
Yunan Basını: “Yunanistan’da 44 FETÖ Mensubunun Oturum İzni İptal Edildi”
Atina, ulusal güvenlik gerekçesiyle iltica politikalarında sertleşiyor. FETÖ’nün yanı sıra PKK ve DHKP-C bağlantılı kişilerin de oturum izinleri iptal edilirken, yeni başvurular büyük ölçüde reddediliyor.
Atina, ulusal güvenlik gerekçesiyle iltica politikalarında sertleşiyor. FETÖ’nün yanı sıra PKK ve DHKP-C bağlantılı kişilerin de oturum izinleri iptal edilirken, yeni başvurular büyük ölçüde reddediliyor.
Yunanistan, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından ülkeye kaçan ve siyasi sığınma hakkı elde eden FETÖ mensuplarına yönelik politikasında dikkat çekici bir değişikliğe gitti. Yunan makamları, “ulusal güvenlik ve kamu düzenine tehdit” gerekçesiyle 2025 yılı itibarıyla 44 FETÖ mensubunun iltica statüsünü ve oturum izinlerini iptal etti.
Bu sayı, önceki yıllarla kıyaslandığında keskin bir artışa işaret ediyor. 2024 yılında yalnızca 2, 2023’te ise 1 FETÖ mensubu hakkında benzer karar alınmıştı.
Gizli Güvenlik Raporları Esas Alındı
Yunanistan’ın önde gelen gazetelerinden Kathimerini’nin haberine göre, iptal kararları Ağustos–Ekim 2025 döneminde hazırlanan gizli güvenlik ve istihbarat raporlarına dayanıyor. Bu raporların içeriği, ilgili kişiler ve avukatlarıyla paylaşılmıyor. Atina yönetimi, kararların güvenlik ve istihbarat birimlerinin değerlendirmeleri doğrultusunda alındığını vurguluyor.
Haberde, Türkiye tarafından FETÖ/PDY terör örgütü mensubu olarak aranan kişilerin özellikle hedef alındığı belirtiliyor. İptal edilen dosyaların büyük bölümünde ByLock kullanımı, örgütsel hiyerarşi içindeki konum ve 15 Temmuz darbe süreciyle bağlantılı faaliyetler yer alıyor. Bu kişiler arasında eski Türk Silahlı Kuvvetleri ve jandarma mensuplarının bulunması da dikkat çekiyor.
“Sığınma Kalıcı Bir Kalkan Değil”
Yunan basınında bazı FETÖ mensuplarının bireysel anlatılarına yer verilse de, Yunan makamlarının yaklaşımı net:
“Sığınma statüsü, ulusal güvenliği tehdit eden örgüt üyeleri için kalıcı bir kalkan değildir.”
Bu çerçevede Atina yönetimi, Türkiye’den gelen dosyaları artık çok daha sıkı bir güvenlik süzgecinden geçiriyor.
İltica Kabul Oranı Sert Düştü
Yunan Göç Hizmeti Başkanı Marios Kaleas’ın paylaştığı veriler de bu değişimi ortaya koyuyor. Türk vatandaşlarına yönelik iltica kabul oranı 2023’te yüzde 12,2 iken, 2025’te yüzde 1,6’ya kadar geriledi.
Kaleas, “Güvenlik birimleriyle koordinasyon artırıldı. Örgütlü yapılara mensup kişilerin iltica sistemini istismar etmesinin önüne geçildi” ifadelerini kullandı.
PKK ve DHKP-C Dosyaları da İnceleme Altında
Aynı güvenlik politikası kapsamında, PKK ve DHKP-C bağlantılı şahısların oturum izinlerinin de iptal edildiği, yeni iltica başvurularının ise reddedildiği bildiriliyor. Son yıllarda Yunanistan’da artış gösteren Türk suç örgütleri faaliyetleri, cinayetler ve silahlı çatışmaların ardından geniş kapsamlı bir güvenlik taraması başlatıldığı ifade ediliyor.
“Ulusal Güvenlik Tehdidi” Tanımı Öne Çıkıyor
Yunanistan’ın attığı bu adım, FETÖ mensuplarının “sığınmacı” statüsünden “ulusal güvenlik tehdidi” tanımına geçişinin açık bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Atina, iltica sistemini terör örgütleri ve suç şebekeleri için bir arka kapı olmaktan çıkarmayı hedeflerken, FETÖ mensupları ise sınır dışı edilme riskiyle karşı karşıya bulunuyor.
Kathimerinin haberinin tamamı aynen aşağıdaki gibidir:
Mülteciden “ulusal güvenlik tehdidine”

Yunanistan, 2016 darbe girişimi sonrası sığınma alan Türk Gülenistlerin oturum izinlerini iptal ediyor. İçlerinden biri Kathimerini’ye konuştu.
