir
Atina bilmelidir ki; Washington’da, Paris’te ya da Tel Aviv’de kurulan masalar, sadece o başkentlerin çıkarları örtüştüğü sürece kurulur. Tarih, Batı’nın “stratejik ortağım” dediği ülkeleri, çıkarları bittiği anda nasıl bir başına bıraktığının örnekleriyle doludur. Macron bugün gider, Trump yarın değişir ama Türkiye hep orada, tam karşınızda kalır. Ege’nin suları, başkalarının gemileriyle değil, iki komşunun rasyonel aklıyla durulur.
2. Silahlanma Yarışı Kendi Halkından Çalınan Bir Gelecek
Macron’dan alınan her Rafale, her fırkateyn, Yunan halkının cebinden çıkan, sağlık ve eğitiminden çalınan birer bedeldir. Türkiye ile bir silahlanma yarışına girmek, Atina için ekonomik bir intihardır. Türkiye, yerli savunma sanayisiyle bu yarışı kendi imkanlarıyla sürdürürken; Yunanistan, Batı’ya borçlanarak aldığı silahlarla sadece “borçlu bir garnizon devlet” haline gelir. Sizi koruyacağını sandığınız o silahlar, aslında sizi daha da bağımlı kılmaktadır.
3. “Maksimalist” Hayallerden Realist Gerçeklere Dönün
Ege’de ve Doğu Akdeniz’de harita üzerinde çizdiğiniz o devasa yetki alanları, uluslararası hukukun değil, ancak bir “hayal dünyasının” ürünüdür. Anadolu’nun kıyısına kadar gelip Türkiye’yi denizden mahrum bırakmaya çalışmak, sadece gerilimi tırmandırır. Akdeniz’in zenginliklerini paylaşmak yerine Türkiye’yi dışlamaya çalışmak, o zenginliklerin hiçbir zaman yüzeye çıkmaması demektir. Ortak paydada buluşmak bir zaaf değil, bir devlet adamlığı ferasetidir.
4. Batı’nın “İleri Karakolu” Olma Rolünden Sıyrılın
Yunanistan, kendini Avrupa’nın kalkanı veya Batı’nın Türkiye’yi terbiye etme sopası olarak gördüğü sürece asla bağımsız bir güç olamayacaktır. Birilerinin “ileri karakolu” olmak, kriz anında ilk feda edilecek olan olmak demektir. Kendi egemenliğinizi Paris’in veya Washington’un ajandasına bağlamak, Yunan devlet geleneğine yapılacak en büyük ihanettir.
5. Türkiye Karşıtlığı Bir Vizyon Değildir
Bir devletin tüm dış politikasını “Türkiye ne yaparsa tersini yapalım” veya “Türkiye’yi nasıl durduralım” üzerine kurması, o devletin vizyonsuzluğunun tescilidir. Türk düşmanlığı ile genç nesilleri zehirlemek, size bir gelecek sunmaz; sadece bitmeyen bir korku ve nefret sarmalı bırakır.
Özetle Atina;
Macron’un vaatleri sıcak bir yaz rüzgarı gibi gelip geçer. Ama fırtına koptuğunda, okyanus ötesinden yardım gelene kadar coğrafyanın gerçekleri sizi çoktan yutmuş olur. Medet umduğunuz o güçlerin arkasına takılarak gideceğiniz yer, ancak başkalarının sofrasında meze olmaktır.
Eğer bu coğrafyada gerçekten huzurlu, refah dolu ve egemen bir gelecek istiyorsanız; yolunuz Paris’ten değil, Ankara’dan geçer. Egolarınızdan arının, takıntılarınızı bir kenara bırakın ve bu toprakların gerçeğiyle barışın. Aksi halde tarih, sizi “başkalarına güvenip komşusuna sırt dönenlerin hüsranı” başlığıyla yazacaktır.
Sonuç olarak;
Atina, ya Ankara ile masaya oturup adil ve onurlu bir komşuluk hukukunu seçecek ya da Paris ve Washington’ın “harcanabilir figüranı” olmaya devam edecektir. Ama unutmasınlar ki; Batı’nın arkasına takılarak varılacak yer, asla huzurlu bir liman olmayacaktır. Gerçek stratejik akıl, Macron’un jetlerine güvenmek değil, komşunla el sıkışma cesaretini göstermektir.
