
Batı Trakya’da İrade Gaspı: “Tayinli” Memurlarla Hakikat Örtülemez!
Kendi dar ikballeri için toplumun iradesini pazarlık masasında bir "koz" gibi kullananlar bilsinler ki: Boyundan büyük işlere kalkışıp, davanın ağırlığını taşıyamayanlar, tarih önünde sadece birer "figüran" olarak kalacaklardır.
Batı Trakya Türk Azınlığı, on yıllardır süregelen hak arama mücadelesinde yeni bir “tiyatro” ile karşı karşıya bırakılmak isteniyor. Dimetoka ile başlayan, şimdi ise Gümülcine ve İskeçe üzerinde sahnelenmeye çalışılan “müftü tayini” süreci, Atina’nın demokrasi makyajı altındaki asimilasyon ve kontrol politikalarının son halkasıdır.
Yunan basınında bazılarının kaleminden çıkan yazılar, meseleyi sadece teknik bir detay gibi gören o “yumuşak”, “Atina taraflı” yorumlar, bu davanın ağırlığını taşıyamaz. Bizim meselemiz sadece bir “makam” kavgası değildir; bizim meselemiz bir halkın dini liderini belirleme hürriyeti, yani kolektif kimliğinin onurudur.
Atina’nın “Demokrasi” İllüzyonu ve Hukuk Cambazlığı
Yunanistan Dışişleri Bakanlığı ve onun emrindeki “tayinli” yapılar, 4964/2022 sayılı yasayı “modern ve şeffaf” bir reform olarak dünyaya pazarlamaya çalışıyor. Oysa bu yasa, azınlık iradesini tamamen devre dışı bırakan, müftülükleri devletin sıradan bir genel müdürlüğü seviyesine indiren bir “memur atama” düzenlemesinden başka bir şey değildir.
Atina, “Lozan’da seçim yazmıyor” diyerek kelime oyunlarına sığınıyor. Ancak Lozan’ın ruhunu, azınlıklara tanınan kendi kurumlarını idare etme hakkını kasten görmezden geliyor. Eğer bir dini lider, o toplumun camisinden, mahallesinden, sokağından ve iradesinden kopuk bir şekilde, bir devlet dairesinde yemin ederek göreve başlıyorsa; orada ne dini meşruiyetten bahsedilebilir ne de demokratik bir seçimden.
Tayinli “Memurların” Trajikomik Savunması
Tayinli müftülüklerden yapılan Yunanca açıklamalar, aslında meselenin neden bu kadar vahim olduğunu kanıtlıyor. Kendi toplumuna yabancılaşmış bu yapıların, Yunanistan’ı “Avrupa’da Müslüman azınlığa özel haklar tanıyan tek ülke” olarak pazarlaması, Batı Trakya Türkünün aklıyla alay etmektir.
Bu noktada şu soruları sormak boynumuzun borcudur:
Hangi hak? Kendi müftüsünü seçemeyen, kendi vakıf mallarını yönetemeyen, “Türk” ismiyle dernek kurması yasaklanan bir toplumun haklarından mı bahsediyorsunuz?
Hangi meşruiyet? Halkın Cuma namazında arkasında durmadığı, sadece devlet törenlerinde protokolü tamamlayan bir memurun, Azınlığın dini lideri olması mümkün müdür?
Yunan makamları, Türkiye’deki müftülük sistemini örnek göstererek “elma ile armudu” kasten karıştırıyor. Türkiye’deki müftülükler, çoğunluğun dini olan İslam’ın bir kamu hizmeti yapılanmasıdır. Batı Trakya’da ise müftülük, bir azınlığın uluslararası antlaşmalarla garanti altına alınmış özerk dini liderlik kurumudur. Patriklerin ve metropolitlerin seçim usulü ortadayken, müftülük makamına “devlet memuru” muamelesi yapmak açık bir çifte standart ve kasıtlı bir hak gaspıdır.
