
“Yunanistan, Türk-Libya Mutabakatı Her Etkinleştirildiğinde Tepki Vermeli”
"Yunanistan genellikle Navarin sendromuyla hareket ediyor: 'Buradayım, beni kurtarın.' Aksine, Türkiye 'Buradayım, kirli işi de yaparım, beni hesaba katın' diyor."
Girit’in Güneyindeki Türk-Libya gelişmeleri endişe yaratıyor. Uzmanlardan Yunanistan’a sürekli uyanıklık çağrısı yapılıyor.
“Yunanistan genellikle Navarin sendromuyla hareket ediyor: ‘Buradayım, beni kurtarın.’ Aksine, Türkiye ‘Buradayım, kirli işi de yaparım, beni hesaba katın’ diyor.”
Girit’in güneyinde Türkiye ile Libya arasındaki işbirliğinin yeniden canlanması, Yunanistan’da endişe yaratıyor. Uluslararası hukuk uzmanları, Atina’nın teyakkuzda kalması ve Türk-Libya mutabakatının her etkinleştirilişinde tepki göstermesi gerektiğine dikkat çekiyor.
Pire Üniversitesi Uluslararası Hukuk Profesörü Petros Liakouras ve Atina Pantion Üniversitesi Doktoru ve Osmanlı Uzmanı Dimitris Stathakopoulos, ERTNews’e verdikleri demeçte, Türkiye ile Libya arasındaki hidrokarbon arama ve sondaj işbirliğinin yeniden ısınmasından duydukları yoğun endişeyi dile getirdiler.
Liakouras: “Yunanistan, Türk-Libya Mutabakatı her etkinleştiğinde tepki vermeli”
Uluslararası Hukuk Profesörü Petros Liakouras, Türk-Libya mutabakatının her etkinleştirilmesinin fiili durumlar yarattığına dikkat çekerek, Yunan tarafının sürekli teyakkuzda kalması gerektiğini vurguladı. Liakouras, “Yunanistan, Türk-Libya mutabakatı her etkinleştirildiğinde tepki vermeli. Başbakanın bunu AB sonuç bildirgesine taşıması doğru bir hareketti” dedi.
Liakouras, Libyalı şirket Lockheed ile Türk şirketi TPAO arasındaki yeni işbirliğine değinerek, bunun “2019 anlaşmasının yeniden canlanması” olduğunu ve doğrudan Girit ile ilgili bölgelerde hidrokarbon arama ve sondajını hedeflediğini belirtti.
Aynı zamanda, Libya’nın deniz bölgelerinin belirlenmesinde Girit’in varlığını göz ardı etme niyetini “endişe verici” olarak nitelendirdi: “Türkiye’nin mantığını takip eden ve Girit’i tamamen görmezden gelen garip bir harita var. Libya’nın çizgisi Girit’in birkaç mil güneyinden geçiyor. Bu çizginin kesin mi yoksa geçici mi olduğu beni endişelendiriyor.”
Enerji şirketlerine özel bir atıfta bulunarak, şirketlerin genellikle devlet itirazlarını göz ardı ettiğini vurguladı: “Şirketler, 2050’de bölgenin artık kendilerini ilgilendirmeyeceğini biliyorlar. Küçük veya büyük devlet itirazlarına bakmaksızın şimdi ilerlemek istiyorlar.” Lübnan ile İsrail arasındaki gibi konularda şirketlerin sorunların çözümüne katkıda bulunduğunu ve Akdeniz’de de benzer “bypasslar” arayabileceklerini ima etti.
Stathakopoulos: “Libya’nın De Facto Organları Hukuki Sonuçlar Doğurur”
Doktor ve hukukçu Dimitris Stathakopoulos ise Libya yönetiminin eylemlerinin hukuki geçerliliğine odaklandı, bu yönetim tartışmalı veya seçilmemiş kabul edilse bile: “Bir hükümetin de facto olması, eylemlerinin otomatik olarak geçersiz olduğu anlamına gelmez. İlgili taraflar veya hukuki menfaati olan vatandaşlar tarafından iptal edilmedikçe aksi takdirde hukuki sonuçları vardır.”
Türk-Libya mutabakatını hangi uluslararası organın iptal edebileceği sorusuna özel bir atıfta bulunarak şunları kaydetti: “Lahey Adalet Divanı mı? Uluslararası Deniz Hukuku Mahkemesi mi? BM veya AB’deki açıklamalar yeterli mi? Esasa bakmalıyız.”
Stathakopoulos, özellikle yabancı devletlerin Türk-Libya sınırlandırmasını tanımaması durumunda Yunan itirazının pratikte işlediğini vurguladı: “Örneğin, Fransız Denizcilik Bakanlığı, gemilerini bölgede yalnızca Yunan MEB’ini tanıdığı konusunda bilgilendiriyor. Bu en güçlü pratik kanıttır.” Sözlerini siyasi-hukuki bir gözlemle tamamladı: “Yunanistan genellikle Navarin sendromuyla hareket ediyor: ‘Buradayım, beni kurtarın.’ Aksine, Türkiye ‘Buradayım, kirli işi de yaparım, beni hesaba katın’ diyor.”