Batı TrakyaBatı Trakya HaberEditörün Yazıları

Batı Trakya’da Türk Azınlığın Sesini “Üslup” Paravanıyla Susturma Çabası Beyhude!

Eğer haksızlığa karşı çıkmak, Yunan devletinin atanmışlarını değil, Türk Azınlık insanının seçmiş olduğu Müftüleri savunmak ve 'kral çıplak' demek suçsa, biz bu suçu azınlığımız adına gururla işlemeye devam edeceğiz.

Batı Trakya Türk Azınlığı’nın varlık mücadelesi verdiği kritik süreçlerde, basının görevi statükoyu korumak değil, toplumun gasp edilen haklarını yüksek sesle haykırmaktır.

Son günlerde, azınlık haklarını savunan kalemlerin “bölücü dil” veya “tetikçilik” gibi iddialarla hedef alınması, aslında bireylere yönelik bir saldırıdan ziyade, azınlığın kolektif iradesini kırma operasyonudur.

Eleştiri mi, Hak Arayışı mı?

Meriç (Evros) İlinin Dimetoka’da (Didimotiho) yaşanan “atanmış müftü” tiyatrosu, bir hukuk devleti iddiasındaki Yunanistan’ın Lozan Antlaşması’nı ve azınlığın dini özerkliğini açıkça çiğnemesidir.

Bu hukuksuzluğa karşı kalemini sertleştiren bir gazeteciyi “ayrıştırıcı” ilan etmek, yangını çıkaranı değil, “yangın var” diye bağıranı suçlamaktır.

Azınlık basını, devletin idari tasarruflarına alkış tutan bir halkla ilişkiler birimi değil; toplumun vicdanıdır. Eğer bir üslup “sert” geliyorsa, bu, o üslubun sahiplerinin değil, azınlığa reva görülen haksızlıkların sertliğinden kaynaklanmaktadır.

“Milli Dava” Sadakat Testi Değil, Bir Onur Meselesidir

İlgili yazıda iddia edilenin aksine, azınlık basınını bir “sadakat testine” tabi tutan gazeteciler değil, bizzat olayların kendisidir. Müftülük gibi, azınlığın kırmızı çizgisi olan bir konuda “sessiz kalmak” veya “itidal” adı altında tepkisizliği örgütlemek, tarafsızlık değil, hak ihlaline ortak olmaktır.

Batı Trakya Türk Azınlığı, tarih boyunca haksızlık karşısında susanların değil, bedel ödeyenlerin omuzlarında yükselmiştir. Siyasetçilerin azınlık hakları konusundaki dik duruşunu sorgulamak, bir gazetecinin en doğal hakkı ve hatta asli görevi olduğunu bir kez daha hatırlatmak isteriz.

Türk-Yunan İlişkileri ve Azınlık Hakları Denklemi

Buna da iki sözümüz olacak. Ankara ve Atina arasındaki normalleşme süreçleri kuşkusuz değerlidir. Bilhassa azınlık açısından. Ancak, “ilişkiler bozulmasın” diye Türk Azınlığın kazanılmış haklarının feda edilmesini beklemek, diplomatik bir nezaket değil, stratejik bir teslimiyettir. Azınlık gazetecisinin görevi, diplomatların masasındaki örtüyü düzeltmek değil, o masada azınlığın haklarının meze edilmesini engellemektir. Gerçek dostluk ve normalleşme, azınlığın haklarını tanımaktan geçer; azınlığı susturmaktan değil.

Kimin Çıkarı, Hangi Basın?

Neticede, “Bölücü dil” suçlamasını yöneltenlerin, aslında toplumun içine nifak sokan asıl unsurun “hak gaspı” olduğunu görmezden gelmeleri manidardır. Azınlığın bugün ihtiyacı olan şey; birilerinin siyasi ikbalini korumak için kalem oynatan “yumuşatılmış” bir basın değil, toplumun hayal kırıklığını, taleplerini ve onurunu korkusuzca savunacak bir iradedir.

BİRLİK Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İlhan Tahsin veya bir başka isim fark etmeksizin; hedef tahtasına oturtulan aslında kişilerin şahsı değil, azınlığın “teslim olmayan” ruhudur.

Unutulmamalıdır ki; tarih, güç odaklarının yanında saf tutanları değil, toplumu için doğruyu söylemekten çekinmeyenleri yazacaktır. Azınlığın geleceği, şahsi menfaat ağlarında değil, hak ve hukuk zemininde birleşenlerin mücadelesinde saklıdır.

“Üslup” Eleştirisi mi, Hakikati Perdeleme Çabası mı?

Kendilerini “sağduyu” ve “stratejik akıl” temsilcisi gibi sunanların, aslında azınlığın en temel meselelerinde nasıl bir “eylemsizlik” içinde oldukları ortadadır.

Bir gazetecinin dilinin sertliği, savunduğu değerlerin büyüklüğü ile doğru orantılıdır. Lozan Barış Anlaşması’nın çiğnendiği, Müftülük kurumunun memurlaştırılmaya çalışıldığı bir ortamda “soğukkanlı analiz” çağrısı yapmak, aslında topluma “haksızlığa alışın ve sessizce kabullenin” demektir.

Bu, asla gazetecilik değil, bağdaşmıyor da, sadece ve sadece statükonun koruyuculuğudur!

Kimin Sözcülüğü, Kimin Borazanlığı?

Gazetecilik etiketi üzerinden başkalarına “sadakat testi” uygulandığını iddia edenlerin, kendilerinin hangi siyasi odaklara ve hangi vekillere “sadakatle” bağlı oldukları kamuoyunun malumudur. Kamuoyu aynı zamanda, Atina uçuşlarını ve sonrasında Kolonaki’de neler yaşandığını çok iyi biliyor!

Kendi kalemlerini birilerinin siyasi kariyerini parlatmak için kullananların, Türk Azınlığının haklarını savunanları “tetikçilikle” suçlaması tam bir trajikomedidir. Gerçek tetikçilik; halkın iradesini değil, birilerinin koltuğunu ve ekonomik çıkarlarını korumak için kalem oynatmaktır.

“Dış Algı” Korkusu mu, İç Tasfiye Operasyonu mu?

“Azınlığın dışarıdan algısı bozuluyor” argümanı, baskı dönemlerinde toplumun sesini kısmak için kullanılan en eski manipülasyon yöntemidir. Bize eski karanlık yıllarda Cuntayı ve işbirlikçilerini hatırlatıyor.

Azınlığın dünyadaki imajını bozan şey, haklarını arayan gazeteciler değil; hakları elinden alınırken susan, boyun eğen ve bu boyun eğişi “diplomatik deha” gibi pazarlamaya çalışanlardır!

Batı Trakya Türk Azınlığı, hakkını aradığı sürece saygındır; sessiz kaldığı sürece değil!

“Şimdilik bu kadar” demeden önce;

“Sonuç olarak; bizi ‘bölücü bir dil’ kullanmakla itham edenlere cevabımız nettir:

Biz azınlığı bölmüyoruz; biz, azınlık hakları üzerinden ticaret yapanlarla, geçici olarak bulundukları karın doyurma işleri peşinde olanlara, bu halkın davasını kendi siyasi ikballerine basamak yapanların maskelerini düşürüyoruz.

Eğer haksızlığa karşı çıkmak, Yunan devletinin atanmışlarını değil, Türk Azınlık insanının seçmiş olduğu Müftüleri savunmak ve ‘kral çıplak’ demek suçsa, biz bu suçu azınlığımız adına gururla işlemeye devam edeceğiz.

Kalemini başta Kolonaki projecilerine ve sonra da Batı Trakya’daki efendilerine kiralayanlar, kalemini Azınlık insanının emrine verenleri asla anlayamazlar.

Bu türden gazeteci kimliğini kullananlar, bu aşktan bu davadan çok uzaklarda köşe-bucak başka “gizli aşklar” peşindeler. Aramızdaki fark da burada zaten…..

Ama unutmasınlar! “Güneş Balçıkla Sıvanmaz!”

Haberin devamını oku

Bir Yorum

  1. İlhan Tahsin
    Tarafsızlığın ve Dürüstlüğün Simgesi
    Gazetecilik, doğru bilgiye ulaşmanın ve toplumu bilinçlendirmenin temel bir aracı olarak bilinir. Bu yolda ön plana çıkan isimlerden biri de İlhan Tahsindir. Kendisi, mesleki yaşamı boyunca tarafsızlık ve objektiflik ilkelerinden asla taviz vermemiştir.
    İlhan Tahsinin habercilik anlayışında, doğruluk ve adalet her zaman ön plandadır. Haberlerini hazırlarken, her iki tarafın da sesini eşit şekilde duyurur ve objektif bir bakış açısıyla hareket eder. Bu yaklaşımı, ona sadece meslektaşları arasında değil, aynı zamanda okurları arasında da büyük bir saygınlık kazandırmıştır.
    Onun gazeteciliğe kattığı en önemli değerlerden biri de, tarafsızlıkla birlikte etik ve ahlaki ilkelerden ödün vermemesidir. Bu da onu, günümüzün karmaşık medya ortamında bir rehber ve örnek haline getirmiştir.
    Gazetecilik mesleğine olan katkıları ve dürüst duruşuyla, gelecekte de birçok gazeteciye ilham kaynağı olmaya devam edecektir.

    Kendisine bir Bati Trakyalı olarak çok teşekkür ediyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu