
“Kim İzole Edilmiş Durumda, Yunanistan Mı, Türkiye Mi?”
“Daha dün, Donald Trump 25 Eylül'de Recep Tayyip Erdoğan'ı Beyaz Saray'da ağırlayacağını duyurdu. Başbakan (Miçotakis), Donald Trump ile yakınlaşmaya çalışsa da ondan izole edilmiş durumda. Belki bir ara bunu başarır. Belki de Tayyip arabuluculuk yapar.”
Naftemporiki gazetesinden Spiros Goutzanis “Kim izole edilmiş durumda, Yunanistan mı, Türkiye mi?” başlıklı bir yazı kaleme aldı.
Yazıda, “Daha dün, Donald Trump 25 Eylül’de Recep Tayyip Erdoğan’ı Beyaz Saray’da ağırlayacağını duyurdu. Başbakan (Miçotakis), Donald Trump ile yakınlaşmaya çalışsa da ondan izole edilmiş durumda. Belki bir ara bunu başarır. Belki de Tayyip arabuluculuk yapar.” İfadeleri dikkat çekiyor.
Yazı aynen şu şekilde:
“Kim İzole Edilmiş Durumda, Yunanistan Mı, Türkiye Mi?”
“Birkaç yıl önce, Yeni Demokrasi’nin altı yıllık iktidarının başlangıcında, iletişim mekanizması ve istekli medya, Yunan kamuoyunu izole edilmiş Türkiye anlatısıyla doldurmuştu.
Bu bağlamda, Ankara’nın F-35 tedarikinden ve F-16’ların modernizasyonu gibi diğer silah sistemlerinden dışlanması da yer alıyordu. Bu izolasyonun tesadüfi değil, Yunan hükümetinin ve özellikle Kiriakos Miçotakis’in akıllı diplomasisinin bir sonucu olduğunu belirtmeye özen gösteriyorlardı. Aynı zamanda, izole edilmiş Türkiye’nin aksine, Yunanistan’ın bölgede bir istikrar faktörü olarak herkesle açık kanallara sahip olduğu vurgulanıyordu.
Daha dün, Donald Trump 25 Eylül’de Recep Tayyip Erdoğan’ı Beyaz Saray’da ağırlayacağını duyurdu ve görüşmelerin ticari ve askeri anlaşmalara odaklanacağını belirtti. Bu anlaşmalar arasında büyük ölçekli Boeing uçakları alımı, büyük bir F-16 anlaşması ve “olumlu sonuçlanması beklenen” F-35 programı müzakerelerinin devamı yer alıyordu.
Uluslararası basını takip edenler, Türkiye’nin İtalya ile savunma sanayii alanında işbirliğini ilerlettiğini görecektir. Benzer şekilde, Türkiye ile büyük sözleşmelerin peşinde olan İspanya ile de işbirliği yapmaktadır. Ankara, Yunan hükümetinin tavrından ve veto uygulayıp uygulamayacağından bağımsız olarak SAFE’ye katılmak için zaten hazırlık yapmış ve konumlanmıştır. Zira Türk sanayileri, kaynakların %35’ine katılarak bu engeli zaten aşmıştır.
Bu haberler, Türkiye’nin izole olmaktan çok uzak olduğunu göstermesinin yanı sıra, AB üyesi olmadan bile Avrupa ekonomisinin yaklaşan militarizasyonuna uyum sağladığını ortaya koymaktadır. Dahası, bu uyum, yıllardır (sadece memorandumlar nedeniyle içine düştüğü zor durumdan dolayı değil) savaş sanayisini, aracıların ve sözde “silah tüccarlarının” yararına olacak şekilde gerileten Yunanistan’dan daha hızlı olmuştur.
Bunlar, Türkiye’nin Avrupa-NATO alanındaki konumuyla ilgili. Daha geniş bir çevrede, Tayyip Erdoğan, Putin ve Zelensky’nin ayrıcalıklı bir muhatabıdır, Suriye ve Libya hükümetlerini kontrol etmektedir ve son olarak da (yakın zamana kadar ölümcül düşmanı olan) Mısır ile ilişkilerini yeniden kurmuş ve ortak askeri tatbikatlar yapacaktır.
Yunanistan ile olan ilişkisine gelince, Kıbrıs (Güney) ile enerji kablosunun döşenmesini engellerken, Atina’dan Dostluk Paktı ile “iyi bir referans” almaktadır. Ancak bu durum, Türkiye’nin, adaların askerden arındırılması meselesini artık resmen gündeme getirerek ve Piri Reis’in çıkışıyla tehdit ederek, meydan okuma seviyesini yükseltmesini engellememektedir.
“Belki de Tayyip (Sayın Cumhurbaşkanı) arabuluculuk yapar”
Yunanistan ise Rusya ile savaş halinde ve Başbakan (Miçotakis), Donald Trump ile yakınlaşmaya çalışsa da ondan izole edilmiş durumda. Belki bir ara bunu başarır. Belki de Tayyip arabuluculuk yapar. Aynı zamanda, Avrupa SAFE’sinden Suriye’ye, Libya’ya ve Mısır’a kadar ortak ilgi alanındaki tüm konularda Türkiye karşısında zemin kaybetmektedir. Hatta Balkanlar’da bile kuşatılma tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Başbakan (Miçotakis), Avrupa için varoluşsal bir tehdit olan Rusya hakkında daha çok, farklılıklarımızla yaşamaya devam edebileceğimizi söylediği Türkiye hakkında ise daha az konuşmaktadır. Ancak farklılıklar, er ya da geç Türkiye baskı yaptığında de jure (hukuki) hale gelebilecek bir de facto (fiili) durum yaratmaktadır.
Geçen hafta Başbakan (Miçotakis) şunları söyledi: “Avrupa savunması, en yüce Avrupa kamu malıdır. Ulusal önceliklerimizin, Avrupa için varoluşsal bir tehdide karşı koymada bir engel teşkil etmesine izin veremeyiz.”
Bu, Türkiye ile olan ilişkilerimiz için ne anlama geliyor? En yüce Avrupa malı uğruna bir geri çekilme mi? Sistem yanlısı bazı köşe yazarları bu görüşü zaten dolaşıma sokmaya başladı bile.
Yunanistan, Erdoğan’ın kamuoyu önünde Türkiye için varoluşsal bir tehdit olduğunu söylediği İsrail ile stratejik ilişkisini sürdürmüştür. Olumsuz olan ise, Gazze’nin dünya çapında canlı yayında yerle bir edilmesinden sonra, BM’nin kullandığı “Soykırım” terimini bile reddeden Yunanistan’ın yumuşak gücünü kaybetmesidir.
Buna rağmen “düşmanımın düşmanı benim dostumdur” ilkesi geçerlidir. Hele ki bu ortak bir varoluşsal tehditse. Ancak bu, ortak düşman karşısında konjonktürel dostun açtığı çatlakları kullanabilecek bir politika izlemeniz koşuluyla geçerlidir. Dostluk paktları, sahadaki geri çekilmeler ve iyi bir atmosferdeki sürekli diyalogla bu çatlakları önemsizleştirip kısmen ortadan kaldırdığınızda değil.”