“Müslüman Helen” Projesine Karşı Dik Duruş
Mesele, sadece müftü seçimi değildir. Mesele, Batı Trakya Türkünü tarihsel köklerinden, milli kimliğinden koparıp; Atina’nın istediği kalıba giren, itaatkar bir “Müslüman Yunan” profili yaratma çabasıdır. Müftülük makamı, bu kimlik savunmasının en kritik kalesidir.
“Lozan Barış Antlaşması’nın ruhuna vurulmuş bir darbedir”
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Zafer Sırakaya’nın da ifade ettiği gibi; bu uygulama sadece bir azınlık hakkı ihlali değil, Lozan Barış Antlaşması’nın ruhuna vurulmuş bir darbedir. Türkiye’nin ve bölge insanının bu dayatmayı kabul etmesi imkansızdır.
BİRLİK Gazetesi olarak;
Son sözümüzde meşruiyet sokaktadır, atama kararnamesinde değil!
Atina bilmelidir ki; kağıt üzerinde “müftü” yazan bir mühür, o kişiyi Azınlığın gönlünde müftü yapmaz. Batı Trakya Türk Azınlığı, iradesini hiçe sayanları, kendi kimliğini “Müslüman Helen” potasında eritmek isteyenleri ve bu sürece alet olan “işbirlikçi” zihniyeti asla tanımayacaktır.
Dini liderlik, devletin lütfuyla değil, cemaatin rızasıyla kaimdir. Bu mesele bir teknik düzenleme değil, bir haysiyet meselesidir. Batı Trakya Türkü, kendi iradesiyle seçtiği liderlerinin arkasında durmaya, kimliğini ve onurunu savunmaya devam edecektir.
Biz buradayız, burası bizim vatanımız ve irademiz kiralık değildir!
Bir İkaz da İçimizdeki “Hesapçılara”: Makam Sizin Olsun, Mahşer Bizimdir!
Müftülük meselesinin bir de içimizde kanayan yarası var: Üç günlük dünya menfaati, birkaç kuruş maaş ve sahte bir “makam” koltuğu için kendi toplumunun iradesini pazarlık konusu yapanlar… Azınlığın ahını, yetimin hakkını ve ecdadın emanetini Atina’nın siyasi koridorlarında “tayinli” bir memuriyetle takas edenlere iki kelamımız var.
Sizler, cebinizi dolduran o “Euro”ların, toplumun bağrında açtığınız yaraları kapatacağını mı sanıyorsunuz? Bir halkın dini liderliği, devletin maaş bordrosuyla değil, Allah’ın rızası ve müminlerin duasıyla olur. Bugün sırtınızı dayadığınız o siyasi iradeler, yarın tarih sayfalarında toz olup gittiğinde, sizler kendi insanınızın yüzüne nasıl bakacaksınız?
Unutmayın ki;
Biz “Dava” diyoruz, siz “Maaş” diyorsunuz.
Biz “Hak ve Hukuk” diyoruz, siz “Kadro ve Unvan” diyorsunuz.
Biz “Emanet” diyoruz, siz “İkbal” diyorsunuz.
Peygamber efendimizin emanet ettiği o mübarek makamı, siyasi bir memuriyete indirgeyenler bilsinler ki; bu milletin iradesi satılık değildir. İnsanları kandırabilirsiniz, hukuki boşluklara sığınabilirsiniz ama kalpleri bilen ve hesabı en süratli gören Allah’ı asla yanıltamazsınız.
“Kim zerre miktarı hayır işlemişse onun karşılığını görür; kim de zerre miktarı şer işlemişse onun karşılığını görür.” (Zilzal, 7-8)
O büyük mahşer günü kurulduğunda, ne altınızdaki koltuklar ne de cebinizdeki banknotlar, ne de Atina koridorlarında sırtınızı sıvazlayanlar yanınızda olacak. O gün, arkasında durduğunuz toplumun iradesi mi yoksa size o imzayı atanların keyfi mi şahidiniz olacak?
Şunu iyi bilin: Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı, hakkını size helal etmiyor. Bizim davamız mahşere, hesabımız Allah’adır. Sizin “tayinli” saltanatınız varsa, bizim de sarsılmaz imanımız ve bitmeyecek olan onur mücadelemiz vardır!
Siyasi Savrulma: El Sıkışılan Makamlardan, Kapalı Kapı Ardındaki Pazarlıklara
Bu müftülük ve hak davasında sadece “tayinli memurları” değil, asıl vebali omuzlarında taşıyan ancak o omuzları “Atina saltanatının” konforuna kurban eden bir avuç siyasileri de konuşmak gerekir.
Vaktiyle milletin vekilliği sıfatıyla, en yüksek makamlarda, en ağır kapıların ardında kabul görüp, o güvenle el sıkışanların; bugün o eli kimlerin avucunda bıraktığını ibretle izliyoruz.
Bir toplumun kaderini, Batı Trakya Türk Azınlığının samimiyetiyle değil de, Atina’nın sunduğu “hoş ve eğlenceli” yaşamın pırıltısıyla şekillendirmeye kalkanlar, en büyük ihaneti kendi soydaşına, yoldaşına ve dindaşına ve onun kimliğine etmişlerdir.
Kendi dar ikballeri için toplumun iradesini pazarlık masasında bir “koz” gibi kullananlar bilsinler ki:
Boyundan büyük işlere kalkışıp, davanın ağırlığını taşıyamayanlar, tarih önünde sadece birer “figüran” olarak kalacaklardır.
Bir zamanlar omuz omuza durdukları büyük devlet adamlarının güvenini, yerel ve küçük hesaplar uğruna harcayanlar, bugün eksen kayması yaşayarak tercihlerini ne yönde yaptıkları açıkça görülmektedir. “Güneş balçıkla sıvanmaz”!
Azınlığın hak hukuk mücadelesini, Atina’nın şaşaalı hayatına ve siyasi manevralara kurban edenlerin “saltanatı”, ancak o makam koltukları kadardır.
Siyaset; halkın onurunu korumak için yapılır, o onuru başkalarının sofrasında meze yapmak için değil. İsimleri biz anmasak da, bu azınlığın vicdanı o isimleri çoktan kara listesine eklemiştir. Kendi toplumuna sırtını dönüp, celladının ipine sarılanlar, mahşer günü de, tarihin o şaşmaz terazisinde de yapayalnız kalacaklardır.
Siz “eğlencenize” bakın, biz “Davamıza” bakmaya devam edeceğiz!
Mühür: Biz Buradayız ve Gitmiyoruz!
Yazılanlar sadece kağıt üzerinde kalan harfler değildir; bunlar nesilden nesile devredilecek birer “vasiyet” hükmündedir. Batı Trakya Türk Azınlığı, asırlardır bu topraklarda çınar gibi kök salmış, fırtınalara eğilmemiş, rüzgara göre de yön değiştirmemiştir.
Bugün bizim birliğimizi “tayinli” memurlarla, “teslimiyetçi” siyasilerle veya “satın alınmış” kalemlerle bozabileceklerini sananlar, tarihin tozlu raflarına baksınlar. Orada nice muktedirlerin silinip gittiğini, ama bu halkın sarsılmaz iradesinin hala dimdik ayakta olduğunu göreceklerdir.
Bizim sevdamız; Rodoplar’ın rüzgarı kadar hür, Meriç’in akışı kadar kararlı, Karasu’nun parıltılı akışı kadar berrak, Balkanlar’ın vakarı kadar derindir.
Atananlar değil, adananlar kazanacak!
Hesapçılar değil, dertliler tarihe geçecek!
İradesini teslim eden “Yunan Müslümanları” değil, “Ben Türküm” “Ben Gerçek Müslümanım” diyenler özgürlüğün mührünü vuracak!
Bu dava; sadece dünle bugün arasında bir köprü değil, yarınların özgürlük meşalesidir. Ne Atina’nın baskısı ne de içimizdeki gafillerin sinsi planları bu meşaleyi söndürmeye yetmeyecektir.
Biz, Batı Trakya’yız! Biz, hakikatin sesiyiz! Ve biz, son nefese kadar buradayız!