Yunanistan Haber

Yunanistan’ın Güney Kıbrıs Politikası İçeriden Eleştirildi

"Yunanistan ve (Güney) Kıbrıs'ta her şeyi ve herkesi kontrol edip izliyor ve şimdi (Güney) Kıbrıs'ı sömürgeleştirmek istiyor gibi görünüyor!"

Yunanlı yazar Dimitris Konstantakopoulos’tan sert analiz: “Yabancıların hizmetindeki liderliklerle savunma olmaz.”

Yunanistan’da son dönemde Güney Kıbrıs’a yönelik askeri hamleler ve Doğu Akdeniz’de artan jeopolitik gerilimler kamuoyunda tartışılmaya devam ederken, Yunanlı yazar Dimitris Konstantakopulos dikkat çekici bir değerlendirmeye imza attı.

Yunanistan’ın geçmişte rafa kaldırdığı “Ortak Savunma Doktrini”ni yeniden gündeme taşımasının arka planını sorgulayan Konstantakopulos, Atina yönetiminin ABD ve İsrail ile geliştirdiği askeri iş birliğini sert ifadelerle eleştirdi.

Güney Kıbrıs’ın yabancı askeri varlıklarla hedef haline getirildiğini savunan yazar, Yunanistan ve Güney Kıbrıs liderliğinin izlediği politikaların bölgeyi daha büyük risklere sürüklediğini ileri sürdü.

Konstantakopulos, kaleme aldığı “Yabancıların Hizmetindeki Liderliklerle Savunma Olmaz” başlıklı yazısında, hem Kıbrıs meselesinin tarihsel arka planına hem de güncel NATO ve Orta Doğu politikalarına atıfta bulunarak çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.

Yunanlı yazar yazısında şunları kaleme aldı:

“Yabancıların hizmetindeki liderliklerle savunma olmaz”

Yunanistan, uzun yıllar önce gömmek için acele ettiği “ortak savunma doktrini”ni, aniden “ölümden diriltmeye” karar verdi. Söylendiğine göre Kıbrıs’ı (Güney) savunmak için iki fırkateyn ve dört uçak gönderecekmiş.

Oysa bu doktrin, Yunanistan ve (Güney) Kıbrıs’ın Türk tehdidine karşı savunulması için oluşturulmuştu. Üçüncü devletlerin, Helenizm dostu güçlere karşı düzenlediği kışkırtılmamış saldırılara yardım etmek için değil.

Elbette o fırkateyn ve uçaklar, çok reklamı yapılan ama görünen o ki epey delik deşik olan “Demir Kubbe”nin bile önlemeyi başaramadığı dronları ve füzeleri durduramaz.

En muhtemel olanı; devletimizi ve silahlı kuvvetlerimizi ABD ve İsrail adına yönetenlerin, Yunan güçlerini savaş sahasına daha yakın bir yere göndermek için fırsat kollamasıdır; olur da “stratejik müttefik” denilen soykırımcı İsrail’in onlara ihtiyacı olur diye.

Kıbrıs meselesinin ve Türkiye’nin istilasının, Annan Planı’nın, hatta belki de Memorandumlardan (Mali Protokoller) arkasında olan o aynı İsrail; Yunanistan ve (Güney) Kıbrıs’ta her şeyi ve herkesi kontrol edip izliyor ve şimdi (Güney) Kıbrıs’ı sömürgeleştirmek istiyor gibi görünüyor!

Böyle müttefiklerin varken düşmana ne hacet?

Zaten gemiler ve uçaklar nereye gidecek? Kıbrıs (Güney) tarafından Amerikan ve İsrail gemilerine tahsis edilmiş olan Florakis Deniz Üssü’ne ve Amerikalılara vermek üzere hazırladıkları Andreas Papandreu Hava Üssü’ne!

Adayı yeniden sömürge yaptılar, yönetenler adayı sattı ve şimdi sonuçlarından titriyorlar. Kıbrıs’ı (Güney) Amerikalılar, İsrailliler, İngilizler ve Fransızlarla doldurdular ve şimdi neden hedef haline geldiklerini anlamak için boş kafalarını kaşıyorlar.

Demir kubbeler ile Kıbrıs’taki (Güney) Yunan gemi ve uçakları, adayı ancak “tahta surların” Atina’yı koruduğu kadar koruyabilir. Kıbrıs’ı (Güney) gerçekten koruyabilecek olan, geçmişte gerçek savunma kalkanını oluşturan ve bugün de oluşturabilecek olan şey; Makarios’un, Lissaridis’in ve haleflerinin onurlu ve çok boyutlu politikasıdır.

Kıbrıs (Güney), Avrupa’nın onurunu tam manasıyla kurtaran İspanya örneğini izleyerek gerçekten ve etkili bir şekilde korunabilir.

Bu politika geçmişte küçücük Lefkoşa’nın (Güney) BM’de kararlar çıkartarak egemenliğini ve bağımsızlığını tescil etmesini sağlamıştı. Bugün ise Yunanistan ile birlikte; Ukrayna’daki NATO savaşına, AB’nin kendi kendine uyguladığı yaptırımlara, Filistinlilerin soykırımına ve BM Şartı ile Uluslararası Hukukun tamamen feshine verilen destekle; çağımızın yeni Hitlerlerine boyun eğerek Kıbrıs (Güney) da tıpkı Yunanistan gibi elinde kalan tüm ahlaki, diplomatik ve siyasi sermayeyi yok etmekte ve kendi kuyusunu kazmaktadır.

Bir devletin güvenliği her şeyden önce siyaset meselesidir, sonra teknik araç ve silah meselesidir. Yunanistan Olimpiyat Oyunlarını güvenli bir şekilde yaptıysa, bu zaten çalışmayan o pahalı C4I sistemini satın aldığı için değil, Filistinliler ve Arap dünyasıyla olan ilişkileri ve yönetenlerin o zamandan beri dört bir yana savurduğu devasa siyasi ve diplomatik sermaye sayesindeydi.

“Her şer de bir hayır vardır” derler

Akrotiri’deki (Ağrotur) darbe, en azından Kıbrıs (Güney) halkını uyandırmış gibi görünüyor; öğrendiğim kadarıyla halk ABD ve İsrail’e karşı öfke kusuyor. Ne yazık ki Kıbrıs (Güney), neredeyse tüm Batılı ülkeler gibi halkın iradesini ifade edecek siyasi öznelere sahip değil. Batı’da ve bazen dışında, herkes; Donald Trump’ı da ağlarına düşüren Epstein imparatorluğu gibi küresel yolsuzluk ve suç şebekelerine karşı korunmasız ve savunmasız görünüyor.

Adada pek çok kişi İngiliz üslerinin olmaması gerektiğini şimdi hatırladı; ancak bunların çoğu geçmişte gitmeleri için hiçbir şey yapmamıştı.

Fakat üs, “İngiliz üssü” olduğu için değil, bir “Devrim Muhafızları” generalinin dolaylı ama net bir şekilde ima ettiği gibi, orada Amerikan kuvvetleri konuşlandığı için vuruldu.

Gerçekten de İngiliz üsleri olmamalıydı. Peki adada Amerikan kuvvetleri olmalı mı ya da Andreas Papandreu Hava Üssü ABD’ye verilmeli mi?

Kıbrıslı (Güney) yetkililer böyle giderse, üssün adını sonunda “Henry Kissinger” koyacaklar, zira şu an onun işini tamamlıyorlar.

İngilizler hakkında haklı olarak bir şeyler söyleyenler, yani aslında Kıbrıs’ın (Güney) sömürge geçmişinden bahseden siyasetçiler; Kıbrıs’ı (Güney) adeta sömürgeleri haline getiren Amerikalılar ve İsrailliler için, yani adanın sömürge geleceği için de bir şeyler söylememeli mi?

Yoksa İngilizleri kovarak adayı, diğer yabancı varlıklardan arınmış bir şekilde İsrail ve ABD’ye teslim etmekten başka bir şey mi istemiyorlar?

Çünkü eğer bir kişi İngiliz sömürgeciliğinin tüm kalıntılarının ortadan kaldırılmasından yanaysa -ki öyle olmalıdır-, neden Amerikan, İsrail ve NATO neokolonyalizminden (yeni sömürgecilik) yana olsun?

Binlerce yıllık tarihinde ilk kez, Nazım Hikmet’in deyimiyle o “Yunan adası” olan Kıbrıs, bir Yahudi ve bir Türk Kıbrıs’ı olarak ikiye bölünme riskiyle karşı karşıya.

Bu durumda Helen nüfusu zamanla küresel bir Diasporaya doğru yola çıkacak ve böylece Siyonist Hareketin kurucusu Theodor Herzl’in öngörüsü ödüllendirilmiş olacaktır.

Not: Bu yazı yazıldığı sırada, ABD’nin sakinlere “insani destek” sağlamak amacıyla Kıbrıs’a (Güney) Amerikan birlikleri konuşlandırmayı talep ettiğini öğrendik. Hem her şeyimizi alıyorlar hem de üstüne bizimle dalga geçiyorlar.

Gerçekte Amerikan birlikleri ve onlara eşlik eden uçaksavarlar, vurulan Amerikan üslerinin yerini almak ve İsrail’i korumak için Kıbrıs’a (Güney) gidecek ve İranlıların baş hedefi haline gelecekler.

Ayrıca, Yunanistan ve Kıbrıs (Güney) liderlerinin Yunan halkını kandırmayı bırakması iyi olur.

Hem Yunanistan hem de Kıbrıs (Güney), ne yazık ki, insanlığa karşı işlenen en büyük suçlardan biri olan Filistin soykırımına, ayrıca İran’a ve şimdi de Lübnan’a yönelik kaba ve kışkırtılmamış saldırıya çeşitli yollarla ve yasadışı olarak yardım etmişlerdir ve etmektedirler.

Gelecekte bunu “yapmayacaklarına” dair söz verdiklerinde zekamızla alay ettiklerini ve rezil olduklarını anlamıyorlar mı?

Şimdi Batı Trakya’dan Kıbrıs’a kadar “tüm Helenizm”i hatırlayan Sayın Miçotakis’e gelince; insan gülmeli mi ağlamalı mı bilemiyor!”

Haberin devamını oku

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu