
Pavlos Cimas: “Ankara–Atina Hattında Kaçırılan Fırsatlar”
“Sakin sular” beklenenin aksine diyaloğu kolaylaştırmadı; aksine, tarafları daha da temkinli ve isteksiz hale getirdi."
Yunanistan ile Türkiye arasındaki liderler düzeyindeki temasların neden bir türlü gerçekleşemediğini irdeleyen deneyimli gazeteci Pavlos Cimas, Atina ile Ankara arasında son iki yıldır süren “kontrollü sessizliğin” aslında kaçırılmış bir fırsatlar dönemi olduğunu vurguluyor. Cimas’a göre, “sakin sular” beklenenin aksine diyaloğu kolaylaştırmadı; aksine, tarafları daha da temkinli ve isteksiz hale getirdi.
İki yıl, tek bir somut adım yok
Cimas, Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Aralık 2023’te imzalanan Atina Bildirisi’nden bu yana yüz yüze bir görüşme gerçekleştirememesini dikkat çekici buluyor. “İlişkilerde görece düşük tansiyonun hakim olduğu bu dönem, teorik olarak bir fırsat penceresi yaratmıştı” diyen Cimas, buna rağmen neden en küçük bir ilerleme bile sağlanamadığını sorguluyor.
Gazeteci Cimas, görüşmelerin sürekli ertelenmesini ve Eylül ayında New York’ta son anda iptal edilmesini, yalnızca diplomatik takvim sorunlarıyla açıklamanın mümkün olmadığını belirtiyor.
Ankara’nın öncelikleri başka yerde
Cimas’a göre, Türk tarafının yaklaşımı net:
Türkiye için Yunanistan, dış politikanın merkezinde yer alan bir dosya değil. Suriye sahasındaki riskli hamleler, İsrail’le örtülü rekabet, Gazze’de Trump üzerinden üstlenilmek istenen rol ve İran krizinin olası sonuçları, Ankara’nın gündeminde çok daha üst sıralarda bulunuyor.
Bu nedenle Erdoğan’ın, ne bir kriz çıkararak Yunanistan’ı masaya zorlamak ne de maksimalist taleplerinden geri adım atmak için siyasi sermaye harcamaya istekli olmadığı ifade ediliyor. Cimas, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yumuşama izlenimi veren açıklamalarının, kısa süre sonra Türk Savunma Bakanlığı tarafından “yerleşik pozisyonlar” vurgusuyla dengelendiğini hatırlatıyor.
Atina’da iç siyaset freni
Yunan tarafında ise tablo daha karmaşık ama Cimas’a göre daha anlaşılır.
2024 Şubat’ında Tempe (Tempi) faciasının ikinci yılıyla birlikte sertleşen siyasi iklim ve ardından gelen Avrupa Parlamentosu seçim sonuçları, Başbakan Miçotakis’in manevra alanını ciddi biçimde daralttı.
Cimas’a göre, hem parti içinden hem de “ulusalcı–popülist sağ” kanattan gelen baskılar, Miçotakis’i daha temkinli bir çizgiye itti. 2023’te dile getirilen “tarihi şekillendirme fırsatı” söylemi yerini, Yunan siyasetinin klasik refleksi olan “Türk dosyasına dokunan yanar” anlayışına bıraktı.
Trump faktörü ve zamanın aleyhte işlemesi
Cimas, hem Atina’nın hem Ankara’nın ortak bir endişesine de dikkat çekiyor:
ABD Başkanı Donald Trump’ın bakışlarının yeniden Doğu Akdeniz’e çevrilmesi.
Cimas, Amerikan Büyükelçisinin geçmişte sarf ettiği “iki tuğlayı birleştiren harç” benzetmesini hatırlatarak, Washington’un enerji ve ticari çıkarlar adına iki ülkeyi istemedikleri bir “zoraki uzlaşmaya” itebileceği uyarısında bulunuyor.
Ancak Cimas’a göre asıl tehlike, böyle bir dış müdahale olmasa bile zamanın kendi başına işlemesi. “1973’ten bu yana yaşananlar bize şunu gösterdi” diyen yazar, eğer temel anlaşmazlıklar çözülmeden bırakılırsa, her sakin dönemin geçici olduğunu ve aniden kesintiye uğrayabileceğini vurguluyor.
Sonuç: Kaçırılan fırsatlar, ertelenen yüzleşme
Pavlos Cimas yazısını, zamanın tarafsız olmadığı uyarısıyla tamamlıyor.
Yunan-Türk ilişkilerinin yalnızca ikili bir sorun olarak ele alınamayacağını belirten Cimas, küresel dengelerdeki ani değişimlerin ve üçüncü aktörlerin hesaplarının, bu dosyayı her an yeniden patlayıcı hale getirebileceğini söylüyor.
“Bugün ertelenen randevular,” diyor Cimas,
“yarın çok daha zor koşullarda, çok daha sınırlı seçeneklerle karşımıza çıkabilir.”
