Yunanistan Haber

“Soykırım Değilse De Yeterli Değil Mi?”

“Uluslararası topluluğu harekete geçirmek için "sadece" bir etnik temizlik veya insanlığa karşı suçlar olması yeterli değil mi?”

Selanik Aristoteles Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Anayasa Hukuku Profesörü olan Lina Papadopulu, İsrail’in Gazze’de masum insanlara çoluk çocuk, genç yaşlı demeden yaptığı soykırıma sessiz kalmayarak kendine göre bir değerlendirme yaparak bir makale kaleme aldı.

Öğretim görevlisi Papadopulu, “Uluslararası topluluğu harekete geçirmek için “sadece” bir etnik temizlik veya insanlığa karşı suçlar olması yeterli değil mi?” diyerek uluslararası topluma çağrıda bulunurken aynı zamanda da eleştiriyor.

Anayasa Hukuku Profesörü Lina Papadopulu’nun “Soykırım Değilse De? Başlıklı makalesinde şu ifadelere yer veriyor:

“Soykırım Değilse De?

Uluslararası topluluğu harekete geçirmek için “sadece” bir etnik temizlik veya insanlığa karşı suçlar olması yeterli değil mi?

Günlerin dehşeti içinde, hem ülkeleri hem de kamuoyunu ikiye bölen tutkulu bir tartışma gezegeni sarıyor: İsrail, Filistinlilere karşı soykırım mı işliyor?

Olayları 7 Ekim 2023’ten itibaren inceleyen ve 1948 Soykırım Sözleşmesi uyarınca hukuki değerlendirme yapmayı amaçlayan BM Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu, şu sonuçlara vardı (16 Eylül 2025 tarihli raporunda, www.un.org/unispal/document/commission-of-inquiry-report-genocide-in-gaza-a-hrc-60-crp-3/):

İsrail makamları, soykırımın objektif unsurunu (actus reus) oluşturan beş eylemden dördünü halihazırda işlemiştir:

(a) grubun üyelerini öldürme,

(b) grup üyelerine ciddi bedensel veya zihinsel zarar verme,

(c) üyelerin (tamamen veya kısmen) yok edilmesini amaçlayan kasıtlı yaşam koşulları uygulama ve

(d) grup içinde doğumları önlemeyi amaçlayan tedbirler uygulama. Kanıtlanmış olarak belgelenemeyen tek eylem, çocukların zorla nakledilmesi (örneğin, Rusya’nın Ukraynalılara karşı işlediği bir eylem) oldu.

Bir sonraki soru, raporda varlığına dair yeterli göstergelerin bulunduğu, özellikle İsrailli liderlerin kamuoyuna yaptığı açıklamalar ve dolaylı kanıtlar aracılığıyla desteklenen “soykırım kastı” (dolus specialis) olup olmadığıdır.

Dolaylı kanıtlar özellikle, sivil ölümlerine büyük ölçekte neden olan, insani yardımı kısıtlayan veya engelleyen yaşam koşulları yaratarak kıtlığa yol açan ve siviller için hayati önem taşıyan altyapıları (sağlık, kanalizasyon, su temini vb.) sistematik olarak yok eden askeri operasyonların planlanmasını içermektedir.

Rapor, bu davranışın çatışmaların basit bir yan etkisi olarak görülemeyeceğini vurgulayarak, soykırımı tek mantıklı hukuki sınıflandırma olarak görmektedir. Bu nedenle, tüm devletleri soykırımı önlemek ve insani yardımı kolaylaştırmak için harekete geçmeye çağırmaktadır. Filistin devletinin tanınma dalgası da bu bağlamda görülebilir.

Komisyonun bulgularına yönelik temel eleştiri, Filistinlilerin bir etnik grup olarak yok edilmesine yönelik somut bir niyetin (varlığı veya yokluğu) olduğu, bunun yerine tek amacın terörist Hamas’ın (hoş karşılanan) askeri yenilgisi olduğu konusunda ısrar etmesidir. Bu argüman, yaklaşık iki milyon (yaklaşık %20) Arap İsrail vatandaşının varlığıyla güçlenmektedir. Elbette, bu vatandaşlar Yahudi vatandaşlarla yasal olarak eşit haklara sahip olsalar da, yaşadıkları gerçeklik genellikle yapısal eşitsizliktir.

İsrail ayrıca, BM organlarının, özellikle İnsan Hakları Konseyi ve komitelerinin kendisine karşı önyargılı olduğunu iddia etmektedir. Sivil kurbanların çok yüksek sayısını ise Hamas’ın askeri güçlerinin yoğun nüfuslu bölgelere yerleşmesinin bir sonucu olarak gerekçelendirmekte, kıtlığı ise askeri operasyonların istenmeyen bir yan etkisi olarak açıklamaktadır.

Bazı uluslararası hukuk uzmanları, tüm eylemleri soykırım olarak nitelendirmenin terimi zayıflatabileceği konusunda uyarmakta ve bunun yerine “savaş suçları” veya **”insanlığa karşı suçlar”**dan bahsetmenin daha doğru olduğunu savunmaktadırlar. Gerçekten de, Uluslararası Adalet Divanı (Ocak 2024’te) aldığı geçici tedbirlerde soykırımın işlendiğini değil, soykırım riskini kabul etti ve İsrail’e bunu önlemesi emrini verdi.

Ancak, uluslararası hukuk uzmanı rolünü üstlenerek Gazze’de yaşananların hukuken “soykırım” olarak kategorize edilip edilemeyeceğine karar vermenin gerçekten neden bu kadar önemli olduğu sorusu ortaya çıkmaktadır. Soykırım olmasa bile, uluslararası topluluğu harekete geçirmek için “sadece” etnik temizlik, savaş suçları veya insanlığa karşı suçlar olması yeterli değil midir?

Sonuç olarak, soykırım sorusunun bölücü algılanışı, bu hukuki nitelendirmeye karşı bazıları makul olabilecek itirazları olanlar için istemeden de olsa yatıştırıcı bir işlev görmektedir. Ancak, bu sonuncunun reddedilmesi, ne İsrail’in hukuki ve ahlaki sorumluluğunu ne de diğer devletlerin sorumluluğunu ortadan kaldırmaktadır.”

* Lina Papadopoulou, Selanik Aristoteles Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Anayasa Hukuku Profesörüdür.

Haberin devamını oku

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu