
Savunma Bakanlığından Eski Bir Diplomat Türkiye’nin Avrupa Savunmasına Katılımını Değerlendiriyor
"Yunanistan'ın Türkiye'nin Avrupa savunmasına sınırlı katılımından korkması için bir nedeni yoktur. Aksine, saldırganlığını sınırlamak ve Avrupa savunma ve güvenlik kurumsal çerçevesine saygı göstererek hareket etmeye zorlamak için bunu stratejik olarak kullanabilir.”
Yunanistan’da “iyi kalemler” olarak değerlendirilen bazı eski ve emekli diplomatlar ve analistler, Türkiye’nin Avrupa Savunmasına Katılımı: Yunanistan için ulusal başarısızlık mı yoksa ulusal fırsat mı? sorusunu gündeme getirmeye başladı.
Miçotakis hükümetini “başarısızlıkla” suçlayan hatta hükümetin içinden bazı Bakan ve Milletvekilleri, Başbakan Miçotakis’i Türkiye’ye karşı “karşılıksız taviz” vermekle suçluyor ve siyasi kulislerde yeni siyasi parti kurulması ve Yeni Demokrasi’den kopmaların yaşanacağı iddiaları ortaya atılıyor. Ancak bu değerlendirmeye katılmayan ve Yunanistan-Türkiye ilişkilerini derinden tanıyan ve bilen yıllarca bu kulvarda çalışmış deneyimli diplomatların bakış açıları ise Türkiye’nin dışlanması yerine süreci Yunanistan’ın dikkatli bir şekilde yönetmesi gerektiği konusunda uyarılarda bulunuyor.
Bu diplomatlardan biri de, Dr. Konstantinos P. Balomenos öyle bir makale kaleme aldı ki oldukça çok konuşulacağa benziyor.
Balomenos, Siyaset Bilimci – Uluslararası İlişkiler Uzmanı, Yunanistan Milli Savunma Bakanlığı (MSB) Milli Savunma Politikası ve Uluslararası İlişkiler Genel Müdürlüğü (GDPİAS) Eski Genel Müdürüdür. Yunanistan-Türkiye arasındaki konulara oldukça hakim bir bilgi birikimine sahiptir. Keza Yunanistan Savunma Bakanlığı’da önemli görev icra etmiştir.
Bu bağlamda, Dr. Konstantinos P. Balomenos 10 haziran 2025 tarihinde “Ethnos” gazetesinde yayımladığı makalesinde, “Türkiye’nin Avrupa Savunmasına Katılımı: Ulusal Bir Başarısızlık mı Yoksa Ulusal Bir Fırsat mı?” makalesi oldukça düşündürücü.
Dr. Konstantinos P. Balomenos’un bu önemli makalesi şu şekilde:
“Türkiye’nin Avrupa Savunmasına Katılımı: Yunanistan için ulusal başarısızlık mı yoksa ulusal fırsat mı?”
“Türkiye’nin Avrupa silahlanma programlarına dolaylı katılımı, Yunanistan içinde yoğun tartışmalara neden oldu ve hem basının bazı temsilcileri hem de bilinen popülist-aşırı vatanseverler tarafından ulusal bir başarısızlık ve yenilgi olarak nitelendirildi.
27 Mayıs 2025’te, Avrupa Birliği (AB) Genel İşler Konseyi, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın itirazlarına rağmen, oybirliğiyle değil, nitelikli çoğunlukla (böylece veto olasılığını önleyerek) Türkiye’nin Avrupa silahlanma programlarına dolaylı katılımına karar verdi.
AB’deki bazı ortakların (Türkiye’nin SAFE programına katılmasını isteyenler) manipülasyonlarına ve Avrupa standartlarında benzeri görülmemiş kurumsal sapmaya rağmen, Güney Kıbrıs ve Yunanistan’ın baskıları sonuç verdi ve önemli güvenlik önlemleri sağlandı:
Madde 16, “üçüncü bir ülkenin SAFE’ye katılımının, bu ülkenin bir üye devletin güvenliğine doğrudan tehdit oluşturması halinde engellenebileceğini” açıkça belirtmektedir.
Avrupa Birliği’nin İşleyişine İlişkin Antlaşma’nın 212. maddesi ile 218. maddesinin birleşimi, AB’nin dış eylemleriyle ilgilidir ve Birliğin aday ortaklarla ekonomik, mali ve teknik içerikli anlaşmalarının oybirliğiyle karara bağlanacağını öngörmektedir.
Bu gelişmeler, Yunanistan içinde yoğun tartışmalara yol açtı ve basının bazı temsilcileri ile “koltuk vatanseverleri” olarak bilinen popülistler tarafından ulusal bir başarısızlık ve yenilgi olarak nitelendirildi. Ancak, Türkiye’nin Avrupa savunmasına kısmi katılımı ne anlama geliyor? Ulusal bir başarısızlık mı, yoksa ulusal bir fırsat mı?
Bu bağlamda, Türkiye’nin Avrupa savunmasına katılımı meselesinin yeni olmadığı belirtilmelidir. Onlarca yıldır Türkiye, Avrupa savunmasında dolaylı olarak yer almış ve ana stratejik hedefi, Avrupa yapılarına tam entegrasyonu ve Avrupa silahlanma programlarına katılımı olmuştur.
Özellikle, 1992 yılında Türkiye, oy hakkı olmayan bir Batı Avrupa Birliği (BAB) ortak üyesi oldu. BAB, o dönemde Ortak Dış ve Güvenlik Politikası (ODGP) aracılığıyla AB’ye entegre olmadan önce Avrupa savunmasının ana organıydı. Ayrıca, 2000’li yıllarda Türkiye, bir NATO üyesi olarak, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (AGSP) kararlarına ve operasyonlarına kurumsallaşmış erişim talep etti.
Özellikle 2003 yılında, AB ve NATO’nun “Berlin Plus” anlaşmasına varmasıyla AB’ye NATO’nun savunma planlama ve altyapı yeteneklerine operasyonlarını yerine getirme olanağı sağlandı. Türkiye (bir NATO üyesi olarak) bu yeteneklerin Güney Kıbrıs’ı içeren AB operasyonlarında kullanılmasına veto hakkına sahipti ve bu hakkını defalarca kullandı. Ayrıca, bu çerçevede Türkiye, Kuzey Makedonya’daki “Operasyon Concordia” (2003) ve Bosna-Hersek’teki “Operasyon Althea” (2004) gibi AB misyonlarında operasyonel katılım sağladı.
Türkiye ayrıca, 2006’dan bu yana Avrupa Savunma Ajansı (ESA) ile bir idari anlaşmaya (Administrative Arrangement) sahipti. (ESA, 2004 yılında AB üye devletlerinin askeri kaynaklarını geliştirmelerine destek olmak amacıyla kurulmuştur.) Bu anlaşmaya göre Türkiye, işbirliği programlarını izleme, belirli araştırma girişimlerine sınırlı katılım sağlama ve teknik ve bilimsel konulardaki çalışma gruplarına katılma olanağına sahipti. Ayrıca Türkiye, AB üyesi olmamasına rağmen, öncelikle Horizon 2020 (AB’nin 2014-2020 dönemi için araştırma ve inovasyon finansman programı) aracılığıyla Avrupa araştırma programlarına üçüncü bir ülke olarak aktif olarak katıldı.
Özellikle Türkiye:
Türkiye Bilim ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK BİLGEM) aracılığıyla, siber tehditlere ve doğal afetlere karşı kritik altyapıların korunmasıyla ilgili RESIST (Resilient Smart Critical Infrastructure Systems) programına katıldı.
Türkiye’nin Arçelik A.Ş. grubu aracılığıyla, özel ürün tedarik zincirinde müşteri odaklı entegre bir iş modeliyle ilgili iBUS (Integrated Business Model for Customer Driven Custom Product Supply Chain) programına katıldı.
Türk şirketleri ve araştırma merkezleri aracılığıyla, EFPF (European Factory Platform) programının Endüstri 4.0 araçlarının geliştirilmesine katıldı ve Almanya, İtalya ve Hollanda’dan Avrupalı ortaklarla işbirliği yaptı.
Ek olarak, Türkiye’nin yıllardır, zaman zaman engellere ve Avrupa programlarından dışlanmasına (PESCO programları, EU SatCom Market programı, EDF programları ve IRIS² uydu programı gibi) rağmen, AB üye devletlerinin Avrupa savunma endüstrileriyle ikili olarak işbirliği yaptığı belirtilmelidir.
Örneğin, Türk şirketi ASELSAN, NATO Destek ve Tedarik Ajansı (NSPA) adına, modüler, genişletilebilir bir yer hava savunma sistemi geliştirmek için çalışmalar yürütmek ve teknik hizmetler sağlamak amacıyla Fransız şirketleri Airbus Defence and Space ve Thales LAS ile işbirliği yapmaktadır. Aynı zamanda Almanya, İspanya, Fransa ve İtalya’daki şirketlerle radar, elektronik iletişim sistemleri ve drone karşıtı sistemler gibi alanlarda işbirliği yapmaktadır.
Ayrıca, Türk roket sistemleri şirketi Roketsan, Fransız Thales ve İtalyan Leonardo ile başta alt sistem ihracatı ve yeni teknolojilerde koordineli araştırmalar olmak üzere işbirliği yapmakta ve sevk ve motor alanında İspanyol ve Polonyalı şirketlerle işbirliğini sürdürmektedir.
Yunanistan’da dillendirilen “Yenilgi” iddialarının nedenleri geçersizdir
Yukarıdaki verilere bakıldığında, AB’nin Türkiye’nin Avrupa savunmasına kısmi katılımı konusundaki son kararını şiddetle eleştiren ve bunu ulusal bir başarısızlık ve yenilgi olarak nitelendiren herkese bazı sorular yöneltmek makul görünmektedir.
Özellikle, bu suçlayıcılar yıllardır Türkiye’nin dolaylı olarak Avrupa Savunmasında yer aldığını bilmiyor muydu? Bilmiyorlarsa, dış politika ve savunma konularında nasıl kolayca görüş beyan edebiliyorlar? Yoksa biliyorlar da küçük siyasi ve kişisel çıkarlar nedeniyle mi konuşmadılar, belki de popülist olmanın yanı sıra ulusal olarak tehlikelidirler mi?
Ayrıca, Türkiye sevinç çığlıkları atmazken ve AB’ye sınırlayıcı engellerin kaldırılmasını isterken Yunanistan’da birileri nasıl ulusal başarısızlık ve yenilgiden bahsedebilirler?
Dahası, Yunanistan bu konuda yenilgiye uğradıysa, neden Sayın Erdoğan ve Türk medyası, Sayın Miçotakis’in dile getirdiği Casus Belli’nin kaldırılması konusunu Türkiye’nin Avrupa savunmasına katılımından ayırmaya çalışıyor? Yukarıdaki soruların devamı olarak, ulusal başarısızlık ve yenilgi iddialarının ne kadar geçersiz olduğu apaçık ortadadır.
Yıllardır, Yunanistan’ın siyasi partilerin çoğu ve birçok Yunan Başbakanı tarafından desteklenen ulusal bir çizgisi, Türk-Yunan ilişkilerinin normalleşmesi, barış ve istikrar aracı olarak Türkiye’nin AB üyeliği sürecini desteklemek değil miydi?
Dolayısıyla, Türkiye AB’ye tam üye olursa, Avrupa savunmasına eşit olarak katılmayacak mı? O zaman bugün ulusal başarısızlık ve yenilgiden bahseden tüm bu insanlar ne söyleyecek? Bize ulusal başarıdan mı bahsedecekler? Sonuçta, Yunanistan’da ciddiyet eksikliği ve aşırı ikiyüzlülük mü var? Yukarıdaki veriler değerlendirildiğinde, Türkiye’nin Avrupa savunmasına katılımının Yunanistan’ın ulusal bir başarısızlığı değil, AB’nin genel bir başarısızlığı olduğunu düşünülmektedir.
Şimdi Yunanistan’da özellikle Müçotakis hükümetine yakın diplomatlar ve köşe yazarları, bu bağlamda, mevcut durumun Yunanistan için altın bir fırsat sunduğunu; ortaklarını, Türkiye’nin Avrupa savunmasına katılımının Avrupa için stratejik bir yenilgi ve varlığını ve sürdürülebilirliğini tehdit eden tehlikeli bir deneyim olduğuna ikna edecek bir anlatı geliştirmek ve diplomatik adımlar atmak için fırsat olarak değerlendiriliyor.
Bu hedefin ulaşılabilir olması için Yunanistan, izlenen kurumsal sapmayı (nitelikli çoğunlukla karar alma) siyasi olarak kullanmalı ve AB’nin demokratik açığını vurgulamalıdır.
Avrupa Parlamentosu’nu atlayarak karar almanın, AB’nin demokratik meşruiyetine ciddi sorular sorduğu ve kararların şeffaflığı ve hesap verebilirliği hakkında sorular uyandıran tehlikeli bir emsal oluşturduğu vurgulanmalıdır. Ayrıca Yunanistan, Avrupa kurumlarının ve AB üye devletlerinin stratejik bir önceliği olarak Türkiye’nin Avrupa savunmasına tam katılımının engellenmesi için baskı yapmalıdır, çünkü:
Türkiye savunmayı kolektif güvenlik yerine ulusal yayılmacılık aracı olarak görmektedir. AB üye devletleri, kendilerini Rus tehdidinden savunmak ve korumak için Avrupa savunmalarını güçlendirmeyi amaçlamaktadır.
Türkiye ise aksine, Rusya’nın kilit bir müttefiki ve hem NATO’da hem de AB ile ilişkisinde Rusya’nın Truva Atı olarak hareket etmektedir (çünkü diğer tüm NATO müttefikleri gibi Rusya’ya yaptırım uygulamayı reddetmiş, Rusya ile açıkça işbirliği yapmakta ve Müttefiklerinin güvenliği için tehlikeli sonuçları olan Rus askeri teçhizatını tedarik etmektedir).
Türkiye, kolektif Avrupa güvenliğini güçlendirmek için askeri işbirliğini değil, bölgesel hakimiyetini pekiştirmek ve Ege ve Doğu Akdeniz’de fiili durumlar yaratmak istemektedir.
Türkiye’nin elde edeceği ileri askeri teknolojinin AB üye devletlerine karşı kullanılması riski vardır.
Türkiye tarafında güvenilirlik eksikliği ve AB’nin kurumsal ve değer sistemine saygısızlık vardır.
Avrupa Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu raporlarına göre, Türkiye demokratik olmayan bir ülkedir, hukukun üstünlüğüne saygı göstermemektedir ve temel insan haklarını sistematik olarak ihlal etmektedir. Dolayısıyla Türkiye, Avrupa savunma entegrasyonunun gerektirdiği siyasi ve kurumsal kriterleri karşılamamaktadır.
Türkiye’nin uluslararası sahnede özerk hareket etmeye çalıştığı ve stratejik çıkarlarının genellikle birçok Avrupa devletinin çıkarlarıyla çeliştiği göz önüne alındığında, Avrupa savunmasına katılımı Avrupa’nın stratejik özerkliğini zayıflatmaktadır.
Son olarak, Yunanistan’ın ortaklarına olan güvenilirliği ve Avrupa savunma mimarisindeki konumunu güçlendirmesi açısından, Türkiye’nin Avrupa savunmasına katılımı meselesini Yunan-Türk anlaşmazlığından ayırmak Yunanistan için stratejik öneme sahiptir.
Jeopolitik gelişmelerin kozmik bir döneminde, Yunanistan’ın ortakları tarafından Türkiye ile olan uzun süreli anlaşmazlığı nedeniyle Avrupa savunmasını güçlendirme sürecini engellediği suçlamasına maruz kalmamalıdır.
Aynı zamanda, mevcut gerçekliği (yani Türkiye’nin Avrupa savunmasına yıllardır süregelen dolaylı katılımı) göz önüne alındığında, Türkiye’nin Avrupa savunmasına katılımının ulusal bir başarısızlık olmadığını, ancak ulusal bir fırsat olabileceğini düşünülmektedir.
Ulusal bir fırsat olabilir, çünkü Yunanistan, Avrupa savunma kurumsal çerçevesinde hareket eden bir Türkiye’den, kopuk, öngörülemez ve kontrol edilemez bir Türkiye’den daha fazlasını kazanacaktır.
Özellikle, Türkiye Avrupa misyonlarına veya savunma yapılarına katıldığında, bir kurallar, şeffaflık, ortak kararlar ve hesap verebilirlik sistemi altında hareket etmeli ve davranışı daha kontrol edilebilir ve öngörülebilir olacaktır. Dolayısıyla, tek taraflı olarak ele almak yerine, Yunanistan’ın sesinin, etkisinin ve ittifaklarının olduğu bir Avrupa çerçevesinde ve belirli prosedürlerle ele almak daha iyidir.
Türkiye’nin ikilemi
Ayrıca, Türkiye’nin Avrupa güvenlik çerçevesine katılımı, AB’nin jeopolitik bir aktör olarak varlığını da tanıması anlamına gelir. Bu gerçekleşirse, Yunanistan’ın bundan yararlanması gereken stratejik bir gelişme olacaktır. Özellikle, Türkiye bugüne kadar yayılmacı hareket etmekte ve ayrıca Güneydoğu Avrupa ve Akdeniz’de orta güç ve önemli bir jeopolitik aktör olmaya çalışmaktadır. Bu rolü, Avrupa savunmasına katılım çerçevesiyle tutarlı değildir. Türkiye, özerk bir jeopolitik aktör ve güvenlik sağlayıcı olarak hareket etmeye devam edip etmeyeceğine veya AB çerçevesinde mi hareket edeceğine karar vermek zorunda kalacak.
İkinci seçeneği seçerse, “Mavi Vatan” doktrini ve aşırı agresif retoriği ile hegemonik emelleri, Türkiye’nin AB’ye karşı bir güvenilirlik boşluğu yaratacaktır ve Yunanistan bunu kullanabilir.
Yunanistan ayrıca, Türkiye’nin Avrupa savunmasına katılma ilgisini (ve kısmen yaptı) Yunanistan’ın pozisyonlarının ortakları tarafından daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunmak, yeni ittifaklar kurmak ve Helenizmin güvenlik sorunlarını Avrupa çıkarı sorunları olarak sunmak için kullanabilir. Türkiye’nin Avrupa savunmasına sınırlı katılımı için zaten belirlenmiş güvenlik önlemleri ve Türkiye’nin sonraki tepkileri bu iddiaların doğruluğunu kanıtlamaktadır.
Bu güvenlik önlemleri, Yunanistan’a Türkiye’nin Avrupa savunma yapılarına katılım koşullarını, Türkiye’nin davranışına (casus belli’nin kaldırılması, AOZ’ye saygı, Kıbrıs sorunu, hava sahası ihlalleri vb.) bağlayarak belirleme olanağı vermektedir.
Sonuç olarak, Yunanistan’ın Türkiye’nin Avrupa savunmasına sınırlı katılımından korkması için bir nedeni yoktur. Aksine, saldırganlığını sınırlamak ve Avrupa savunma ve güvenlik kurumsal çerçevesine saygı göstererek hareket etmeye zorlamak için bunu stratejik olarak kullanabilir.”