
“Türkiye Mavi Vatan’a Yatırım Yapıyor, Yunanistan İse Kendi Çıkarlarını Baltalıyor”
Doğu Akdeniz barut fıçısı: Türkiye ‘Mavi Vatan’a yatırım yapıyor, Yunanistan ise kendi çıkarlarını baltalıyor.
Doğu Akdeniz barut fıçısı: Türkiye ‘Mavi Vatan’a yatırım yapıyor, Yunanistan ise kendi çıkarlarını baltalıyor.
Doğu Akdeniz, sadece enerji kaynaklarının değil, küresel güç mücadelelerinin ve egemenlik iddialarının da merkez üssü haline gelmiş durumda. East London Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Profesörü Vasilis K. Fuskas ve Dr. Elpiniki Karakosta, Hellas Journal için kaleme aldıkları kapsamlı analizde, bölgedeki dengeleri değiştiren kritik gelişmeleri masaya yatırıyor.
Yazarlar, Türkiye’nin “Mavi Vatan” doktrini üzerinden yürüttüğü stratejik hamleleri ve Libya ile olan enerji iş birliğini bir “jeopolitik kuşatma” olarak nitelerken, Atina yönetiminin bu hamleler karşısındaki tutumunu sert bir dille eleştiriyor. Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Lübnan ve Mısır gibi ülkelerle yürüttüğü MEB diplomasisindeki başarısının aksine, Yunanistan’ın “çekingen” kalmasının ve Güney Kıbrıs ile neden hala bir Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) sınırı çizemediğinin arka planını sorgulayan bu analiz, bölgedeki askeri hareketlilikten dev enerji projelerine kadar geniş bir perspektif sunuyor.
İşte Doğu Akdeniz’in “barut fıçısı” olarak nitelendirildiği o analizde öne çıkan başlıklar ve Türkiye’nin bölgedeki oyun kurucu rolüne dair çarpıcı tespitler:
“Doğu Akdeniz Barut Fıçısı: Türkiye “Mavi Vatana” Yatırım Yapıyor, Yunanistan İse Kendi Çıkarlarını Baltalıyor”
“Doğu Akdeniz bir barut fıçısı olmaya devam ediyor: Türkiye, hukuk dışı “Mavi Vatan” teorisine stratejik yatırım yaparken, Yunanistan ve Kıbrıs (GKRY) uluslararası hukuku arkasına almış durumda. Lübnan ile “Kıbrıs Cumhuriyeti” (GKRY) arasında Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) belirlenmesine yönelik son anlaşma, Nikos Hristodulidis başkanlığı için büyük bir başarıdır.
“Kıbrıs Cumhuriyeti” (GKRY), tek başına Türkiye’nin yayılmacı politikasını baypas etmeyi başarmış ve çok yönlü kazançlar elde etmiştir. Aksine Yunanistan, Kıbrıs (GKRY) hükümetinin hem kamuoyuna açık hem de özel olarak sunduğu pek çok öneriye rağmen, Kıbrıs Cumhuriyeti (GKRY) ile MEB sınırlandırması yapmaktan kaçınmaktadır. Tassos Papadopoulos’un Kıbrıs (GKRY) MEB’ini ilan etmesinin üzerinden 40 yıl geçtiğini hatırlatalım. Dahası Yunanistan, AGİT Başkanlığı meselesinde Türkiye’nin peşine takılarak Kıbrıs Cumhuriyeti’nin (GKRY) çıkarlarını sabote etmiştir.
Bu çalışmamız, Doğu Akdeniz ve Ege’nin jeopolitik ve jeostratejik dinamiklerini ana hatlarıyla çizmektedir. Neredeyse tüm büyük oyuncuların, bölgeyi Yunanistan ve Kıbrıs’ın (GKRY) deniz ve hava birliği ekseninde okumanın önemini (en azından potansiyel olarak) kabul etmesine rağmen, Yunanistan’ın bu aktörlerin coğrafi gerçeklerden kopuk düşünmesi ve hareket etmesi için elinden geleni yaptığını göstermektedir. Yunanistan, Kıbrıs (GKRY) topraklarının %37’sini yasadışı bir şekilde işgal eden Türkiye gibi devasa bir kıtasal ve demografik blok karşısında, Kıbrıs (GKRY) ile deniz-hava sınır birliğini tesis edecek net siyasi adımlar atmamaktadır.
Doğu Akdeniz Dairesini Kareye Çevirmek: Denizin de Sınırları Vardır
Eski bir Yunan başbakanının (Aleksis Çipras) iddiasının aksine, denizin sınırları vardır. Kıbrıs Cumhuriyeti (GKRY); Mısır (2003), İsrail (2010) ve Lübnan (2025) ile, Yunanistan ise İtalya (2020) ile Uluslararası Deniz Hukuku (UNCLOS) uyarınca “orta hat” ilkesine dayalı MEB anlaşmaları imzalamıştır. Yunanistan ile Mısır ve Yunanistan ile İsrail arasındaki görüşmeler ise adaların ve kayalıkların etkisi (kıta sahanlığı) üzerine yapılan müzakerelerle devam etmektedir.
Bu durum temel olarak Yunanistan’ın bir MEB’i olduğunu beyan ettiği anlamına gelir. Ancak özellikle Mısır ile yapılan sınırlandırma (Ağustos 2020) hatalıydı; çünkü Türkiye’nin gelecekte Meis (Kastellorizo) kompleksini ve etkisini görmezden gelerek Yunan ve Kıbrıs (GKRY) MEB birleşimine müdahale etmesini engellemek için 26. ve 28. meridyenler arasında değil, 25. ve 30. meridyenler arasında yapılmalıydı.
Kıbrıs Cumhuriyeti (GKRY), büyük doğal gaz keşiflerinden bile önce komşularıyla MEB sınırlandırmasına başlayarak mahir bir diplomasi sergilemiştir. Böylece, Türkiye’nin UNCLOS’u onaylamayı reddeden stratejisine karşı orta hat ilkesine dayalı bir sınırlandırma ağı oluşturmuştur.
Türkiye ise stratejik olarak “Mavi Vatan” teorisine yatırım yapmakta, aynı zamanda bölge devletlerinin imzaladığı MEB anlaşmalarını yok sayan 2019 Türkiye-Libya mutabakatını öne sürmektedir. Bu mutabakata göre Girit, Kaşot, Kerpe ve Rodos adalarının MEB üzerinde çok az etkisi varken, Meis gibi daha küçük adaların hiçbir etkisi yoktur. Yunanistan gibi Mısır, Tunus ve Suriye de BM’ye gönderdikleri notalarla bu mutabakatın egemenlik haklarını ihlal ettiğini defalarca bildirmiş, AB ise bunu resmen “geçersiz” ilan etmiştir.
2025 başında Bingazi’deki Türk Konsolosluğunun açılmasının ardından Türkiye, Libya ile diplomatik ilişkilerini derinleştirmiş ve Temmuz 2025’te madencilik, enerji ve altyapı iş birliği mutabakatı imzalayarak Yunanistan ve Mısır’ın bölgedeki hidrokarbon arama ruhsatlarına meydan okumuştur. 8 Aralık’ta Libya Ulusal Petrol Şirketi (NOC), Türk şirketleriyle iş birliği içinde Sirte havzasında ilk arama sondajını duyurmuştur.
Hidrokarbon Meselesi
Bölgedeki MEB geriliminin fitilini ateşleyen unsur, büyük doğal gaz rezervlerinin keşfidir. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin (GKRY) teyit edilmiş 17-18 tcf rezervi bulunmakta ve yeni araştırmalar 3-9 tcf daha öngörmektedir. Üretimin en erken 2026-2027’de Cronos ve Aphrodite sahalarından başlaması planlanmaktadır. Lefkoşa (GKRY), Türkiye’nin baskılarına rağmen Total, ENI, ExxonMobil, Chevron ve QatarEnergy gibi devleri bölgeye çekmeyi başarmıştır.
Yunanistan ise sismik araştırma ihalelerindeki hantal süreçler ve bazı şirketlerin (Total, Repsol) hükümetlerin isteksizliği nedeniyle çekilmesinin ardından, nihayet Ekim-Kasım 2025’te ExxonMobil ve Chevron’a Girit güneyinde ve İon denizinde ruhsatlar vermiştir. Sismik veriler, toplamda 21-24 tcf (iyimser tahminle 70-90 tcf) potansiyel sunan 40’tan fazla jeolojik yapıya işaret etmektedir.
Doğu Akdeniz Gaz Forumu (EMGF), Türkiye tarafından “Türkiye karşıtı koalisyon” olarak görülmektedir. Burada çelişkili olan durum ABD’nin tavrıdır. Trump yönetimi bir yandan Rus gazına bağımlılığı bitirip Amerikan LNG’sini Avrupa’ya satmak isterken, diğer yandan Türkiye’yi Rusya-Çin ekseninden koparmak için Yunanistan aleyhine tavizler vermektedir. ABD, Ege ve Doğu Akdeniz’de “beşli bir mekanizma” (Yunanistan, Kıbrıs (GKRY), Mısır, Libya ve Türkiye) aracılığıyla ortak yönetimi ve Yunan adalarının kıta sahanlığının kısıtlanmasını dayatmaktadır.
Kablo Meselesi ve Stratejik Rekabet
İsrail-Kıbrıs (GKRY)-Girit-Atina hattını bağlayacak olan “EuroAsia Interconnector” ve Mısır-Kıbrıs (GKRY)-Girit hattı olan “EuroAfrica” projeleri bölgeyi enerji kavşağına dönüştürecektir. Fransa, 2020’den beri Kıbrıs’taki Mari üssüne kalıcı erişim sağlayarak “Task Force Clemenceau” üzerinden MEB koruması üstlenmiştir.
Ayrıca bölge, ABD destekli IMEC (Hindistan-Ortadoğu-Avrupa) koridoru ile Çin’in “Kuşak ve Yol” (BRI) girişimi arasındaki küresel rekabetin merkezindedir. ABD, Çin’in kontrolündeki Pire Limanı’nı (COSCO) bir “Truva Atı” olarak görmekte ve stratejik noktaları Batı kontrolüne geçirmeye çalışmaktadır.
Yunanistan ve Kıbrıs (GKRY) İçin Ortak Strateji Şart
Bu tablo, Doğu Akdeniz’in jeostratejik bir yükselişte olduğunu göstermektedir. Kıbrıs (GKRY) bu fırsatları değerlendirirken, Yunanistan “Türkiye korkusu” ve siyasi sistemindeki çürüme (yolsuzluklar, Tempi kazası skandalları, halkın yoksullaşması) nedeniyle geri kalmaktadır. Yunanistan’ın pasif tutumu ve Kıbrıs (GKRY) ile MEB ilan etmemesi sadece Türkiye’nin işine yaramaktadır.
Çözüm; Yunanistan’ın ataletinden kurtulup haklarını aktif kullanmasıdır:
Kıbrıs (GKRY) meselesinin “işgal ve istila” sorunu olarak tekrar uluslararası gündeme taşınması.
Karasularının derhal 12 mile çıkarılması.
Kıbrıs Cumhuriyeti (GKRY) ile MEB anlaşmasının derhal imzalanması.
Yunanistan-Kıbrıs (GKRY) “Ortak Savunma Doktrini”nin barışı koruyucu bir güç olarak yeniden canlandırılması.
Ancak bu şekilde Yunanistan bölgede hesaba katılması gereken bir güç haline gelebilir ve Türkiye’nin dayatmalarına karşı durabilir.
*Vassilis K. Fouskas, Doğu Londra Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Profesörü. **Elpiniki Karakosta, aynı üniversitede doktora sahibi.