Türkiye kökenli olan ve 2019 yılında Yunanistan’dan siyasi sığınma hakkı alan kişi, o tarihten bu yana yıllardır Yunanistan’da yaşıyordu. Oturum iznini 2022’de yenilemiş, 2025 yazı öncesinde de dosyasını yeniden sunmuştu. Endişeli değildi. Kendisi, eşi ve kızları artık Yunanistan’ı evleri olarak görüyor, tamamen entegre olmuşlardı. İnşaat sektöründe faaliyet gösteren bir şirket kurmuş, devam eden projeleri vardı. Kızları okula gidiyordu; en büyük kızı, yurt dışında önemli dereceler elde eden bir Yunan jimnastik takımında yer alıyordu.
“Üç-dört ay içinde oturum izninin yenileneceğini düşünüyordum. Bunun sıradan bir bürokratik işlem olacağını sanıyordum,” diyen adam, Kathimerini’ye isminin gizli kalması şartıyla konuştu.
Ancak aylar geçti, herhangi bir haber gelmedi. Yedi ay sonra, Kasım ayının başlarında telefon çaldı. Ekranda avukatının adını görünce içgüdüsel olarak balkona çıktı. “Nedense bana kötü bir şey söyleyeceğini hissettim ve ailemi üzmek istemedim,” diye anlatıyor.
Avukatı, kendisine sığınma hakkının iptal edileceğini, ancak konuyu incelediklerini ve itiraz edeceklerini söyledi. Endişelenmemesini istedi.
“İlk başta paniklemedim. Çünkü ‘iptal’ kelimesinin tam olarak ne anlama geldiğini bilmiyordum,” diyor ve gülüyor. Telefonu kapattıktan sonra kelimeyi cep telefonundan çevirdi.
“İşte o an ayağımın altındaki halının çekildiğini hissettim.”
Ne olmuştu?
Avukatları Omphali Migadakis ve Anthimos Sideris ile yaptığı görüşmede, kendisine verilen tek bilginin “ulusal güvenlik tehdidi” olarak değerlendirildiği olduğu söylendi.
“Başınıza ne gelmiş olabilir, aklınıza bir şey geliyor mu?” diye sordular.
“Hayır. Vergilerimi düzenli ödüyorum, yedi yıldır aynı evde oturuyorum. Kiramı ve faturalarımı günü gününe ödüyorum. Tek cezam, yasadışı park nedeniyle aldığım bir ceza; onu da aynı gün ödedim,” diye yanıtladı, durumu hafifletmeye çalışarak.
Ancak avukatları, onu Yunanistan’a geldiği ilk günden beri tanıyan kişiler olarak, yaşadığı stresin farkındaydı.
“Belki Türkiye’den bir şey gönderilmiştir,” dediler.
“Kesinlikle. Ama beni suçladıkları şeyler, zaten bana sığınma hakkı verilmesinin nedenleriydi,” diye yanıtladı.
2025’te 44 Türk için iptal talebi
Resmi belgelere göre, 2025 yılında Yunan makamları ulusal güvenlik ve kamu düzeni gerekçesiyle toplam 44 Türk vatandaşının sığınma statüsünün iptal edilmesini talep etti. Bu sayı son yılların en yükseği oldu.
2024’te aynı gerekçeyle yalnızca 2 Türk’ün, 2023’te ise 1 Türk’ün sığınma hakkı iptal edilmişti.
Kathimerini’nin incelediği üç vakada (bunlardan biri bu haberde konuşan kişi), İltica Servisi, Ağustos–Ekim 2025 tarihli üç gizli belgeye dayanarak uluslararası korumanın iptalini talep ediyor. Bu belgelerin içeriği ilgililere bildirilmedi; yapılan bilgi edinme başvuruları reddedildi.
Bu üç kişinin tamamı, Türkiye’de “yasadışı” ilan edilen Gülen hareketinin mensubu olmakla suçlanıyor ve bu gerekçeyle yıllar önce Yunanistan’dan uluslararası koruma almışlardı.
Bazı yorumlara göre belgelerin tarihleri, Türk mafyası mensupları arasında yaşanan tutuklamalar ve kanlı olaylarla örtüşüyor. Ancak güvenlik kaynakları, sığınma hakkı iptal edilmesi gündemde olan Türkler arasında mafya ya da aşırılıkçı yapılarla ilgisi olmayan kişilerin de bulunduğunu, bazılarının ise belge sahteciliğiyle suçlandığını doğruluyor.
Hikâyesi
Kathimerini’ye konuşan kişi, 2016’daki darbe girişiminden dört gün sonra Türkiye’den ayrıldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik darbe girişiminin ardından Gülen hareketine mensup kişilere yönelik baskının kaçınılmaz olduğunu söylüyor.
Bir iş ortağı onu, daha önce bir inşaat projesi başlattığı Afrika’ya gitmeye ikna etti. Eşiyle görüştüler ve ailesinin şimdilik Türkiye’de kalmasına karar verdiler. Eşi yeni doğum yapmıştı, büyük kızı okula gidiyordu ve siyasi durum son derece belirsizdi.
Yalnız başına yola çıktı. Bir hafta sonra korkuları gerçek oldu.
“Pasaportumun iptal edildiğine ve bir polis merkezine başvurmam gerektiğine dair mesaj aldım,” diyor.
Türkiye’de ailesinin evi defalarca arandı. Hakkında dava açıldı; dava hâlâ sürüyor. Yüz binlerce kişi gibi o da, Gülen hareketine mensup olduğu gerekçesiyle “terörist” olmakla suçlanıyor.
Aylar son derece zordu. Türkiye’de kalan ailesi, akrabalarından bile dışlanan, yoğun baskı altında bir hayat yaşadı. Onları yanına almanın yollarını arıyordu; ancak pasaportları yoktu ve kaçakçılarla yolculuk etmelerinden korkuyordu.
Bir akrabasının Meriç Nehri üzerinden Yunanistan’a geçeceğini öğrenince karar verdi. Ücreti ödedi ve ailesini almak için Atina’ya gitti.
10 Ağustos 2018’de, iki yıl aradan sonra yeniden bir araya geldiler.
“Çok duygusal bir andı. Küçük kızlarım beni sadece ekrandan tanıyordu. Beni gördüklerinde biri sevinçle ‘Baba, senin bacakların varmış’ dedi.”
İlk olarak Patission Caddesi’nde bir eve yerleştiler. Yunanca dersleri aldı, iş bağlantıları kurmaya çalıştı.
“Pratik bir insanım, kolay vazgeçmem. Ama çıkmazı gördüm: Ekonomik krizden yeni çıkan bir ülkede inşaat yoktu, maaşlar düşüktü.”
Başka bir ülkeye gitmeye karar verdiler. Ancak havaalanında geçerli seyahat belgeleri olmadığı için tutuklandı.
“Gözaltı merkezinin kapısı kapandığında duvarların üzerime geldiğini hissettim,” diyor.
“Üç ay sonra insan her şeye alışıyor. Polisler nazikti, okuma fırsatım oldu ve iltica sürecim hızlandı. O dönemde başvurulara mülakat tarihi dört-beş yıl sonrasına veriliyordu.”
Üç ayrı mülakattan geçti, ayrıntılı ifade verdi ve sonunda siyasi sığınma hakkı aldı.
“Bana özgürlüğümü verdiniz,” dediği günü hatırlıyor. Eve döndüğünde eşi en sevdiği yemeği maydanozlu ve soğanlı istavrit hazırlamıştı.
“İlk kez uzun bir aradan sonra kendimi güvende ve mutlu hissettim. Hayat kurabileceğimi düşündüm. Yedi yıl sonra, yine en başa dönmekten korkuyorum.”
Avukatları, Göç ve İltica Bakanlığı’na ilk itiraz dilekçesini sundu; talep reddedildi. Şimdi temyize gidildi. Müvekkillerinin neden kamu düzeni için tehdit sayıldığına dair hâlâ hiçbir bilgi yok. Dosya, Şubat ayı başında komitede görüşülecek.
Bir başka Gülenist dosyası
Sığınma hakkı iptal edilenler arasında, Türk Jandarması’nda görev yapmış eski bir astsubay da bulunuyor. Darbe girişiminden iki hafta sonra, 2016 yazında Gülenist olduğu gerekçesiyle ordudan ihraç edildi. Tutuklandı, mahkûm edildi ve cezası istinaf mahkemesi tarafından 7 yıl 6 aya düşürülünce iki yıl sonra tahliye edildi.
Türkiye’deki iddianamede aleyhine delil olarak, cep telefonunda ByLock uygulamasını kullanmış olması gösteriliyor. Türk makamları bu uygulamayı, “FETÖ/PDY terör örgütü mensuplarının gizli haberleşme aracı” olarak tanımlıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ise Türkiye’yi, bu uygulamanın keyfi biçimde delil olarak kullanılmasından dolayı defalarca mahkûm etti.
Söz konusu astsubay 2020’de Yunanistan’a kaçtı ve siyasi sığınma aldı. Atina Üniversitesi’nde Yunanca kurslarını tamamladı, gıda perakende sektöründe çalıştı. 2024 doğumlu kızlarıyla birlikte Yunanistan’da yaşıyorlar.
“Ulusal güvenliğe tehdit olmadığımı ispatlamam isteniyor; ancak neden tehdit sayıldığımı bilmiyorum. Bu, ispat yükünün keyfi biçimde tersine çevrilmesidir,” diyor.
Yeni başvurular neredeyse onaylanmıyor
Son yıllarda, Türk vatandaşlarının iltica başvurularının ilk aşamada kabul edilme oranı ciddi biçimde düştü. Kathimerini’nin ulaştığı verilere göre, 2023’te başvuruların yüzde 12,2’si kabul edildi. 2025’te bu oran yüzde 1,6’ya geriledi.
Gülenistler, muhalifler ve PKK üyesi olduğu iddia edilen Kürtlerin yanı sıra, son yıllarda Türk mafyasıyla bağlantılı olmakla suçlanan kişilerin de iltica başvurusunda bulunduğu vakalar tespit edildi.
Yunanistan İltica Servisi Başkanı Marios Kaleas, konuyla ilgili olarak şunları söyledi:
“Uluslararası koruma başvurularının incelenmesi sıkılaştırıldı. Güvenlik makamlarıyla yakın iş birliği içinde çalışıyoruz. Amaç, sabıka profili olan kişilerin iltica sistemini kötüye kullanmasının önüne geçmek.”