Yunanistan Haber

Dendias’tan Çok Önemli Türkiye Mesajı! “Erdoğan Neyi Kabul Edip Etmeyeceğimizi Çok İyi Biliyor”

“Cumhurbaşkanı Erdoğan büyük bir tecrübe kazanmıştır ve Yunanistan’ı da iyi tanımaktadır. Bu nedenle Yunanistan’ın neyi kabul edebileceğini ve neyi asla kabul etmeyeceğini çok iyi bildiğinden eminim.”

Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias, OPEN TV’de yayınlanan programında Türkiye–Yunanistan ilişkilerinden “casus belli”ye, diyalog tartışmalarından kara sularına kadar birçok kritik başlıkta çok dikkat çekici açıklamalarda bulundu.

Türkiye’de kendisine yönelik eleştirileri ve “sert isim” suçlamalarını da değerlendiren Dendias, “Yunanistan ne tehdit eder ne talepte bulunur, ancak Uluslararası Hukuk’a yönelik bir provokasyon karşısında sessiz de kalmaz. Konuşmak yetmez, cevap da vermek gerekir. Tehdit karşısında sessiz kalamazsınız. Talep karşısında bunu, sanki dostane bir nezaketmiş gibi, tartışma konusu haline getiremezsiniz.” Diyerek Atina’nın kırmızı çizgilerini net bir dille ortaya koydu.

Dendias’tan Cumhurbaşkanı Erdoğan Değerlendirmesi: “Neyi Kabul Edip Etmeyeceğimizi Çok İyi Biliyor”

Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ilgili değerlendirmelerinde, Türkiye liderinin Yunanistan’ın kırmızı çizgilerini yakından bildiğini vurguladı.

Dendias, Erdoğan’ın uzun yıllardır Türkiye’nin başında bulunduğuna dikkat çekerek, “Cumhurbaşkanı Erdoğan büyük bir tecrübe kazanmıştır ve Yunanistan’ı da iyi tanımaktadır. Bu nedenle Yunanistan’ın neyi kabul edebileceğini ve neyi asla kabul etmeyeceğini çok iyi bildiğinden eminim” ifadelerini kullandı.

Yunan Bakan, Türkiye’de sıkça dile getirilen “casus belli” söylemlerine de değinerek, bu yaklaşımın kabul edilemez olduğunu yineledi. Dendias’a göre, Yunanistan tehdit diliyle masaya oturmaz ve egemenlik haklarını pazarlık konusu yapmaz. Ancak buna rağmen Ankara ile diyalog kanallarının kapatılmadığını vurgulayan Dendias, “Eğer Türk tarafı Uluslararası Hukuk çerçevesinde bir çözüm isterse, Yunanistan ilk elini uzatan ülke olur” dedi.

Erdoğan’ın zaman zaman uzlaşmaya açık bir çizgi gösterebildiğini de ifade eden Dendias, Türkiye’deki tüm söylemlerin tek bir kişiye indirgenmemesi gerektiğini belirterek, “Türkiye’yi bir bütün olarak değerlendirmeliyiz; tüm sorumluluğu yalnızca Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yüklemek doğru olmaz” mesajını verdi.

BİRLİK Gazetesi olarak tüm söyleşiyi eksiksiz harfiyen çevirisini yaparak okuyucularımıza aynen aşağıdaki gibi sunuyoruz:

“Tehdit Altında Diyalog Olmaz, Yunanistan Zayıf Değil”

Gazeteci Nikos Stravelakis:

Sayın Bakan, sizi televizyonlarda beş yılda bir görüyoruz desek abartmış olmayız. Bu yüzden bugün sizi ağırlamak bizim için büyük bir mutluluk. Üstelik çok kritik bir dönemdeyiz; siz şu anda Atina’da İsrailli mevkidaşınız Israel Katz’ı ağırlıyorsunuz. Birazdan bundan da konuşacağız. Yunanistan–İsrail–ABD ve Kıbrıs arasındaki güçlü ittifak hakkında bize söyleyecek çok şeyiniz var.

Ama önce şuradan başlamak istiyorum: Maria Zaharaki her gün İstanbul’dan bize haberler gönderiyor ve siz neredeyse her gün gündemdesiniz. Türkiye’de Dendias “kırmızı bez” gibi görülüyor. Türkiye’de her şeyin sorumlusu olarak sizi gösteriyorlar. Sizi “kötülüğün kaynağı” olarak görüyorlar; Miçotakis ve Gerapetritis’in “uzlaşmasına” izin vermeyen sert isim olduğunuzu söylüyorlar. Onlara göre siz istemiyorsunuz.

Mina Karamitrou:

Bunu kişisel nedenlerle yaptığınızı da söylüyorlar.

Nikos Stravelakis:

Hatta bunu başbakan olmak için yaptığınızı iddia ediyorlar. Yani iç işlerimize de karışıyorlar.

 

Nikos Dendias:

Bütün bunların eleştiriye dayanmadığı ortada.

Nikos Stravelakis:

Ama yine de bunlar oluyor.

 

Nikos Dendias:

Ben her zaman ulusal duruşu ifade ediyorum. Aynı ulusal duruşu Başbakan da ifade ediyor, Dışişleri Bakanı da ifade ediyor. Bugüne kadar bu ülkenin tüm Başbakanları ve tüm Dışişleri Bakanları da aynı ulusal duruşu ifade etti.

Ege’nin karşı tarafından gelen bu tür uyarılara ve tahriklere gelince ve bunu söylerken tüm Türk toplumunu kastetmiyorum; çünkü şahsen Ege’nin karşı yakasında dostlarım var, şunu söylemek isterim: Bizi susturamazlar.

Defalarca söyledim, Yunanistan ne tehdit eder, ne talepte bulunur, ne de revizyonizm ister. Ancak yalnızca Yunanistan’a değil, Uluslararası Hukuk’a yönelik bir provokasyon karşısında sessiz de kalamaz.

Eğer Türk tarafı, hukuk çerçevesi içinde bir çözüm isterse, elbette çözüm bulunabilir ve Yunanistan ilk olarak elini uzatır. Ama bu, güçlü olanın dayatmasıyla değil, Uluslararası Hukuk çerçevesinde olmalıdır.

Zira güçlü olanın dayatması, karşısında zayıf birini varsayar. Biz zayıf değiliz.

 

Nikos Stravelakis:

Türklerin söylediği şu: Ortam iyiyken, siz Meclis’te ya da başka platformlarda sürekli savaş tehdidini hatırlatıyorsunuz, hükümetteki diğer isimlerden daha sert bir tutum alıyorsunuz ve bunu iç politik hesaplarla yapıyorsunuz. Hakan Fidan da bunu söyledi, başka bakanlar da söylüyor. Dolayısıyla iklimi bozduğunuzu iddia ediyorlar.

Ben şunu sormak istiyorum: Size göre bir “günah keçisi” mi arıyorlar? Dendias bir bahane mi? Çünkü bu sadece basın değil, Erdoğan’ın bakanları da bunu söylüyor.

 

Nikos Dendias:

Sayın Stravelakis, öncelikle sizin de belirttiğiniz gibi ben nadiren konuşurum. İkinci olarak, başka bir ülkenin iç işlerine müdahale etmek en hafif ifadeyle alışılmış bir şey değildir.

 

Nikos Stravelakis:

Doğru söylüyorsunuz.

 

Nikos Dendias:

Üçüncüsü, Türkiye’nin de bir iç siyasi hayatı var. Son Economist sayısındaki bir makaleye bakarsanız, Hakan Fidan ve diğer bazı Türk yetkililer, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın olası halefleri arasında anılıyor.

 

Nikos Stravelakis:

Elbette!

 

Nikos Dendias:

Dolayısıyla Yunanistan’a yöneltilen bu söylemin şahsen bana yöneltilmiş olduğunu düşünmüyorum; Hakan Fidan’la kişisel bir meselem yok ülkemize yönelik olduğunu görüyoruz.

 

Nikos Stravelakis:

Evet, ülkeyi ve hükümeti hedef alıyor.

 

Nikos Dendias:

İstersek biz de bunları Türkiye’nin iç siyasetinin bir parçası olarak yorumlayıp geri çevirebiliriz. Ama bunu yapmıyoruz. Neden? Çünkü biz ciddiyiz, kurallara saygı duyuyoruz ve örnek bir tutum sergilemek istiyoruz.

Bir gün Ege’nin karşı tarafında çağdaş, Uluslararası Hukuk’a saygılı, Avrupa’ya ve Batı’ya yakınlaşmak isteyen sesler yükseldiğinde, iletişim kanallarını açık bırakmış olalım diye. Biz bu kanalları kapatmıyoruz, hakaret etmiyoruz.

Tekrar ediyorum: Ne talepte bulunuyoruz, ne revizyonizm istiyoruz, ne de herhangi bir ülkeye savaş tehdidi yöneltiyoruz.

 

Nikos Stravelakis:

Diyalogdan söz ettiğimiz için soruyorum: Başbakan, Şubat ortasında Ankara’da yapılması planlanan Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi toplantısı kapsamında Sayın Erdoğan’la görüşmeye hazırlanıyor. Siz bu görüşmeye katılıyor musunuz?

Bunu sormamın nedeni, Kathimerini gazetesine verdiğiniz son demeç. Orada, diyalog gerekli diyorsunuz ama tehditler ve revizyonizm altında yürütülemez diyorsunuz. Ve bunların sertlik değil, tek ciddi ve gerçekçi tutum olduğunu vurguluyorsunuz. Aksi takdirde Türkiye’nin kendi görüşlerini korkutma yoluyla dayatabileceği yanılgısına kapılabileceğini söylüyorsunuz.

Yani tehdit altındayken masaya oturursak, onlara hediye vermiş oluruz diyorsunuz. Doğru mu anlıyorum?

 

Nikos Dendias:

Sayın Stravelakis, bunu biraz benim söylediğimin ve Dışişleri Bakanı olarak uyguladığımın ötesine taşıyorsunuz.

 

Nikos Stravelakis:

Zaten bunun için buradasınız, en doğru yorumu siz yapın diye.

 

Nikos Dendias:

Evet, çünkü ben Türkiye ile her zaman konuştum. Kameralar önünde dönemin Dışişleri Bakanı Sayın Çavuşoğlu ile yaptığımız açık diyalog da konuşmanın gerekli olduğunu gösterdi.

 

Mina Karamitrou:

Hepimiz hatırlıyoruz.

 

Nikos Stravelakis:

Unutulur mu? Türkler de unutmuyor.

 

Nikos Dendias:

Ama söylediğim şu: Konuşmak yetmez, cevap da vermek gerekir. Tehdit karşısında sessiz kalamazsınız. Talep karşısında bunu, sanki dostane bir nezaketmiş gibi, tartışma konusu haline getiremezsiniz.

 

Nikos Stravelakis:

Yeterince cevap veriyor muyuz?

 

Nikos Dendias:

Eminim ki evet, yeterince cevap veriyoruz. Benim hissiyatım bu yönde.

Biliyorsunuz, bu konularda ülkenin net ulusal çizgileri vardır; partisel çizgiler değil, hükümet çizgileri değil. Ulusal çizgiler vardır. Ve bu çizgileri, uzlaşı ve ortak anlayış çerçevesinde, sürekli tekrar etmemiz gerekir.

Bir şeye kesinlikle izin vermemeliyiz, çünkü bu tehlikelidir. Hem bizim için tehlikelidir, hem de Türkiye için. Türkiye’nin şu yanılsamaya kapılmasına izin vermemeliyiz — bunu Kathimerini’ye verdiğim röportajda da söyledim — bize sessizliği dayatabileceği yanılgısına.

Yani “casus belli”yi sessizce normal bir durum olarak kabul etmeye. Sanki başka bir ülkenin sana karşı “savaş tehdidi” yayımlamasının — hangi gerekçeyle olursa olsun — o kadar da korkunç bir şey değilmiş gibi kabul edilmesine.

Uluslararası Hukuk dışında bir talebe izin vermeye. Örneğin Türk-Libya mutabakatı için “eh, çok da korkunç bir şey değil” demeye. Ya da “Mavi Vatan o kadar da önemli bir mesele değil” demeye. Ya da adalarımızın Türk ya da Asya kıta sahanlığı üzerinde yer aldığı iddiasına “bunun için kalpleri kırmaya değmez” demeye.

Eğer Türkiye’nin, bu tür meseleleri masaya koyarken ilişkilerin iyileşebileceğini düşünmesine izin verirsek, bu çok büyük bir hata olur. Ama bunu yapmayacağız.

 

Nikos Stravelakis:

Yine de sizi dinlerken, sanki biraz daha sert cevap verilmesini istermişsiniz gibi bir his oluşuyor.

 

Nikos Dendias:

Hayır, hayır. Tam tersine, cevap verirken sakinliğin bir erdem olduğunu düşünüyorum. Üslupta sakinlik. Tutumda istikrar. Zaman içinde değişmeyen pozisyonlar.

Ankara’da şu net şekilde anlaşılmalıdır — ve anlaşılıyor —: Birinin politikası başka, diğerinin politikası başka değildir. Eğer beni Dışişleri Bakanı’na karşı, ya da Başbakan’a karşı, ya da başkalarını bana karşı “oynatırlarsa”, Yunanistan’ın tutumunun değişeceğini düşünmemeliler. Böyle bir şey olmayacak.

Tek bir ulusal duruşumuz var ve buna bağlı kalacağız. Biz Yeni Demokrasi olarak buna bağlı kalacağız ama şuna da kesinlikle inanıyorum ki, tüm partiler, tüm Yunan siyasi partileri de aynı duruşu paylaşmaktadır.

 

Mina Karamitrou:

Sayın Bakan, “olup olmayacağını” sormayacağım. Size şunu soracağım: Kara sularımızı ne zaman 12 deniz miline çıkaracağız?

 

Nikos Dendias:

Sayın Karamitrou, öncelikle şunu söyleyeyim: Bunu İyon Denizi’nde yaptık. Bunu biliyorsunuz ve bununla gurur duyuyorum.

 

Mina Karamitrou:

İyon Denizi’nden bahsetmiyorum. Yaptığımız yerlerden bahsetmiyorum.

 

Nikos Dendias:

Bunun benim kişisel eserim olduğunu söylemiyorum ama her hâlükârda benim imzamı taşıyor.

 

Nikos Stravelakis:

Bunu bir açıklamanızla hatırlattınız; dün itibarıyla beş yıl dolduğunu söylediniz.

 

Mina Karamitrou:

Ama ben yaptığınız yerleri sormuyorum.

 

Nikos Dendias:

Anlıyorum. Yunanistan bundan sonra, kara sularını genişletme hakkını yalnızca kendisine saklı tutar. Neden? Çünkü bu, ulusal egemenliğin sert çekirdeğidir.

Bu gezegendeki herhangi bir üniversitede, Uluslararası Hukuk veya Deniz Hukuku alanında ders veren herhangi bir profesöre sorun, size aynısını söyleyecektir.

Bunun ne zaman yapılacağı ise bir ulusal çıkar değerlendirmesidir. Bu, tüm Hükümeti ve isterseniz tüm siyasi sistemi ve Yunan toplumunu ilgilendirir. Ben yarın mı, öbür gün mü, dün mü yapılacağını söyleyecek kişi değilim.

 

Mina Karamitrou:

Ama yakınız mı, uzağında mıyız Sayın Bakan?

 

Nikos Dendias:

Bu büyük bir stratejik tercihtir. Ama bu bir egemenlik hakkıdır. Tek taraflı bir haktır.

 

Nikos Stravelakis:

Sayın Bakan, Dışişleri Bakanı Sayın Gerapetritis bunu geçen Perşembe–Cuma Meclis’te söylediği anda, Türkler hemen çıkıp “aa, durun, casus belli var, unutmayın” dediler. Bu geçerli.

Dün de Türk ana muhalefet partisinin bir genel başkan yardımcısı bunu tekrar söyledi. Şunu demek istiyorum: Türkler, Başbakan’ı beklerken bile “casus belli”yi hatırlatmayı ihmal etmiyorlar.

Bu, sizin sürekli hatırlattığınız bir konu ve bunu dile getirdiğinizde size “sert” diyorlar.

 

Nikos Dendias:

Bunu söylediğiniz için teşekkür ederim. Tekrar ettiğiniz bu nokta, Sayın Stravelakis, son derece faydalıdır. Yunan toplumu için çok faydalıdır ve nedenini açıklayayım.

Yunan toplumunda birçok kişi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı sert biri olarak görür ve Türk muhalefetini daha demokratik, daha sempatik ve Uluslararası Hukuk’a daha yakın görüşlere sahip zanneder.

Türk muhalefetinin bu tür açıklamaları, aslında birçok konuda Türk muhalefetinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan daha kötü olduğunu göstermektedir.

 

Nikos Stravelakis:

Kemalist muhalefet, evet.

 

Nikos Dendias:

Çünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan, bazı konularda, bana şunu düşündüren bir çizgi izlemiştir: belirli şartlar ve koşullar altında, Yunan–Türk ihtilafının çözülmesini isteyebilir.

Dolayısıyla Türkiye’yi bir bütün olarak gözlemlemeliyiz; tüm sorumluluğu sadece Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yüklememeliyiz.

 

Nikos Stravelakis:

“Casus belli”den söz etmişken, bu, iki eski Başbakan — Karamanlis ve Samaras — tarafından sıkça dile getirilen temel bir argüman.

Onlara göre, “casus belli” olduğu sürece konuşmamak gerekir ya da konuşursak Türkiye’ye “iyi çocuk” gibi görünme fırsatı vermiş oluruz. Buna ne diyorsunuz?

Çünkü çok iyi biliyorsunuz, bu müdahaleler oldukça sık. Sayın Samaras artık Yeni Demokrasi’de değil ama eski Başbakan. Sayın Karamanlis ise hâlâ etkili bir figür.

 

Nikos Dendias:

Bildiğiniz gibi her ikisine de saygı duyuyorum. Ve her ikisine de Bakan olarak hizmet ettim.

 

Nikos Stravelakis:

Bu yüzden soruyorum zaten.

 

Nikos Dendias:

Görüşlerine sonsuz saygım var ve gizlemiyorum, her ikisiyle de konuşuyorum. Onların söylediklerini yorumlayacak kişi ben değilim.

 

Nikos Stravelakis:

Sayın Samaras, Yeni Demokrasi dışında olmasına rağmen hâlâ konuşuyor musunuz?

 

Nikos Dendias:

Elbette konuşuyorum. Geçen gün, isim günü vesilesiyle kendisiyle görüştüm. Elbette mevcut yas durumuna tam saygı göstererek.

 

Nikos Stravelakis:

Bu söyledikleriniz ilginç.

 

Nikos Dendias:

Ben Sayın Samaras’ın Bakanıydım, Sayın Stravelakis.

 

Mina Karamitrou:

Ama biz sosyal ilişkilerden bahsetmiyorduk, Sayın Bakan.

 

Nikos Stravelakis:

Cumhurbaşkanı Sayın Tasulas’ın girişimini gördüm. Eski Başbakanları bir araya çağırıyor. Karamanlis’i çağırdı, programa Papandreu girdi, Tsipras, Samaras… Bir ulusal birlik havası yaratmak için. Sadece bunu not düşmek istedim, buyurun devam edin.

 

Nikos Dendias:

Her hâlükârda, Sayın Stravelakis, ister adı Sayın Karamanlis olsun, ister başka bir isim olsun, hizmet ettiğim Başbakanla konuşmayacak olan ben değilim…

 

Nikos Stravelakis:

Aksine, ben sadece bunu sizden duymak istedim.

 

Nikos Dendias:

İster adı Antonis Samaras olsun, ister Kyriakos Miçotakis.

Bundan sonra “casus belli” meselesine geliyorum. Bana göre doğru yaklaşım — ve bunun ifade edildiğini düşünüyorum — şudur: “Casus belli”yi, Türkiye ile yapılacak herhangi bir görüşmede, karar alma sürecinde ya da uzlaşma zemini olarak kabul edilebilir bir unsur gibi ele alamayız.

Yani masaya oturduğumuzda Türkiye’nin bize şunu söylemesini kabul edemeyiz: “Ben sana karşı savaş tehdidi yayımladım, bu yüzden sen kara sularını genişletmeyeceksin.”

Birincisi, bu konuyu tartışamayız. Belki bilgilendirme yapabiliriz, belki gerekçemizi açıklayabiliriz, ama Türkiye ile bu konuda müzakere edemeyiz.

Uluslararası Hukuk neyi öngörüyor? Kara sularının 12 deniz miline kadar olabileceğini öngörüyor. “12 deniz miline kadar” ifadesi, ilgili maddede aynen bu şekilde yer alır.

Ama bunu, her devletin egemenliğinin sert çekirdeği olan bir hak olarak öngörür.

Biz de Türkiye’den, kara sularının altı mı, yedi mi, on iki mi, dört mü olacağı konusunda bizimle müzakere etmesini isteyemeyiz.

 

Nikos Stravelakis:

Ama Fidan kısa süre önce şunu söyledi: “Sizde altı mil var, on ikiye çıkmak istiyorsunuz, gelin ortada buluşalım, dokuz mil olsun.”

 

Nikos Dendias:

Bunu onunla tartışamayız. Tartışamayız, çünkü bu bizim egemenlik hakkımızdır.

Ne kadar iyi niyetli, ne kadar sempatik olursa olsun, hiç kimse Türkiye ile oturup “şu kadar milde anlaşalım” diyemez.

Bilgilendirme yapılabilir, karşı tarafın düşünceleri dinlenebilir, ama müzakere edilemez. Bu nedenle de tarihsel olarak hiçbir zaman müzakere konusu olmamıştır. Diplomatik görüşmelerde bu şekilde masaya getirilemez.

 

Nikos Stravelakis:

Bu çok net bir mesaj.

 

Mina Karamitrou:

Bunu burada bırakıp geçtik ama ben ısrar edeceğim.

 

Nikos Dendias:

Lütfen, ısrar edin.

 

Mina Karamitrou:

İki eski Başbakan konusuna biraz daha değinmek istiyorum. Çünkü ikisi de — üstelik Yeni Demokrasi’den — çıkıp “yatıştırma politikası”, “garip durumlar” gibi ifadeler kullandığında, üstelik bu iki eski Başbakandan biri, Sayın Samaras, bu söylemleri nedeniyle Yeni Demokrasi dışında kaldığında…

Ben bir vatandaş olarak, Türkiye konusunda iki eski Başbakanın “alarm zilleri” çaldığını görüyorum ve bunu görmezden gelemem.

O halde soruyorum: Nasıl oluyor da birdenbire iki eski Başbakan aynı anda uyarı yapmaya başlıyor?

 

Nikos Dendias:

Sayın Karamitrou, bir dakika beni dinleyin lütfen. Ben Antonis Samaras’ı savunacak kişi değilim. Çok basit bir nedenle: Antonis Samaras’ın benim savunmama ihtiyacı yok. Kendini fazlasıyla savunabilecek biridir.

Kendisi Dışişleri Bakanlığı yapmıştır, ülkenin en zor dönemlerinde Başbakanlık yapmıştır, ülkeyi euroda tutmuştur. Bunlar unutulacak şeyler değildir.

Benim ifade ettiğim şey, zamana yayılan ulusal çizgidir. Bizim her zaman izlediğimiz çizgidir. Benim Dışişleri Bakanlığım döneminde de, karşı tarafa “casus belli”nin kabul edilemez olduğunu her zaman söyledik.

Bunu dile getiriyoruz. Hiçbir Yunan Bakan bunu dile getirmemezlik edemez.

 

Nikos Stravelakis:

Haklısınız. Şimdi Amerikalıların rolüne geçelim Sayın Bakan.

Son dönemde oldukça aktif olan Kimberly Guilfoyle’un son röportajını gördük. Daha önce Kathimerini aracılığıyla Ankara’daki ABD Büyükelçisi Sayın Barrack’ın verdiği mesajı yineledi.

Mesajın özü şu: “Anlaşın.”

Amerikalıların, Ege’de “sakin sular”, “durgun sular” istedikleri ve bu nedenle bize “anlaşın” diyecekleri yönünde bir rol oynadıklarından endişe ediyor musunuz?

Ama neyin üzerinde anlaşacağız? Biz aynı değiliz.

Biz uluslararası anlaşmaları harfiyen uyguluyoruz, karşı taraf ise tam tersini yapıyor. Eğer iki taraf aynı değilse, “anlaşın” demelerini değil, “yaramaz” olan komşunun kulağını çekmelerini beklerdim.

 

Nikos Dendias:

Birinin etkili olabilmesi için — burada ABD’yi ya da rol almak isteyen başka bir ülkeyi kastediyorum — bazı şeyleri diplomatik bir incelikle yapması gerekir.

ABD artık bu bölgede bunu yapacak kadar deneyimlidir.

ABD, Yunanistan’ın nereye kadar gidebileceğini ve neyi asla kabul etmeyeceğini çok iyi biliyor.

Ayrıca Uluslararası Hukuk’u da çok iyi biliyorlar.

ABD, UNCLOS’u imzalamadı çünkü o dönemde Kongre tarafından onaylanmamıştı; ancak UNCLOS’u tam anlamıyla kabul etmektedir.

Dolayısıyla Yunanistan’ın Deniz Hukuku’na bakış açısı ile ABD’nin bakış açısı aynıdır.

ABD’nin Çin’i Güney Çin Denizi’ndeki uygulamaları nedeniyle eleştirmesinin nedeni de aynıdır: Uluslararası Hukuk. Ve bu, bizim yorumladığımız şekliyle Uluslararası Hukuk’tur.

Bu gezegendeki ülkelerin neredeyse tamamı — çok az istisna dışında, maalesef Türkiye de bu istisnalardan biridir — aynı yorumu paylaşmaktadır.

Dolayısıyla ABD neyin mümkün olup neyin mümkün olmadığını çok iyi biliyor.

Elbette Washington açısından bakıldığında, Ege ve Doğu Akdeniz’de bir istikrarsızlık, ABD’nin isteyeceği son şeydir.

Ama Yunanistan da istikrarsızlık istemiyor.

Bizim istediğimiz tek şey, Uluslararası Hukuk’un izin verdiği ve emrettiği düzendir. Bu ortak bir zemindir.

 

Nikos Stravelakis:

Şu anda dünya adeta keşfedilmemiş sulara giriyor. Trump’ın ülkeler satın almak istemesi, başka ülkelere bayrak dikmek istemesi gibi…

Akşam yatmadan önce hayalini kurmadığı bir ülkeyle sabah uyanıyor.

Uluslararası anlaşmaları yırtıp atan bu Trump, Erdoğan için kötü bir örnek olabilir mi? Aralarında doğrudan bir iletişim hattı varken, bu durum bizim bölgemiz için de bir tehdit oluşturabilir mi?

Bunu dünya basınında giderek daha sık okuyorum. “Trump modeli”nin çok tehlikeli kapılar açtığı söyleniyor.

Bizim de birçok kişinin “küçük Trump” dediği bir komşumuz varken, bu bir risk kaynağı olabilir mi?

 

Nikos Dendias:

Şunu söyleyeyim: Cumhurbaşkanı Erdoğan, ister Başbakan ister Cumhurbaşkanı olarak, bu büyük komşu ülkenin başında uzun yıllardır bulunuyor.

Büyük bir tecrübe kazanmıştır ve bizi de iyi tanımaktadır.

Bu nedenle, Yunanistan’ın neyi kabul edebileceğini ve neyi asla kabul etmeyeceğini çok iyi bildiğinden eminim.

Gerçekliği kavrayarak hareket edeceğinden de eminim.

Daha önce de söyledim: Yunanistan ne Türkiye’yi tehdit eder, ne Türkiye’den bir şey talep eder, ne de Türkiye’yi ilgilendiren anlaşmaların revize edilmesini ister.

Ama kabul etmeyeceği şeyleri de asla kabullenmez.

Ayrıca çok büyük bir çaba içindeyiz. Buna “Gündem 2030” adını verdik.

Her zaman ifade ettiğim şey ulusal duruştur.

Defalarca söyledim: Yunanistan ne tehdit eder, ne talepte bulunur, ne de revizyonizm ister; ancak yalnızca Yunanistan’a değil, Uluslararası Hukuk’a yönelik bir provokasyon karşısında sessiz de kalamaz.

Türk tarafı, Uluslararası Hukuk çerçevesinde Yunan–Türk ihtilafına bir çözüm bulmak isterse, elbette çözüm bulunabilir.

Yunanistan bu konuda ilk elini uzatan ülke olur.

Ama bu, “güçlünün dayatmasıyla” olmaz.

Zira güçlünün dayatması, karşısında zayıf birini varsayar.

Biz zayıf değiliz.

“Kimon” Fırkateyni semboliktir.

Ama Silahlı Kuvvetler’deki değişim çok daha derindir.

Silahlı Kuvvetleri; yalnızca silah sistemleri ve personelden oluşan bir yapıdan, bilgi üreten, bilgiyi işleyen ve tehdidi caydıran bir mekanizmaya dönüştürüyoruz.

Bu bir “devrimdir”.

Hükümet dönemimizin son yılında, bu devrimin ne kadar büyük olduğunu Yunan toplumuna anlatmaya çalışacağım.

Bunu Yeni Demokrasi’ye oy kazandırmak için değil, bu devrimin seçimlerden sonra da devam edebilmesi için yapıyorum.

Çünkü bu programın adı “2030” ve 2030’a kadar gitmemiz gerekiyor.”

Haberin devamını oku

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu