
Eleftherios Venizelos’un Hayattaki Son Torunu Veda Etti
Yunan tarihine yön veren Venizelos ailesinin doğrudan ikinci kuşak temsilcileri devri resmen kapandı.
Modern Yunanistan’ın kurucusu ve efsanevi lideri Eleftherios Venizelos’un torunlarından hayatta kalan son isim olan, eski Hanya Milletvekili Eleftherios Venizelos, 102 yaşında hayatını kaybetti. Bu vefatla birlikte, Yunan tarihine yön veren Venizelos ailesinin doğrudan ikinci kuşak temsilcileri devri resmen kapandı.
“Son Torun” 102 Yaşında Hayata Gözlerini Yumdu
“Eleftherios K. Venizelos” Ulusal Araştırma ve Çalışma Vakfı tarafından yapılan açıklamada, büyük liderin dört torunundan hayatta kalan son üyenin vefatı derin bir üzüntüyle duyuruldu. Vakıf yönetimi, merhumun sadece bir isim varisi değil, aynı zamanda kurumun “Büyük Hayırseveri” olduğunu vurguladı.
Sürgün Yıllarından Dünya Üniversitelerine
1924 yılında Atina’da doğan Eleftherios, büyük liderin ilk oğlu Kiriakos Venizelos’un çocuğuydu. Hayatı, ailesinin siyasi mirası nedeniyle uluslararası bir çizgide geçti:
Ailesiyle birlikte Fransa ve ABD’de yaşadı. Princeton ve Columbia gibi dünya devi üniversitelerde Siyaset ve Ekonomi eğitimi alarak donanımlı bir şekilde ülkesine döndü.
Dedesiyle aynı adı taşımanın ağırlığını omuzlarında taşıyarak 1952 ve 1956 yıllarında Hanya Milletvekili olarak parlamentoda görev yaptı.
Siyasetten sonra aile işi olan denizciliğe yöneldi. Hayatının sonuna kadar dedesinin fikirlerini yaşatmak amacıyla kurulan vakfın onursal başkanlığını yürüttü.
Venizelos Ailesinin Soy Ağacı
Lili Harami ile evli olan ve bir kız çocuğu bulunan Venizelos, ailenin hayattaki en yaşlı üyesiydi. Kardeşleri Nikitas Venizelos ve Haris Karagianni’nin ardından onun da vefatıyla, Eleftherios Venizelos’un dört torunundan oluşan nesil sona ermiş oldu.
Venizelos’un siyasi kariyeri
1. 1930 Ankara Ziyareti: “Düşmanım Ankara’da”
Venizelos 27 Ekim 1930’da Ankara’ya geldiğinde, sadece 8 yıl önce biten kanlı bir savaşın hatıraları hala çok tazeydi. Ancak karşılanma biçimi ezber bozucuydu:
-
Görkemli Karşılama: Ankara Garı’nda bizzat İsmet İnönü tarafından karşılandı. Şehir Yunan bayraklarıyla donatılmıştı.
-
Atatürk ile Görüşme: Çankaya Köşkü’nde Atatürk ile saatlerce süren görüşmeler yaptı. Rivayete göre, iki lider harita başında değil, Balkanlar’ın ve Avrupa’nın geleceği üzerine felsefi ve siyasi bir vizyon birliği üzerinden anlaştılar.
-
Samimiyet: Venizelos, Türk halkının gösterdiği misafirperverlikten o kadar etkilenmişti ki, Atina’ya döndüğünde “Artık sırtımızda bir hançer hissetmiyoruz” demiştir.
2. Atatürk’ü Nobel’e Aday Göstermesi (12 Ocak 1934)
Venizelos’un Nobel Komitesi’ne gönderdiği mektup, sadece bir nezaket değil, derin bir siyasi analiz içerir. Mektubun orijinali Fransızcadır ve şu çarpıcı noktaları vurgular:
-
Dönüşüm Vurgusu: Venizelos mektubunda, Osmanlı İmparatorluğu’nun teokratik ve çökmüş bir yapıdan, modern ve laik bir devlete nasıl dönüştüğünü hayranlıkla anlatır.
-
Barışın Mimarı: Mektupta Atatürk için şu ifadeleri kullanır:
“Küçük Asya’daki felaketten sonra (Yunanlar için 1922 yenilgisi), Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran ve komşularıyla kalıcı barışı tesis eden kişi odur. Bu, ancak gerçek bir devlet adamının cesaretiyle mümkündü.”
-
Düşmanlıktan Barışa: Venizelos, mektubu “Bu takdirde (ödül verildiği takdirde), iki halk arasındaki yakınlaşmanın ne kadar derin olduğunu dünyaya göstermiş olacağız,” diyerek bitirir.
3. Bu Dostluğun Sonuçları Neler Oldu?
Bu yakınlaşma sadece kağıt üzerinde kalmadı, somut sonuçlar doğurdu:
-
Balkan Antantı: Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında imzalanan bu pakt, İkinci Dünya Savaşı öncesi bölgeyi koruma altına almaya çalıştı.
-
Yunan İç Savaşı ve Kıtlık: İkinci Dünya Savaşı sırasında Yunanistan Nazi işgali altındayken ve halk açlıkla boğuşurken, Türkiye Cumhuriyeti SS Kurtuluş gemisiyle Yunanistan’a tonlarca insani yardım ve gıda göndermiştir. Bu yardımlar, Atatürk ve Venizelos’un kurduğu o şahsi dostluğun bir mirası olarak görülür.
İlginç Bir Detay:
Venizelos 1930’da Ankara’ya geldiğinde, Türk basını ilk başta mesafeli durmuştu. Ancak Atatürk’ün bu dostluğa verdiği önem netleşince, dönemin gazeteleri “Ege’nin iki yakası artık kardeş” manşetleri atmaya başladı.