
Lozan’a Sadakat, Barışa Israr: Batı Trakya’dan Sağduyulu Bir Ses
Gazeteciliğim sert bulunabilir. Çünkü hak mücadelesi, süslü cümlelerle değil, gerçekleri eğip bükmeden yazmakla yapılır.
Batı Trakya’da yaşayan Müslüman Türk Azınlık, Lozan Barış Antlaşması ile Yunanistan’a emanet edilmiş bir topluluktur. Bu emanet, ne bir lütuf ne de pazarlık konusudur; uluslararası hukukla, imza altına alınmış bağlayıcı bir sorumluluktur.
Benim kalemim de tam olarak bu sorumluluğun hatırlatıcısıdır.
Gazeteciliğim sert bulunabilir. Çünkü hak mücadelesi, süslü cümlelerle değil, gerçekleri eğip bükmeden yazmakla yapılır. Ancak bu sertlik, hiçbir zaman Yunanistan’a düşmanlık değildir. Aksine, ülkem olan Yunanistan’ın Anayasal Hukuk Devleti kimliğine sadık kalması yönünde yapılan bir uyarıdır.
Lozan’a sadakat, Yunanistan’ın zayıflığı değil; gücünün ve ciddiyetinin göstergesidir.
Yunanistan Benim Ülkemdir, Hukukuna Saygılıyım
Bunu özellikle vurguluyorum:
Ben Yunanistan’ın yasalarına saygılı, vergisini veren, toplumsal barıştan yana bir vatandaşım.
Bu ülkenin istikrarı, güvenliği ve uluslararası itibarı benim de benden sonra gelecek olan nesillerin de geleceğidir.
Ancak şunu da açıkça söylüyorum:
Lozan Antlaşması’nda din temelinde tanınmış azınlık hakları, bugün hâlâ eksiksiz ve eşit biçimde uygulanmak zorundadır. Eğitimden dine, vakıflardan kimlik meselesine kadar Lozan’ın maddeleri tartışmaya açık değildir.
Bu hakları savunmak, “karşı cephe” olmak değil; hukukun yanında durmaktır.
Anavatan Türkiye, Komşu Yunanistan
Türkiye benim anavatanımdır. Yunanistan ise vatanımdır.
Bu iki gerçeği aynı cümlede kurabilmek, bazı çevreleri rahatsız ediyor olabilir. Oysa bu denge, Batı Trakya’nın en büyük teminatıdır.
Bugün çevremiz savaşlarla, krizlerle ve istikrarsızlıklarla çevriliyken, Yunanistan–Türkiye ilişkilerinin gerilmesi, ne Atina’nın ne Ankara’nın ne de Batı Trakya’nın yararınadır.
Bu nedenle Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Başbakan Miçotakis’in görüşmelerini, sonuçları sınırlı da olsa, olumlu ve gerekli buluyorum.
Ön Yargıyla Yazılan Manşetler Gerçeği Gölgeliyor
Yunan basınında daha görüşme yapılmadan “başarısızlık” senaryoları yazmak, gazetecilik değil, siyasi refleksle kalem oynatmaktır.
Diplomasi, bir günde mucize yaratmaz. Ama temassızlık kesin felaket getirir.
Bu görüşmelerin sürmesi, tansiyonun düşük tutulması ve diyalog kanallarının açık kalması, özellikle Batı Trakya gibi hassas bölgeler için hayati önemdedir.
Batı Trakya Azınlığı Sorun Değil, Çözümün Parçasıdır
Bizi bir “güvenlik sorunu” gibi göstermek, ne Yunanistan’a ne de bölge barışına hizmet eder.
Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı, iki ülke arasında köprü olabilecek nadir topluluklardan biridir.
Ama köprü olabilmek için önce eşit yurttaş muamelesi görmek gerekir.
Son Söz
Ben yazmaya devam edeceğim.
Çünkü sustuğumuzda haklar genişlemiyor, daralıyor.
Ama bunu yaparken ne Yunanistan’a sırtımı dönerim ne de Türkiye’yi karşıma alırım.
Erdoğan–Miçotakis görüşmeleri kusursuz olmayabilir.
Ama çabasızlıktan iyidir.
Ve ben, her iki liderin de diyalog yönündeki iradesini, Batı Trakya’dan sorumlu bir yurttaş olarak destekliyorum.
Kalemim serttir; çünkü gerçekler yumuşak değildir.
Ama niyetim nettir: Lozan’a sadakat, eşitlikte ısrar ve barışta kararlılık.
