Yunanistan Haber

Yunan Basını: “İki Yeni Gemi İle Gerilim Artıyor”

"Türkiye'nin zaten Fatih, Yavuz, Kanuni ve Abdullah Hamid Han isimli dört yüzen sondaj gemisi bulunuyor. Yeni alımlarla birlikte Türkiye'nin sondaj filosu daha da güçlenmiş oldu."

Yunan basını Türkiye’nin Libya ile karada ve denizde ilişkilerini yakından takip ediyor. Son olarak basında çıkan haberlerde, “Türkiye’den Libya MEB’inde Sondaj Hamlesi, İki Yeni Gemi ile Gerilim Artıyor” vurgusu yapılıyor.

Haberin içeriğinde şu ifadeler kullanılıyor:

“Türkiye’den Libya MEB’inde Sondaj Hamlesi, İki Yeni Gemi ile Gerilim Artıyor”

“Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon arayışları hız kesmiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hamlesi olarak yorumlanan son gelişmede, Türkiye iki yeni yüzen sondaj gemisi daha satın aldı. Bu hamlenin, Türkiye’nin Libya ile imzaladığı mutabakat zaptının kabulünü sağlamayı ve hatta Yunanistan’ı askeri bir çatışma tehdidiyle karşı karşıya bırakmayı hedeflediği belirtiliyor.

“Mavi Vatan” ideolojisinin basit bir gösteri olmadığını, Ratzel’in “Yaşam Alanı” jeopolitik doktrininin deniz versiyonunun uygulanmasının başlangıcı olduğunu düşünenlerin yanıldığı vurgulanıyor.

Türkiye’nin Yeni Sondaj Gemileri: “West Draco 2014” ve “West Dorado 2015”

Türkiye, Norveçli şirket Norwegian Eldorado Drilling’e ait 2014 yapımı “West Draco” ve 2015 yapımı “West Dorado” adlı iki yüzen sondaj gemisini 245 milyon dolar bedelle satın aldı. Bu gemilerin her biri 12192 metre derinliğe kadar sondaj yapabilme kapasitesine sahip. 200 kişilik mürettebat taşıyabilen gemiler, 228 metre uzunluğa, 42 metre genişliğe ve 59200 DWT taşıma kapasitesine sahip. Türk medyasına göre, bu gemilerden biri Libya’nın Münhasır Ekonomik Bölgesi (MEB) içinde kullanılacak.

Türkiye’nin zaten Fatih, Yavuz, Kanuni ve Abdullah Hamid Han isimli dört yüzen sondaj gemisi bulunuyor. Yeni alımlarla birlikte Türkiye’nin sondaj filosu daha da güçlenmiş oldu.

Erdoğan’ın Türk-Libya Mutabakatını Kabul Ettirme Planı

Türkiye’nin dış politikasındaki öncelikli hedeflerinden biri, Güneydoğu Akdeniz’deki yasa dışı “Mavi Vatan” ideolojisini hayata geçirmek için kilit ülke olarak gördüğü Mısır ile ilişkilerini tamamen normalleştirmek. Erdoğan, bu hedefe ulaşmak için öncelikle Libya’da ekonomik çıkarları paylaştığı İtalya’yı kendi tarafına çekti. “Kazan-kazan” prensibiyle Mısır Cumhurbaşkanı Sisi’ye yanaşarak, Rodos’un doğusundaki ve Kaş-Meis adaları açıklarındaki Yunan MEB’ini çalmayı hedefliyor. Bilindiği üzere Kahire ve Atina, MEB’lerini Rodos’taki Lindos’tan geçen 28. meridyeni doğu sınırı olarak belirlemişti.

Türk Cumhurbaşkanının, Mısır’ı bir arabulucu olarak kullanarak, hatta bu ülkenin tam NATO üyeliğini vaat ederek baştan çıkarmaya çalıştığı düşünülüyor. Aynı zamanda, daha önce düşman konumunda olan ve şu anda yasa dışı Türk-Libya mutabakatının ateşli bir destekçisine dönüşen Hafter’in de rızasını alarak Libya’yı öne sürdüğü belirtiliyor. Tüm bunların Güneydoğu Akdeniz’de karşılıklar karşılığında olduğu, böylece yasa dışı Türk-Libya mutabakatının meşrulaştırılmasının ve Atina-Lefkoşa (Güney)-Kahire ittifakının delinmesinin amaçlandığı ifade ediliyor.

Yunan-Türk Savaşı Riski Artıyor mu?

Yunan-Türk savaşı riskinin, aşağıdaki koşullar nedeniyle önemli ölçüde arttığı düşünülüyor:

PKK-Türkiye Barışı: PKK lideri Öcalan’ın ateşkes ve Türkiye ile barış çağrısına uyum göstermesiyle, Erdoğan’ın önemli bir cepheyi kapatarak askeri güçlerini 2. Ordu’dan Doğu Trakya ve Küçük Asya kıyılarına kaydırabileceği belirtiliyor. Aynı zamanda, Kürt sorununu içeride yatıştırmaya çalıştığı ifade ediliyor.

Ukrayna Savaşı’nın Yaklaşan Sonu: Ukrayna-Avrupa arasındaki anlaşmazlıklara rağmen, Putin ve Trump’ın Ukrayna savaşını sona erdirme konusunda anlaşması, savaşın Rusya Devlet Başkanı’nı tatmin edecek koşullarda biteceği anlamına geliyor. Bu durumun Ege için stratejik önemini yitirmesi demek olduğu belirtiliyor, zira Amerikan askeri yardımı savaş döneminde sakin Ege suları üzerinden Dedeağaç’a ve oradan da Bulgaristan-Romanya üzerinden Ukrayna’ya güvenle ulaşıyordu.

Açık Savaş Cephesinin Olmaması: Ukrayna ve Gazze Şeridi’ndeki savaşların sona ermesi, Avrupa-Orta Doğu’da uzun yıllardır alışılmadık bir şekilde açık bir savaş cephesinin kalmayacağı anlamına geliyor. Orta Doğu’da yeni bir savaş cephesi açılması, Trump’ın ABD’de iktidarda olması durumunda pek olası görünmüyor, zira Tahran-Tel Aviv arasındaki bir savaşın ABD’nin Çin’e karşı Pasifik’e odaklanma planları için bir gerileme olacağı düşünülüyor.

Trump’ın Erdoğan’ı Durdurma İlgisizliği: Trump’ın, Yunanistan-Türkiye arasındaki olası bir askeri çatışmaya doğrudan dahil olarak en kötü senaryoyu engellemeyeceği düşünülüyor. Zira Trump’ın bir işadamı gibi hareket ederek ABD’nin ekonomik çıkarlarına uymayan her şeyden uzak durduğu, uluslararası hukuka göre değil, Filistinlilerin ata topraklarından çıkarılması ve Akdeniz’in ABD adına bir Riviera’ya dönüştürülmesi gibi taslak projelerle de kanıtladığı belirtiliyor.

Türkiye’nin Saldırgan ve Aşırı Silahlı Olması: Son olarak, Türkiye’nin Yunanistan’a yönelik iddialarından geri adım atmadığı, casus belli (savaş nedeni) durumunu koruduğu ve aşırı silahlanmaya devam ettiği vurgulanıyor. Aynı zamanda, Brüksel’in güçlü bir savunma kolu oluşturmasının önümüzdeki dönemde kaçınılmaz olduğu düşünüldüğünden, Türkiye’nin “arka kapıdan” Avrupa askeri çekirdeğine girmeye çalıştığı ifade ediliyor. Böyle bir durumun Yunanistan ve Kıbrıs’ın (Güney) çıkarlarına olmayacağı ve itiraz etmeleri beklendiği, ancak bunun diğer Avrupalılarla ilişkilerinde sürtüşmelere yol açacağı tahmin ediliyor. Bu durumun da AB’nin Türk saldırganlığı karşısında Yunanistan’ın pozisyonlarını desteklemeyi reddetmesine yol açabileceği ve bir Yunan-Türk savaşı durumunda Avrupalıların yardımını sorgulatacağı düşünülüyor.

Yunanistan’ın Tepkisi Nasıl Olmalı?

Yunanistan’ın tepkisinin ikili olması gerektiği, yani hem savunma hem de saldırı niteliği taşıması gerektiği belirtiliyor.

Savunma tepkisi ile kastedilen, Türk hidrokarbon arama hareketlerinin Libya MEB’i içinde yakından takip edilmesi ve Türk sondaj gemisinin Girit’in güneyindeki Yunan MEB’i içinde benzer bir faaliyette bulunması durumunda (ki bu kesin olarak değerlendiriliyor), herhangi bir faaliyeti yasaklayarak derhal askeri tepki gösterilmesi.

Ancak ülkenin saldırı tepkisi de olabileceği, bunun da yüzen bir sondaj gemisi satın alarak ve Deniz Hukuku’na ve “Sevilla Üniversitesi Haritası”na göre Yunan MEB’ine ait deniz alanlarında arama yapmaktan ibaret olacağı ifade ediliyor.”

Haberin devamını oku

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu