
Bakan Zaharaki’den “Kurumsal Düzen” Mesajı, Ama Azınlığın ve Editörün De Yazdıklarına Bir Bakın!
BİRLİK Gazetesi olarak yıllarca yazdık çizdik! Türk Azınlığın sorunlarına Atina hükümetlerinin izlediği bu yöntemle (Dimetoka Yöntemi) yaklaştığınız sürece Azınlık ile Atina arasında ne güven inşası sağlanır, ne de Azınlıkla Atina’nın barışı tesis edilir. Ki buna yazık oluyor diyoruz!
BİRLİK Gazetesi olarak yıllarca yazdık çizdik! Türk Azınlığın sorunlarına Atina hükümetlerinin izlediği bu yöntemle (Dimetoka Yöntemi) yaklaştığınız sürece Azınlık ile Atina arasında ne güven inşası sağlanır, ne de Azınlıkla Atina’nın barışı tesis edilir. Ki buna yazık oluyor diyoruz!
Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı’nın iradesini ve kendi din adamlarını seçme hakkını görmezden geldiği gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına ve azınlık temsilcilerinin yoğun itirazlarına konu olan “Müftülük Yasası” (4964/2022), hükümet tarafından uygulanmaya devam ediyor. Azınlık toplumunun büyük bir kısmının “atama” usulü olduğu gerekçesiyle meşru kabul etmediği bu sürece dair son adım Atina’da atıldı.
Yunanistan Eğitim, Din İşleri ve Spor Bakanı Sofia Zaharaki, tartışmaların odağındaki bu atama törenine dair şahsi sosyal medya hesabından geniş bir açıklama yayımladı. Azınlığın “seçilmiş müftülük” taleplerine değinmeyen Zaharaki, uygulanan sistemi “modern ve şeffaf” olarak nitelendirdi.
Bakan Zaharaki, şahna ait Facebook hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı:

“Bugün Didimotiho (Dimetoka) yeni Müftüsü Sayın Emin Şerif’in yemin ederek göreve başlaması, Yunan Devleti ve Trakya’daki (Batı) Müslüman azınlık için özellikle önemli bir an teşkil etmektedir. İlk kez, Devlet olarak ihdas ettiğimiz modern kurumsal çerçeve; devlet yasalarının kağıt üzerinde kalmadığını, bilfiil hayata geçirildiğini teyit edecek şekilde tamlık ve şeffaflıkla uygulamaya konulmaktadır.
Yunanistan; dini özgürlüğün, karşılıklı saygının ve barış içinde bir arada yaşamanın sadece birer talep değil, toplumsal yaşamımızın istikrarlı değerleri olduğu bir ülkedir. Gerilimler ve bölünmelerle sınanan bir dünyada; diyalog, anlayış ve kurumsal düzen, ilerleme ve toplumsal uyum için tek güvenli yol olmaya devam etmektedir.
4964/2022 sayılı yasa ile Devlet; Müftülük makamının rolünü güçlendirmiş, Müftünün saygınlığını kurumsal olarak güvence altına almış ve Anayasa, Lozan Antlaşması ve Avrupa hukuku ile tam uyum içinde; güvenilir, modern ve şeffaf bir seçim süreci sağlamıştır. Birlik, farklılıklara saygı ve barış ile refaha olan ortak bağlılığımız, dini inancından bağımsız olarak tüm Yunan vatandaşlarının geleceği için temel teşkil etmektedir. Bu doğrultuda; kurumsal tutarlılık, sorumluluk ve demokratik kurumlarımıza olan güvenle devam ediyoruz.
Dijital Yönetişim Bakan Yardımcısı ve Evros (Meriç) Milletvekili Sayın Hristos Dermecopoulos’a, PASOK Rodop Milletvekili Sayın İlhan Sabri Ahmet’e, Eğitim Bakanlığı Din İşleri Genel Sekreteri Sayın Yorgos Kalancis’e, ayrıca Müslüman azınlık temsilcilerine, saygıdeğer müftü naiplerine, Müslüman mülkleri yönetim kurulları başkanlarına, İslam Dini Öğretmenlerine ve bugünkü törende hazır bulunan Müslüman Azınlığın tüm seçkin üyelerine teşekkür etmek istiyorum.”
EDİTÖRÜN ANALİZİ
Lozan’ın Ruhu mu, Atina’nın Yasası mı?
Bakan Sofia Zaharaki’nin sosyal medya paylaşımında büyük bir hassasiyetle üzerinde durduğu 4964/2022 sayılı yasa, aslında Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı için “modernleşme” değil, bir “kurumsal kuşatma” anlamına geliyor. Bakanın açıklamasında Lozan Barış Antlaşması’na atıfta bulunarak “tam uyum” vurgusu yapması ise tarihsel ve hukuki gerçeklerle ciddi bir tezat oluşturmaktadır.
Lozan Ne Öngörüyor, Yunanistan Ne Uyguluyor?
Dini Özerklik ve Kurumsal Haklar
Lozan Barış Antlaşması’nın 40. maddesi, azınlıklara kendi dini, sosyal ve eğitim kurumlarını kurma, yönetme ve denetleme hakkını açıkça tanır. Müftülük makamı, Batı Trakya Türkleri için sadece dini bir makam değil, aynı zamanda aile ve miras hukukunda (şer’i yetkiler) karar verici bir otoritedir. Bu tür bir makamın, cemaatin iradesi dışında bir devlet memuru statüsünde atanması, Lozan’ın tanıdığı “kendi kurumlarını yönetme” hakkının doğrudan ihlalidir.
Müftü Seçimi ve 1913 Atina Antlaşması
Lozan Antlaşması, azınlık hakları konusunda kendisinden önceki belgeleri (özellikle müftülerin seçilmesini öngören 1913 Atina Antlaşması ve 2345/1920 sayılı yasayı) teyit eden bir üst belgedir. Yunanistan, 1985 yılına kadar bu seçim hakkına saygı göstermiş, ancak o tarihten bu yana müftüleri devlet eliyle atamaya başlayarak uluslararası hukuku “işine geldiği gibi” yorumlamaya başlamıştır.
4964/2022 Sayılı Yasanın Yarattığı Tezat
Bakan Zaharaki’nin “şeffaf bir seçim süreci” olarak nitelediği yeni sistemde, müftü adaylarını belirleyen heyet tamamen devlet tarafından kontrol edilmektedir. Azınlığın doğrudan katılımının olmadığı, “atanmışlar eliyle seçme” tiyatrosu, Lozan’ın özündeki dini özgürlük ve özerklik ruhuna tamamen aykırıdır.
Diplomatik Bir Retorik mi, Hak Gaspı mı?
Bakanın “Lozan ile tam uyum” ifadesini kullanması, uluslararası kamuoyuna yönelik diplomatik bir kılıftan ibarettir. Gerçekte ise Atina, azınlığın dini önderini seçme hakkını elinden alarak müftülükleri birer devlet dairesine dönüştürmeyi hedeflemektedir.
Lozan Barış Antlaşması’nın adını anıp, içeriğindeki azınlık iradesini yok sayan bu yaklaşım, Yunan devletinin Batı Trakya politikasında bir kez daha sınıfta kaldığının en bariz kanıtıdır.
Azınlığın kabul etmediği, iradesinin yansımadığı hiçbir atama, ne kadar “modern” bir ambalajla sunulursa sunulsun, Batı Trakya Türkleri nezdinde meşruiyet kazanmayacaktır.
Neticede;
4964/2022 sayılı yasanın ve beraberindeki düzenlemelerin, Müftülük makamının sadece seçim yöntemini değil, aynı zamanda tarihi ve hukuki yetki alanını (şer’i yetkiler) nasıl daralttığını anlamak, Atina’nın stratejisini kavramak açısından kritiktir.
Müftülüğün “Memurlaştırılması” ve Yargı Yetkisinin Gaspı
“Müftü” Değil, “Din İşleri Genel Müdürü” Statüsü
Yeni yasa, Müftülükleri bağımsız dini otoriteler olmaktan çıkarıp, Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı’na doğrudan bağlı birer bölge müdürlüğü yapısına kavuşturmuştur. Müftü artık azınlığın dini lideri değil, devletin hiyerarşik yapısı içindeki bir “kamu görevlisi” olarak tanımlanmaktadır. Bu durum, din ve devlet işlerinin ayrılığı ilkesine de, azınlık kurumlarının özerkliğine de aykırıdır.
Yargı Yetkisinin (Şer’i Yetkiler) Kısıtlanması ve Tasfiyesi
Lozan Antlaşması’na ek olarak 1913 Atina Antlaşması ve 2345/1920 sayılı yasa, Müftülere aile ve miras hukuku (evlenme, boşanma, nafaka, vesayet, miras) konularında yargılama yetkisi tanıyordu.
Adım Adım Kısıtlama
Önce 2018’deki düzenlemeyle bu yetkiler “isteğe bağlı” hale getirildi.
4964/2022 ile Gelen Darbe
Yeni yasa, Müftülük bünyesinde çalışan personeli ve müftünün karar mekanizmalarını tamamen devlet memurları ve devlet tarafından atanan komisyonlarla kuşatmıştır. Yani Müftü, bir konuda karar verecek olsa bile, bu kararın idari süreci tamamen Bakanlığın kontrolündeki memurlar eliyle yürütülmektedir.
“Danışma Heyeti” Aldatmacası
Yasa, Müftü adaylarını belirlemek üzere bir “istişare heyeti” öngörür. Ancak bu heyetin bileşimi incelendiğinde; çoğunluğun ya doğrudan devlet tarafından atanan isimlerden ya da devletten maaş alan din görevlilerinden oluştuğu görülür. Azınlığın özgür iradesiyle seçtiği Milletvekilleri, Belediye Başkanları veya sivil toplum temsilcileri bu sürecin tamamen dışına itilmiştir.
AİHM Kararları ve İhlaller
Yunanistan, Bakan Zaharaki’nin iddia ettiğinin aksine, bu yasa ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) yerleşik içtihatlarını da görmezden gelmektedir.
AİHM, 1999 yılında verdiği kararda, devletin bir dini topluluğa lider dayatamayacağını, bunun “Dini Özgürlük” (9. madde) ihlali olduğunu hükme bağlamıştır. Yunanistan, müftüleri “adli yetki kullanan memurlar” olarak tanımlayıp AİHM kararının etrafından dolanmaya çalışmaktadır.
Lozan’ın İçi Boşaltılıyor
Lozan’ın 42. ve 45. maddeleri, azınlığın dini kurumlarının statüsünü koruma altına alır. Ancak 4964/2022 sayılı yasa, bu kurumların iç işleyişini tamamen bir “iç hukuk meselesi” haline getirerek uluslararası antlaşmanın tanıdığı özel statüyü hukuken geçersiz kılmaya çalışmaktadır.
Atina’nın “modernizasyon” ve “şeffaflık” söylemiyle ambalajladığı bu yasa, aslında Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı’nın dini özerkliğini tamamen bitirme operasyonudur. Bakan Zaharaki’nin “Lozan’a uygun” iddiası, antlaşmanın azınlığa tanıdığı kendi kurumlarını yönetme hakkının reddedilmesi üzerine kurulmuş bir yanıltmacadır.
Yunan devleti, azınlığı kendi müftüsünü seçemeyecek kadar “yetersiz” veya “tehlikeli” gören bu vesayetçi anlayışla, demokrasi ve insan hakları sınavında bir kez daha derin bir yara almıştır.
Uluslararası Raporlar Işığında Yunanistan’ın Karnesi
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi (Haziran 2024 Kararları)
Avrupa Konseyi, Batı Trakya Türk Azınlığı’nın dernekleşme özgürlüğünü kısıtlayan ve yaklaşık 16 yıldır uygulanmayan AİHM kararları (Bekir Usta ve Diğerleri Grubu) nedeniyle Yunanistan’ı “derin endişe” ile izlemeye devam ediyor.
Yunanistan’ın 2017’de yaptığı yasal değişikliğin (davaların yeniden açılmasına dair) sonuçsuz kaldığı ve azınlığın isminde “Türk” ibaresi geçen derneklerinin hala resmi olarak tanınmadığı vurgulanmıştır. Bu durum, Müftülük meselesinde olduğu gibi, azınlığın “kimlik” ve “kendi kurumlarını yönetme” iradesine devlet müdahalesinin bir parçası olarak görülmektedir.
Avrupa Parlamentosu (7 Şubat 2024 Kararı)
Avrupa Parlamentosu, Yunanistan’daki “Hukukun Üstünlüğü” ve temel haklara ilişkin oldukça sert ve eleştirel bir karar kabul etmiştir.
Kararda, Yunanistan’ın azınlık hakları konusundaki tutumu, medya özgürlüğü ve yargı bağımsızlığı ile birlikte “demokratik gerileme” başlığı altında değerlendirilmiştir. Özellikle azınlık toplumunun eğitim ve dini kurumları üzerindeki baskıların AB temel değerleriyle çeliştiği not edilmiştir.
Avrupa Irkçılık ve Hoşgörüsüzlükle Mücadele Komisyonu (ECRI) – Şubat 2025 Analizi
ECRI’nin Yunanistan’a yönelik izleme raporlarında Müftülük yasası (4964/2022) mercek altına alınmıştır.
ECRI, dini otoritelerin belirlenme sürecinde azınlığın katılımının sembolik düzeyde kalmasını eleştirmektedir. Devletin “istişare heyetleri” aracılığıyla süreci kontrol etmesinin, Müslüman toplumunun kendi dini liderlerine olan güvenini sarstığını ve toplumsal entegrasyona değil, dışlanmaya yol açtığını belirtmektedir.
Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Raporları (2024)
BM raporlarında, Batı Trakya’daki müftülerin yargı yetkilerinin kısıtlanması ve müftülük kurumunun bir “devlet dairesine” dönüştürülmesi, azınlığın Lozan Antlaşması’ndan doğan özerkliğinin “içinin boşaltılması” olarak tanımlanmıştır.
Müftülerin devlet tarafından atanması, azınlığın dini ibadet ve örgütlenme özgürlüğüne devletin haksız bir müdahalesi olarak kayıtlara geçmiştir.
Bakanın Söylemi ile Raporların Gerçeği
Bakan Zaharaki “şeffaflıktan” bahsederken, yukarıdaki raporların tamamı “tek taraflı dayatma” ve “AİHM kararlarına direnç” vurgusu yapmaktadır.
Bakanın “Lozan” iddiası
Raporlara göre Yunanistan, Lozan’ı azınlığı korumak için değil, azınlığın haklarını kısıtlayan bir “denetim aracı” olarak kullanmaktadır.
Bakanın “Kurumsal Düzen” iddiası
Uluslararası kurumlar bunu “hukuk devletinin ihlali” ve “dini topluluğun iç işlerine müdahale” olarak adlandırmaktadır.
Sonuç: Yunanistan, 2026 yılına gelindiğinde de Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı’nın taleplerini “ulusal güvenlik” parantezine alarak hukuki yükümlülüklerinden kaçmaya devam etmektedir.
Hukuki Yol Haritası
Uluslararası raporlar ve güncel hukuki süreçler ışığında, Yunanistan’ın bu yeni “tayin” hamlesine karşı azınlığın elindeki hukuki kozları ve AİHM nezdindeki stratejik yol haritasını şu şekilde analiz edebiliriz:
Atina’ya Karşı Olası Dava Stratejileri
Yunanistan, 2026 yılı başında Dimetoka’ya yaptığı bu atama ile aslında AİHM’nin geçmişte kendisini mahkum ettiği dosyalara bir yenisini eklemiştir. Azınlık kurumları ve hukukçular için izlenebilecek stratejik adımlar şunlardır:
1. Dini Özgürlüğün İhlali (AİHS 9. Madde)
AİHM’nin 1999 tarihli Müftü İbrahim Şerif / Yunanistan kararı, “Devletin bir dini topluluğun liderini seçme sürecine müdahale edemeyeceği” ilkesini koymuştur.
Atanan müftü Emin Şerif’in cemaat tarafından meşru kabul edilmediği, azınlık üyelerinin dini törenlerde bu makamı tanımadığı belgelenerek; devletin “dini topluluğun birliğini bozduğu” teziyle yeni bir başvuru yapılabilir.
2. Ayrımcılık Yasağı (AİHS 14. Madde)
Yunanistan’da Kilise (Ortodoks) yapısı kendi içinde özerk bir seçim sürecine sahipken, Müslüman azınlığa “devlet memuru” statüsünde müftü dayatılması “din temelli ayrımcılık” olarak kurgulanabilir.
Devletin, sadece Müslüman azınlığa yönelik “ulusal güvenlik” veya “kamu düzeni” bahanesiyle kısıtlama getirmesi, Avrupa hukukundaki “orantılılık” ilkesine aykırıdır.
3. Lozan Antlaşması’nın “Yaşayan Hukuk” Olarak Kullanılması
Bakan Zaharaki’nin metninde geçtiği gibi Lozan sadece bir “anma metni” değildir. Lozan’ın 40. ve 42. maddeleri, azınlığa kendi dini kurumlarını yönetme hakkını bir “müktesep hak” olarak verir.
Yunan iç hukuk yolları tüketilerek (Danıştay başvurusu sonrası), “Lozan’ın tanıdığı özerkliğin yeni yasalarla (4964/2022) fiilen ortadan kaldırıldığı” gerekçesiyle uluslararası tahkim veya denetim mekanizmaları tetiklenebilir.
2026’da Azınlığın Durumu ve “Meşruiyet” Krizi
Aşağıdaki tablo, Bakan Zaharaki’nin iddiaları ile uluslararası kurumların ve azınlığın gerçekleri arasındaki derin uçurumu özetlemektedir:
Bakan Zaharaki’nin İddiası (2026) Uluslararası Raporlar / Azınlık Gerçeği
“Şeffaf ve modern seçim süreci”—- Devletin kontrolündeki heyetlerce yapılan “tayin”.
“Lozan Antlaşması ile tam uyum”—-Özerkliğin yok edilmesi ve dini kurumların memurlaştırılması.
“Toplumsal uyumun temeli”—-Cemaat ile devlet arasındaki güvenin tamamen sarsılması.
“Müslüman azınlık temsilcilerine teşekkür”—-Azınlığın hür iradesini temsil eden Danışma Kurulu ve sivil toplumun dışlanması.
Son olarak Editorün uyarısına kulak verin
Yunanistan’ın 2025-2026 periyodunda Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından “denetim altında” tutuluyor olması, bu yeni müftü atamasının Strasbourg’daki dosyalara “olumsuz kanıt” olarak girmesine neden olacaktır. Zaharaki’nin “modernleşme” dediği şey, Avrupa hukukunda “Devletin dini alana hukuksuz müdahalesi” olarak kodlanmaktadır.
Sonuç: Çözüm mü, Çıkmaz mı?
Atina, müftülükleri birer “devlet dairesi” (Müftülük Sekreterliği) haline getirerek kontrol altına almak istese de, tarih göstermiştir ki; halkın gönlünde karşılığı olmayan hiçbir atama, Batı Trakya’da dini liderlik makamını temsil edemez. Bakan Zaharaki’nin “başarı” olarak sunduğu bu tablo, aslında Batı Trakya Türklerinin dini özerkliğine indirilmiş yeni bir darbe olarak tarihe geçmiştir.
Bizden söylemesi…….