
“Bektaşi Devleti Kurulması Sakıncalı, Kabulü Kesinlikle Mümkün Değildir”
“Arnavutluk devleti sınırları içinde Tiran’da Baba Mondi (Edmond Brahimaj) başkanlığında bir Bektaşi Devleti kurulması girişimi, sadece inançsal açıdan değil, bölgesel barış ve çok kültürlü yapı açısından da son derece sakıncalı olduğunu belirtmek zorundayız."
Seçek Azınlık Eğitim ve Kültür Derneği Başkanı Necmettin Kahya, bugün 1 Ağustos Cuma günü saat 17:00’da Gümülcine’de Chris&Eve Oteli’nde önemli bir basın açıklaması yaptı.
Basın toplantısında Başkan Necmettin Kahya’nın yanısıra Rodop bölgesi Alevi kardeşlerimizin Kanaat önderlerinden Apti Hasan, Apti Pencal, Ahmet Paşa ve Avusturya’da ikamet eden ancak Türk vatandaşı olan Babalardan Kazım Balaban hazır bulundu.
Başkanı Necmettin Kahya açıklamasında, yaklaşık bir yıldır Arnavutluk’ta konuşulan sözde “Alevi devleti” kurulması konusuna değinerek, “Arnavutluk devleti sınırları içinde Tiran’da Baba Mondi (Edmond Brahimaj) başkanlığında bir Bektaşi Devleti kurulması girişimi, sadece inançsal açıdan değil, bölgesel barış ve çok kültürlü yapı açısından da son derece sakıncalı olduğunu belirtmek zorundayız. Bektaşilik, asırlardır devlet kurma, siyasi nüfuz elde etme ya da inancı siyasi aygıtlara dönüştürme gibi bir kaygı gütmemiştir. Bugün bu yönde atılan adımlar, ne bu inancın özüne ne de tarihsel pratiğine uymaktadır.” İfadelerine yer verdi.
“Bektaşiliğin merkezi Türkiye’dir”
Gümülcine’deki basın açıklamasına Türkiye’den Halifebaba Hacı Dursun Gümüşoğlu, canlı bağlantı ile katılarak Arnavutluk’ta yaşanan gelişmeleri değerlendirdi.
Bektaşiliğin merkezinin Türkiye olduğunu vurgulayan Gümüşoğlu, “Türkiye ile herhangi bir sorunumuz yoktur. Şu anda oynanmak istenen uluslararası bir oyundur. Böyle bir inancın siyasal bir alana çekilmesi de kabul edilecek bir durum değildir. Bektaşiler olarak bizim devletimizle bir sorunumuz yoktur, bizim devletimiz vardır. Devletler adalet üzerine kuruludur. Bizim bir sorunumuz varsa bile, bunu kendi içimizde eksikliklerimizle birlikte görüyoruz ve bunları bizler tamamlıyoruz. Biz siyasal bir kurum değiliz, bizim Türkiye Cumhuriyeti devletimiz vardır, dünyada da varız, ülkemizde de varız.” İfadelerini kullandı.
Seçek Azınlık Eğitim ve Kültür Derneği Başkanı Necmettin Kahya’nın açıklamasının tamamı şu şekilde:
“Arnavutluk’ta Bektaşi Devleti kurulması bölgesel barış ve çok kültürlü yapı açısından son derece sakıncalı, kabulü kesinlikle mümkün değildir”
Arnavutluk’ta uzun zamandır kıpırtılarını hissettiğimiz gizli faaliyetlerden biri birkaç ay önce Arnavutluk Başbakanı Edi RAMA’ nın beyanatı ile medyaya düşmüştür. Habere göre; Arnavutluk devleti sınırları içinde Tiran’da Baba Mondi (Edmond Brahimaj) başkanlığında bir Bektaşi Devleti kurulması için çalışmalar başlamıştır.
Bu girişimin, sadece inançsal açıdan değil, bölgesel barış ve çok kültürlü yapı açısından da son derece sakıncalı olduğunu belirtmek zorundayız. Bektaşilik, asırlardır devlet kurma, siyasi nüfuz elde etme ya da inancı siyasi aygıtlara dönüştürme gibi bir kaygı gütmemiştir. Bugün bu yönde atılan adımlar, ne bu inancın özüne ne de tarihsel pratiğine uymaktadır.
Öncelikle Arnavutluk’ta ikâmet eden Baba Mondi’nin kendisini Dedebaba ilan etmesi, Bektaşi erkânına göre geçersizdir. Enver Hoca döneminden sonra Arnavutluk’tan Reşat Bardi Baba’ya, Bektaşi camiasının lideri merhum Doç. Dr. Bedri Noyan Dedebaba tarafından İzmir’de halifebabalık verilmiş ve kendisi halifebaba olarak Arnavutluk’a gönderilmiştir. O zaman derviş olan Mondi, Reşat Bardi Halifebaba’dan babalık almıştır.
Reşat Bardi Halifebaba’nın vefatından sonra kimse halifelik erkânı görmediği için Bektaşi erkânına göre Arnavutluk’ta bırakın dedebabayı, halifebaba bile yoktur. Baba Mondi’nin dedebabalığı bir yana; dedebabalığın bir alt mertebesi olan halifebabalık erkânı dahi kendisine uygulanmamıştır. Bu durum inkâr edilmez bir gerçektir. Başka bir söylemle bir yüzbaşının albay olmadan general rütbesi takması kadar abes bir durumla karşı karşıyayız.
Yüzyıllardır devam eden Bektaşilik geleneği ve kurallarına göre merkezimiz bugün Türkiye sınırları içinde yer alan Alevi Ocaklarının da Serçeşmesi olan Hünkar Hacı Bektaş-I Veli Dergahıdır. Türkiye’de bu hiyerarşik sistem, tarih boyunca devam ettiği gibi kesintisiz bir şekilde bugün de devam etmektedir.Bu nedenle Baba Mondi’nin kendisini “Dünya Bektaşilerinin Lideri” ilan etmesi ve siyasi bir yapılanmaya öncülük etmeye kalkışması asla kabul edilemez. Bu iddia, sadece manevi olarak değil, yapısal ve geleneksel açıdan da hükümsüzdür.
Özellikle son dönemlerde Baba Mondi’nin son derece neşeli, samimi bir şekilde kimlerle fotoğraf çektirdiği, kimlerle ilişkilerinin olduğu, asıl kimliğini göstermeye yeterli delildir. Siyasi olarak birileri tarafından, bilinmeyen emperyal baskı ve hesaplarla böyle bir yapılanma kabul edilse ve resmi kimlik kazansa bile bizler için manevi anlamda geçersiz bir girişimdir.Üstelik bu gelişmeler, sadece bir inanç içi mesele olarak değil, Alevi Bektaşilerin yaşadıkları coğrafyalarda içişlerine müdahale anlamı taşıyan yönleriyle de dikkat çekicidir.Bu bağlamda, ne Baba Mondi’nin öne sürdüğü gibi bir “zulüm” veya “baskı” söz konusudur ne de Alevi-Bektaşilerin başka bir coğrafyada kurulacak sözde bir dini yapıya ihtiyaç duyması mümkün değildir. Herkesin kendi ülkesinde özgürce yaşaması ve inancını sürdürmesi bizim için yeterlidir.
Arnavutluk, Kuzey Makedonya, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Yunanistan, Türkiye ve diğer Balkan ülkelerinde yaşayan biz Alevi-Bektaşilerin birbirimiz ile yalnızca manevi bir gönül bağımız vardır. Bu bağ asla maddi veya siyasi bir etkilenmeye dönüşmemiştir ve dönüşmesi de inancımızın özüyle çelişir.
Bektaşilik, Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin ahlak temelli, akılcı, ön yargılardan uzak, bilimsel düşünmeyi esas alan, insanın en yüce değer olduğunu kabul eden İslam’ın tasavvufî bir yorumudur. Yüzyıllar boyunca bu inanca gönül verenler kendi içlerinde manevi ve hiyerarşik bir sistem içinde yaşamaktadır.Bu yol ve erkândaki insanların birbirlerine olan bağları asla maddi değildir, tamamen gönül bağıdır. Bu bağın temelinde sadakat, ahlak, dürüstlük ve kul hakkına saygı vardır.Bir kişinin bu manevi yola girmesi Bektaşi kimliğini kazanması ömür boyu geçerli değildir. Geçerli olması için her sene Bektaşiliğin ahlak ilkelerine uyduğunu, kul hakkı yemediğini, eline-beline-diline, aşına-eşine-işine sahip olduğunu ispat etmesi gerekir. Bu süreç son nefesine kadar devam eder. Kesinti olursa yoldan çıkmış olur ve düşkün sayılır.
Yüzyıllardır kendi ülkesine ve devletine bağlı olan, maddi hiçbir beklentisi olmadan yaşamını sürdüren, gönül bağı ile birbirine bağlı olan bizler için Baba Mondi’nin girişimi yok hükmündedir. Çünkü bu girişim, hem inancımızı siyasileştirmeye hem de inanç birliğini parçalamaya yöneliktir.
İkinci konu ise özellikle Avrupa merkezli olarak oluşan, Aleviliği ve dolayısıyla Bektaşiliği, İslam dışında gösterme çabalarıdır. Bunun kabulü kesinlikle mümkün değildir.Aleviliğin Bektaşiliğin bir koruyucuya asla ihtiyacı yoktur. İnançsal sahiplenmeler masum girişimler görülmekle beraber arkasından gelebilecek siyasal hamlelerin doğmasına vesile olacak şeylerdir.
Bu girişim biz Alevi Bektaşilerin yaşadıkları ülkelerde gelecekte yeni sorunlara muhatap olmasını beraberinde getirecektir. Çünkü “Ali’siz Alevilik” olarak adlandırılan bu proje, emperyal devletlerin Alevilik inancı üzerinden menfaat temin edebilmesi için açtıkları bir tuzaktan ibarettir. Baba Mondi’nin sözde Bektaşi Devleti girişimi, bu uzun vadeli hesapların ayak seslerinden başka bir şey değildir.
Alevilik-Bektaşilik, Anadolu ve Balkan coğrafyasında yayılan İslam’ın ahlak ve irfan temelli bir yorumudur. Kur’ân-ı Kerim kutsal kitabı, Hazret-i Muhammed peygamberi, Hazret-i Ali ise Şah-ı Velayet yani velilerin ilk halkası olarak kabul edilir. Bunun dışındaki iddiaların inançsal, tarihsel veya bilimsel hiçbir dayanağı yoktur. Bu temel inanç kavramları aynı şekilde Bektaşilik için de geçerlidir.
Bu çerçevede, farklı ülkelerdeki inançdaşlarımızla kurduğumuz ilişki sadece inanç ve gönül birliği temelindedir, asla siyasi bir dayatma, ekonomik bir yönlendirme ya da ulusal egemenlikleri tehdit edecek bir yapı taşımaz. Bu hassasiyetimizin tüm kamuoyu tarafından doğru anlaşılması hayati önemdedir.
Dünya kamuoyuna saygı ile arz ederiz.”