
Bozay’ın Konuşması Yunan Basınını Rahatsız Etmiş
Dışişleri Bakan Yardımcısı Mehmet Kemal Bozay’ın konuşması Yunan basınında geniş yer buldu ve yapılan haberlerde Bakan Yardımcısı Bozay’ın tahrik edici davranışta bulunduğunu ileri sürerek okuyucularıyla paylaştı.
Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Avrupa Birliği (AB) Başkanı Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay, Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyi’nin 58. Oturumu’nun açılışında çevrim içi yaptığı konuşmada, Batı Trakya Türk Azınlığı hakkında konuştu.
Avrupa Birliği Başkanı Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay konuşmasında, Batı Trakya’daki Türk azınlığının ve 12 Ada’da yaşayan Türk kökenli Yunan vatandaşlarının en temel hak ve özgürlüklerinin ciddi şekilde ihlal edildiğini kaydetti. Bozay, BM İnsan Hakları Konseyine, buradaki Türklerin etnik kimlikleri ve haklarının Yunanistan tarafından gerektiği gibi saygı görmesini sağlamak için harekete geçmesi çağrısında bulundu.
Dışişleri Bakan Yardımcısı Mehmet Kemal Bozay’ın konuşması Yunan basınında geniş yer buldu ve yapılan haberlerde Bakan Yardımcısı Bozay’ın tahrik edici davranışta bulunduğunu ileri sürerek okuyucularıyla paylaştı.
Yapılan haberlerde özetle şu ifadelere yer verildi:

“Türk Dışişleri Bakan Yardımcısı tahrik ediyor: Trakya’da “Türk Azınlık”tan, Oniki Adalar’da ise “Türk vatandaşları”ndan söz ediyor; bunların hak ve özgürlükleri ihlal ediliyor.
Mehmet Kemal Bozay, BM’nin Yunanistan’da “Türklerin” “ulusal kimliğine” ve haklarına saygı gösterilmesini sağlamak için harekete geçmesi çağrısında bulundu.
Türkiye, Trakya’daki “Türk azınlığın” ve Oniki Adalar’daki “Türk kökenli vatandaşların” hakları konusunu BM’de gündeme getirdi. Hatta Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’nin Yunanistan tarafından “Türklerin” “ulusal kimliğine” ve haklarına saygı gösterilmesini sağlamak için harekete geçmesi çağrısında bulundu.
Türkiye Dışişleri Bakan Yardımcısı konuşmasında Kıbrıs sorununa da değinerek, “Kıbrıs Türk halkının” 1963’ten bu yana silah tehdidi altında egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü gibi doğal haklarından mahrum bırakıldığını savundu. Ayrıca bu sistematik ihlalin, “insanlık dışı ambargonun” ve “Kıbrıslı Türklere yönelik haksız izolasyonun” son bulmasını istedi.
Bozay, BM İnsan Hakları Konseyi kürsüsünden uluslararası topluma, “Kıbrıs Türk halkının doğal haklarının” tanınması çağrısında bile bulundu.
Bu müdahale, Mart ayında Kıbrıs Sorunu ile ilgili Genişletilmiş Konferans’ın toplanması göz önüne alındığında özel bir önem taşımaktadır.
Türk tarafı, görüşmelerin yeniden başlaması için egemen eşitlik ve eşit uluslararası statünün tanınmasını, bunun da sözde devletin (KKTC) dolaylı olarak tanınması ve iki devletli çözümün başlatılmasına yol açmasını şart koşmuştur.”
Yunan basınında yer alan bu haberin altına yapılan yorumlar ise şu şekilde:
Periklis Georgiou
26.02.2025, 06:24
“Ben başka tarih okudum. 1821’den başlayayım, Mora ve Rumeli’nin yarısı kurtarıldığında iç savaş başlamıştı. Özgür kalan tek şehir Nafplion oldu. Kioutachis ve Bra’imis, Güney Yunanistan’ı ve Mora’yı ele geçirdiler. Navarin Deniz Muharebesi olmasaydı devrim sona ererdi. 1897’de Türkler Thiva’ya kadar yürüdüler ve yine lanetlediklerimizi geri çevirdiler. 1922 için ne söylerlerse söylesinler, babaannemin ağıtları benim için unutulmaz kalacaktır.
Büyükbabam ve büyükannem Küçük Asya’dan (Anadolu) gelen göçmenlerdi. Helenizmin en büyük yenilgisi, daha önce hiç böylesine bir köklerinden koparılma yaşanmamıştı. Alman yanlısı krallığı yeniden kurduk, İngiliz-Fransızlar bizi kaderimize terk etti.
Kemal’i kimin desteklediğini merak edenlerin Ankara’daki Demokrasi Anıtı’nda kimlerin heykellerinin bulunduğuna bakmaları yeterlidir. Ne İngilizlerin ne de Fransızların.
1940’lı yıllardan ve II. Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sonra bütün halklar vatanlarını yeniden inşa etmek için kolları sıvadı. Biz ise birbirimizi öldürmeye başladık. Ne yazık ki bu gerçekleri giderek daha az duyuyoruz.
Albaylar Cuntası hakkında ne söyleyebiliriz ki? Albayların diktatörlüğünü yıkmak için ayağa kalktık ve ayaktakımının, sopanın ve yalamaların diktatörlüğünü dayattık. Bizi bu duruma getirme gücünü, onurdan, yaratılıştan ve pratik ilerlemeden nefret edenlere verdik. Hepimizin, özellikle de halkın bir sorumluluğu var. Bize hakikatleri söyleyen sesler vardı, bizim sadece dalkavukluklara kulaklarımız vardı.
Çünkü son 40 yıldır Türkiye’ye birçok kez gittim ve size temin ederim ki orada tam tersi oluyor. Çalışıyorlar, yaratıyorlar, üretiyorlar. Her geçen gün bilgi satın alıyorlar. Bizim askeri sanayimizin gelişmiş olduğu dönemlerde onlar sadece sapan üretiyorlardı. Şimdi ise tam tersi oluyor.
Her şeyini satmış neslin, bugünün emeklilerinin bana, “Onlarda demokrasi yok.” “Bir padişah tarafından yönetiliyorlar”, “bazıları yoksulluk içinde yaşıyor,” vs. diyeceklerini biliyorum.
Yalan değil, tıpkı ülkelerinin sanayileştiğinin yalan olmadığı gibi. Büyük projeler yapılıyor, yollar, köprüler vs. Biz yeni İstanbul Havalimanı’na layık olmayı aklımızdan bile geçirmiyoruz.
Kamu yönetiminin birçok günahı ortaya çıktıktan sonra, depremden sonra neden tekrar seçtiklerini (Cumhurbaşkanı Erdoğan) biliyor musunuz?
Artık uyanalım, Türkiye seviye değiştirdi. Sultan onlara kaybettikleri onurlarını, Osmanlı İmparatorluğu’nun torunları olma gururunu geri verdi ve onu yeniden inşa etmeyi düşünüyorlar.”
Cevap
@Periklis Georgiou
26.02.2025, 06:44
“Neredeyse her şeyi söyledin. Karşıda çok dinamik bir gençlik topluluğu var, burada ise hayatta kalmaya çalışan orta yaşlı insanlar ve çok korkmuş bir gençlik var.
Hiçbir şey üretmiyoruz. Bugüne kadar bizi ayakta tutan şey – kulağa tuhaf gelebilir ama – 1974’ten sonra Türklerden daha fazla sonuca ulaşan diplomasimiz var ve Ege’ye kumanda eden bir Hava Kuvvetlerimiz mevcut.
10 milyonluk bir ülke olarak, 5 kat daha büyük bir ekonomiye, devasa bir orduya, genç bir nüfusa sahip, 83 milyonluk bir ülkeye halen direniyor ve tutuyoruz.”
