Avrupa | Balkanlar

Türkiye–İsrail–Suudi Arabistan Üçgeni

Peter Germanos, küresel bloklar arasındaki güç savaşında Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’i "kaos alanı" olmaktan çıkarıp "merkezi bir dengeleyici çekirdek" haline getirecek o çarpıcı projeksiyonu yazdı.

Hukukçu ve stratejist Peter Germanos, küresel bloklar arasındaki güç savaşında Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’i “kaos alanı” olmaktan çıkarıp “merkezi bir dengeleyici çekirdek” haline getirecek o çarpıcı projeksiyonu yazdı.

Dünya, klasik Doğu-Batı ayrımının ötesinde, dev ekonomik blokların sertleşen rekabetine sahne olurken; bölgenin kaderini değiştirecek rasyonel bir ittifak önerisi gündeme bomba gibi düştü.

Kamu hürriyetleri ve çatışma yönetimi uzmanı, J.D. unvanlı hukukçu ve yazar Peter Germanos, yayımlanan son makalesinde Türkiye, İsrail ve Suudi Arabistan’ın oluşturacağı bir “soğuk denge” (cold equilibrium) modelini analiz etti.

Germanos’a göre bu üçgen; Çin, Rusya ve Atlantik sistemi arasındaki küresel boşlukta, bölgeyi bir “tampon bölge” ve “ekonomik çekim merkezi” haline getirebilir.

İran’ın bölgedeki rolünü Çin’in stratejik bir aracı olarak tanımlayan Germanos, bu yeni üçgenin tahkim edilmesinin “gri bölgeleri” yeniden yapılandıracağını savunuyor.

İşte Peter Germanos’un o çok konuşulacak analizinin tam metni:

“Türkiye–İsrail–Suudi Arabistan Üçgeni: Küresel Bloklar Arasında Yeni Bir Dengeleyici Çekirdek”

Uluslararası sistem derin bir yapısal dönüşümden geçiyor. Ana fay hattı artık klasik anlamda basit bir Doğu-Batı ayrımı değil; daha ziyade büyük ekonomik ve siyasi bloklar arasındaki bir rekabettir: Atlantik sistemiyle karşı karşıya gelen bir Çin, Afrika’ya doğru genişleyen bir Rusya ve bu ikisi arasında stratejik bir kaygı bölgesine sıkışmış bir Avrupa.

Bu bağlamda; Türkiye-İsrail-Suudi Arabistan üçgeni olarak tanımlanabilecek yapı, Doğu Akdeniz ve Yakın Doğu’da yeni bir bölgesel denge için potansiyel bir çerçeve olarak ortaya çıkıyor. Bu, ideolojik bir ittifak değil; üç sütun üzerine inşa edilmiş, çıkarlara dayalı bir “soğuk denge” (cold equilibrium) tasarımıdır:

Türkiye: Avrupa ve Asya arasındaki kilit coğrafi menteşeyi kontrol eden, demografik ve ekonomik derinliğe sahip, yükselen bir sanayi ve askeri güçtür.

İsrail: Amerikan ve Batı stratejik sistemine organik olarak bağlı, üst düzey bir teknoloji ve güvenlik gücüdür.

Suudi Arabistan: Büyük ölçekli yatırım akışlarının ve bölgesel ekonomik yapılanmanın anahtarlarını elinde tutan merkezi bir finans ve enerji gücüdür.

Kaosa Karşı Rasyonel Tampon

Eğer bu üçgen konsolide edilirse, şu bölgeler arasında ekonomik ve siyasi bir tampon bölge oluşturabilir:

Çin ve Avrupa (tedarik zincirleri, enerji koridorları, teknoloji),

Rusya ve Afrika (madenler, gıda güvenliği, limanlar ve lojistik).

Bu, şu anda kronik istikrarsızlık alanlarına dönüşen “gri bölgeleri” yapılandırma projesidir.

Bu Gerçekten Mümkün mü?

Saf çıkarlar düzeyinde evet. Bu üç devlet ortak bir anlatı, kimlik veya ideolojiyi paylaşmıyor. Ancak tek bir temel gerçeği paylaşıyorlar: Üçü de Çin veya Rusya’nın doğrudan nüfuz alanına girmeyi reddediyor ve pasif birer bağımlı olmak yerine Batı’nın işlevsel ortakları olarak hareket etmeyi tercih ediyor. Bu üçgen resmi bir askeri ittifak gerektirmez; mantığı enerji entegrasyonu, lojistik ortaklıklar ve devasa altyapı yatırımlarına dayanır.

İran ve Çin’in Stratejik Öncü Gücünün Çöküşü

Pratik anlamda İran, Çin’in Orta Doğu’daki en önemli jeopolitik aracı işlevini görmektedir. İran’ın mevcut rolü, Pekin’in tek bir kurşun bile atmasına gerek kalmadan Batı’nın kaynaklarını tüketerek Çin’e hizmet etmektedir. Bu nedenle, İran’ın yaşayacağı herhangi bir stratejik gerileme, Çin’in Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırmak için kullandığı en güçlü aracın çöküşü anlamına gelecektir.

“Büyük Levant” Fırsatı

Bugün Batı’daki çatlaklar gibi görünen durum, aslında bir fırsattır. “Büyük Levant Birliği”, küresel güçlerin savaş alanı olmak yerine; ABD ve Avrupa ile enerji, teknoloji ve yeniden yapılanma alanlarında büyük bir ekonomik ortaklık bölgesine dönüşebilir. Bu, işlevi “savaş” olan bir bölgeden, işlevi “üretim” olan bir bölgeye geçiştir.

Sonuç olarak; Türkiye–İsrail–Suudi Arabistan üçgeni bir emperyal proje değil, rasyonelliğini yitiren bir dünyada rasyonel bir blok oluşturma girişimidir. Tek bir soru baki kalmaktadır: Bölge toplumları, devlet inşa etmek isteyen elitlere mi sahip, yoksa sadece kaosu yönetmek isteyenlere mi?”

PETER GERMANOS KİMDİR?

Peter Germanos, hukuk, kamu hürriyetleri ve jeopolitik strateji alanlarında uluslararası yetkinliğe sahip bir hukukçu ve entelektüeldir.

Hukuki Kariyeri ve J.D. Unvanı

Juris Doctor (Hukuk Doktoru) unvanına sahip olan Germanos, kariyeri boyunca yargı sisteminin en üst kademelerinde görev yapmıştır. Özellikle Lübnan yargı sisteminde Askeri Yargı Hükümet Temsilcisi (Hakim) olarak görev yaptığı dönemde, devlet güvenliği ve hukuk arasındaki dengeyi yönetme konusundaki tecrübesiyle tanınmıştır.

Çatışma ve Liderlik Uzmanı

Akademik ve profesyonel odağı “Çatışma Süreçlerinde Liderlik” (Leadership in Conflict) üzerinedir. Kriz anlarında devlet kurumlarının nasıl yapılandırılması gerektiği ve kamu hürriyetlerinin otorite ile nasıl dengeleneceği konusunda teorik ve pratik çalışmalar yürütmektedir.

Entelektüel Kimliği

Muhafazakar Katolik dünya görüşüne sahip bir düşünür olan Germanos, sadece hukuki metinlerle sınırlı kalmamış; toplumsal analizlerini kurguyla birleştiren çok sayıda roman ve derinlemesine hukuk incelemeleri kaleme almıştır.

Stratejik Yaklaşımı

Germanos, analizlerinde “Realpolitik” (Gerçekçi Siyaset) ekolünü benimser. Kimlikler ve ideolojilerden ziyade; coğrafya, enerji koridorları, finansal akışlar ve rasyonel devlet çıkarları üzerinden projeksiyonlar geliştirir.

Haberin devamını oku

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu