Yunanistan Haber

Bakan Dendias “Yeni Dönem” Haritasını Mecliste Açıkladı

"Komşumuzdaki (Türkiye), yani tehdidin kaynağındaki ordunun yapısına atıfta bulunmak istemiyorum ama bakmakta fayda var. Bizim ölçümüz bellidir: Tehdit nereden geliyor? Tehdit vardır, gerçektir ve hepimiz bunun gerçek olduğu konusunda hemfikiriz."

Yunanistan Milli Savunma Bakanı Nikos Dendias, Silahlı Kuvvetlerin yapısını kökten değiştirecek olan dev reform paketini Meclis Genel Kurulu’nda kamuoyuna sundu.

8 Ocak 2026 Perşembe günü gerçekleştirilen tarihi oturumda söz alan Dendias, «Silahlı Kuvvetlerin Yeni Döneme Geçiş Haritası» adlı kanun tasarısının detaylarını paylaşarak, Atina’nın jeopolitik meydan okumalara karşı izleyeceği yeni stratejik rotayı çizdi.

Bakanlığın önceliklerini ve hükümetin savunma vizyonunu özetleyen Dendias, kapsamlı yasa tasarısının sadece bir askeri düzenleme değil, aynı zamanda ulusal bir güvenlik hamlesi olduğunun altını çizdi. Meclis kürsüsünden milletvekillerine hitap eden Bakan, tasarının temel direklerini şu başlıklarla duyurdu:

Kariyer ve Refah: Subay, astsubay ve sözleşmeli erlerin (EPOΠ) terfi sistemleri ile maaş yapılarının modernizasyonu.

Askeri Eğitimde Reform: Askeri akademik eğitimin çağın gereksinimlerine göre yeniden yapılandırılması.

Toplumsal Katılım: Kadınların Silahlı Kuvvetlere gönüllü katılımı ve askerlik sistemindeki yeni düzenlemeler.

Jeopolitik belirsizliklerin arttığı bir dönemde Yunan devletinin savunma reflekslerini güçlendirmeyi hedeflediklerini belirten Dendias, bu haritanın Silahlı Kuvvetleri daha dinamik, esnek ve teknolojik olarak üstün bir seviyeye taşıyacağını vurguladı.

Dendias konuşmasında özetle şunları dile getirdi:

“Tehdit Vardır, Gerçektir”

“Sayın Başkan, size çok teşekkür ederim. Dün Komisyon’da görüşemediğimiz tüm milletvekili arkadaşlarıma da iyi yıllar dilerim. Gelecek yıl hepimiz sağlıklı ve esen olalım.

Sırasıyla başlamak gerekirse; birçok sözcü tarafından dile getirilen, ülkemizin Uluslararası Hukuk meselelerindeki duruşu ve hatta Başbakan’ın pozisyonuna yönelik yapılan bir-iki olumsuz atıf hakkında konuşmak isterim.

Sayın meslektaşlarım, bu konular asla oyun oynanacak konular değildir. Başbakan Kiriakos Miçotakis’in, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne açıkça atıfta bulunduğu sosyal medya paylaşımını tutanaklara geçireceğim. Ayrıca ülkemizin Birleşmiş Milletler Konseyi’ndeki beyanından bir bölüm okumak istiyorum:

“Yunanistan; Birleşmiş Milletler Şartı’nın ve İnsan Hakları Hukuku dahil olmak üzere Uluslararası Hukukun her zaman saygı görmesi gerektiğini yineler.” Bunu tutanaklara sunuyorum.

Sayın milletvekilleri; geçmişte, bugün veya gelecekte herhangi bir Yunanistan Başbakanı’nın bundan farklı bir görüş dile getirmiş olması veya getirecek olması ihtimal dahilinde değildir. Uluslararası Hukuk ve Birleşmiş Milletler Şartı ile kurulan bu bağ, tarihsel olarak Yunan dış politikasının ana bileşenidir. Bu konuda hiçbir şüphe kalmaması için metinleri tutanaklara sundum.

Şimdi kanun tasarına geliyorum.

Sayın meslektaşlarım, içinde bulunduğumuz atmosferin zamanlamayla ilgili olduğu aşikâr. 2026 yılındayız, hükümetin görev süresinin sonu 2027’dir. Muhalefet kanadındaki siyasi sahnede bir akışkanlık var. Endişeleri anlıyoruz. Bir duruş sergileme ihtiyacını anlıyoruz. Hepsini anlıyoruz.

Ancak içinde bulunduğumuz geniş konjonktürü görmezden gelemeyiz. Meclis’teki tüm partiler bu konuda hemfikirdi: Devrim niteliğinde jeopolitik değişimlerin yaşandığı bir dönemdeyiz. Her şey değişiyor. Her şey çok hızlı değişiyor. Dünün sabitleri bugün mevcut değil ve ülke bunun tam anlamıyla bilincinde olmalı.

Sayın Bakoyanni dün çok doğru bir şekilde belirtti: Ülke, gerektiği takdirde kendi imkanlarıyla güvenliğini sağlamalıdır. Her Yunan kadını ve erkeği için en temel değer budur. Çünkü burada duyduğum diğer her şey, eğer ülke güvende değilse, herhangi bir ilgiden, değerden veya özneden yoksundur. O halde hepimiz şu soruya cevap vermeliyiz: “Ülkenin Silahlı Kuvvetlerinde reform yapılması gerekiyor mu, gerekmiyor mu?”

Dün Meclis Komisyonu’nda zamanım daha bolken söyledim; hükümet elbette bir intihar sendromuna sahip değil. Yeni Demokrasi Partisi’ne siyasi bir maliyet yüklüyorsa, bu ancak daha yüce bir değer adına, yani Vatanın Çıkarı adınadır.

Çünkü bu tasarının bazılarını memnun etmediğini biliyoruz. Saf değiliz. Ve burada Astsubay sınıfı için övgü dolu konuşmalar yapıp Subayları ve Sözleşmeli Erleri (EPOP) görmezden gelenlerden daha az Yunan değiliz. Protesto eden Astsubay grubunun bir kısmı, Silahlı Kuvvetlerin sadece bir bölümüdür.

Sayın meslektaşlarım; milli armayı sadece göğüslerinde değil, şapkalarında taşıyanlar arasında Subaylar da var, Sözleşmeli Erler de var. Tüm muhalefetten onlar hakkında tek bir kelime duymadım. Tek bir kelime!

Şimdi tasarı neleri içeriyor, ona bakalım:

Rütbe yapısını rasyonalize ediyor.

Yeni bir maaş çizelgesi sunuyor.

İnanılmaz şeyler duydum. Kesintilerin gizlendiği gibi hayal gücünü zorlayan iddialar duydum. 2046 yılına kadar olan maaş projeksiyonlarını üç kategori için de tutanaklara sunuyorum: Harp Okulu mezunu Subaylar, Astsubaylar ve Sözleşmeli Erler.

Herkes için önemli, çok önemli artışlar var. Ve tabii ki ne emekli maaşlarında ne de ikramiyelerde (efapaks) herhangi bir azalma söz konusu değildir. Sunulan değişiklik, sadece daha önce prim ödenmemiş bir artış payı üzerindeki kesintiyle ilgilidir. Bunu netleştirelim mi? Kimseyi yanıltmayalım. Dedik ki, 2026’ya girdik ama masallarla girmedik. Seçim çalışması ayrı şey, masal anlatmak ayrı şey!

Düşük maaş yok, herkes için daha yüksek maaş var. Düşük emekli aylığı yok, herkes için daha yüksek emekli aylığı var. Düşük ikramiye yok, herkes için daha yüksek ikramiye var. Geri kalanı, bir meslektaşımın dediği gibi, eğitici yönü olmayan Ezop masallarıdır.

Sözcümüz Sayın İkonomu örnekler verdi. Ben de bir tane vereyim: Yarın öbür gün buraya gelecek olan “Kimon” fırkateyninin komutanı %52,3 oranında bir artış alacak. Ve bunu hak ediyor. Elinde ülkeyi savunmak için 1 milyar değerinde bir araç var. Tabii ki alacak.

Ama size onlarca örnek verebilirim, bir anlamı var mı? Hepsini detaylıca sundum. Beni kürsüden ekonomi dersi vermeye zorlamayın. Maaş ödemelerinde aktüeryal çalışma mı? Bu bir emeklilik fonu değil ki! Ne diyorsunuz siz? Hangi sermaye üzerinden aktüeryal hesap yapacağım?

Ayrıca, genç Subayları ve Astsubayları destekliyoruz çünkü buna mecburuz. Yeni mezun bir Teğmen 940 Euro alıyordu sayın milletvekilleri; bunu 1.340 Euro yapıyoruz. Yine de yeterli değil ama önemli bir artış. Astsubay okulundan (ASMY) yeni mezun olan bir Çavuş için ki onlar için endişeleniyorsunuz maaşı 830 Euro’dan 1.100 Euro’ya çıkarıyoruz. Bakanlığım döneminde personel için yapılan toplam artış 350 milyondur ve bunun büyük bir kısmının tasarruflardan geldiğiyle gurur duyuyorum.

Bana “Hangi tasarruflardan?” diye hesap soruldu. Bu bariz değil mi? Kışlaların kapatılmasından, birleştirilen her bir yapıdaki çalışma saatlerinden ne kadar tasarruf ettiğimizi binlerce kez anlatmadım mı? Bunları size söylemedim mi? Kışlaları kapattığımda beni suçlamıyor muydunuz? Siyasi liderler gelip burada, karşısında tek bir zırhlı aracı bile olmayan bir ülkenin (komşu Türkiye kastediliyor) karşısındaki zırhlı birlik kışlasının korunması için yemin etmiyor muydu?

Dolayısıyla, eğer müsaade ederseniz maaş konusunu ve emeklilik konusunu bir kez ve tamamen kapatalım; bu tartışmanın burada bitmesini rica ediyorum.

Şimdi yapı (doktrin) meselesine gelelim.

Subaylardan veya Sözleşmeli Erlerden kimse itiraz etmedi. Bunu biliyoruz. Şimdi Astsubaylar konusunu konuşuyoruz. Birinci soru: Bir sorun var mı? Çünkü bazı partilerden burada bir sorun olmadığını, bu sorunu bizim hayal ettiğimizi anladım!

Görüşlerinize yakın durmak adına iki şeyi baz alıyorum: Birincisi, “Yunan Çözümü” partisinden sevgili meslektaşımın sunduğu görüş. Bazı rakamlar sundu; onun rakamlarını alalım: Subay-Astsubay oranı 1’e 1 diyor (benim rakamlarım 1’e 0,8 diyor). Bu durumun neyi iyileştirdiğini bana söyler misiniz? Bu devasa bir sorun değil mi?

Koramiral Sayın Apostolakis’in (ki kendisi hükümet milletvekili değil) tutanaklara geçen sözlerini hatırlatayım. Dün aynen şunu dedi: “Bu durum böyle devam edemez.” Ve şunu da söylemek lazım ki bu etkileyici; ülkeyi beş yıl yönetmiş, Milli Savunma Bakanlığı’nda Bakan ve Bakan Yardımcısı bulundurmuş SYRIZA kadroları gelip, bugünkü kabul edilemez durumun tek sorumlusu olarak bizi suçluyorlar. Çünkü durum gerçekten kabul edilemez.

NATO ülkelerinin Subay-Astsubay oranı tablosunu tutanaklara sunuyorum:

ABD: 235.000 subay, 1.060.000 astsubay. Oran 1’e 4,7.

İngiltere: 30.000’e 128.000. Oran 1’e 4,2.

Fransa: 1’e 1,28.

Kanada: 1’e 1,28. Tutanaklara geçmiştir!

Biz 0,8’e 1 oranıyla “altın” çalışma yöntemini mi icat ettik? Nereye gittiğimizi size şematik olarak göstereyim mi? Bu 2024’teki durumdu. Bu 2025’teki durum. Eğer böyle devam edersek, 2036’da burada olacağız (oranın daha da bozulacağını gösteriyor). Ulusal sorumluluk duygusu taşıyan kim buna izin verebilir? Dışarıda istediğinizle yan yana yürüyüp siyasi çıkar bekleyebilirsiniz ama bu ulusal sorumluluğu kim üstlenecek?

Çünkü daha önce de söyledim; diğer her konuda bir sonraki hükümet hataları düzeltebilir. Ancak bu konularda bir sonraki hükümetin düzeltebileceği bir şey yoktur.

Astsubayların saygınlığı (kürsü) meselesine gelelim. Sayın meslektaşlarım, saygınlıklarının azaldığı söylendi. (Kusura bakmayın, reklam yapmak için söylemiyorum) Bu fotoğraf benim Kaliforniya’daki Fort Sill ziyaretimden. Burası ABD’nin en büyük Topçu, Füze, Dron ve Anti-dron okullarının bulunduğu üssüdür.

Burada takım elbiseli olan bendenizim. Yanımdaki iki yıldızlı General-Komutan. Diğer beyefendi ise bir Başçavuş. Bu üssü o yönetiyor! Dünyanın en büyük topçu ve teknoloji okulunu o çekip çeviriyor.

Biz Astsubay okullarını “Yükseköğretim” seviyesine çıkarıyoruz. İlk kez Astsubay Değerlendirme Kurulları kuruyoruz. Ordunun her yapısına Astsubay yerleştiriyoruz. Ve Astsubayların terfi değerlendirmelerinde rapor sunacak kişi yine bir Astsubay olacak.

Ayrıca Subay olmak isteyenler için ki bu kesinlikle saygıdeğer ve yararlıdır iki yol açıyoruz: Birincisi Harp Okulu’nun (SSE) 2. yılında, ikincisi ise 14. hizmet yılında. Üstelik sayısal bir sınır da koyuyoruz: Teğmen kadrolarının %20 ile %25’i Astsubaylardan karşılanacak.

Ve bazıları Yüksekokul diploması konusunda (ki bugün astsubayların %9’unun zaten üniversite diploması var, bir kısmı 2-3 dil biliyor) zorlanacağını hissettiği için “Özel Kadro Okulu” oluşturuyoruz. Buradan alınacak diplomanın değeri, bir üniversite diplomasıyla subay olma hakkına eşdeğer olacak. Astsubayların gelişim imkanını nerede kısıtlıyoruz? Nereden çıktı bu?

Ama meslektaşlarım, bana tüm ordunun tepki gösterdiği, herkesin sokakta olduğu, “DİAVGİA” (kamu portalı) sisteminin yorumlarla yıkıldığı, 16.000 yorumun korkunç bir sayı olduğu söylendi. Size başka bir istatistik vereyim mi? Evcil hayvanlarla ilgili yasa tasarısında 26.000 yorum vardı. Ayrıca bu 16.000 yorumun sadece 9.000’i bu konuyla ilgiliydi.

Argümanların çökertilmesinin yarattığı üzüntüyü anlıyorum, hayatın içinde bunlar var. Geri kalan 9.000 yorumun çok olduğu varsayılıyordu; 1.700 tanesi “kopyala-yapıştır” yöntemiyle aynı yorumdu. Hatta tek bir kullanıcı kendi başına 488 yorum yapmıştı.

Genel öfke nerede? Tekrar söylüyorum; sadece Astsubaylardan bahsediyoruz, Subaylar ve Sözleşmeli Erler (EPOP) tasarıdan memnun görünüyor veya en azından kimse itiraz etmedi.

Gelelim son ve en ciddi argümana: “Bu tasarıyla ordu dağılıyor, moraller bozuluyor” denildi. İddia ediyorum ki sadece küçük bir azınlık bu tasarıyla haksızlığa uğradığını düşünüyor. Onların Subay olma ve kariyer yapma isteklerini anlıyorum ve buna saygı duyuyorum; bu imkanı onlara sağladığımızı düşünüyorum. Ama gerçeği de biraz bilin.

“Ordunun bel kemiği” olarak sunduğunuz ve “moralleri bozulursa ordu krize girer” dediğiniz Astsubay kökenli Subaylara bakalım. Deniz Kuvvetleri’ne gidelim mi? Bunların kaçı savaş gemilerinde görev yapıyor, biliyor musunuz? Ben söyleyeyim: %8,8. Geri kalan %91,2’si kara hizmetlerinde ve karargahlarda görev yapıyor.

Operasyonel birliklere, savaş gemilerine ve filolara bakalım; toplamda sadece %16,6’sı buralarda. Geri kalan %83,4’ü karargah ve operasyonel olmayan birimlerde.

Üçüncü kriter; Meriç (Evros) ve adalar diyelim. Buralarda %13’ü görev yapıyor. Geri kalan %87’si geride (merkezde). Yunan ordusu böyle mi dağılacak?

Sayın milletvekilleri; hükümetin Astsubaylarla alıp veremediği hiçbir şey yoktur. Onlara değer veriyor, saygı duyuyor ve onları destekliyoruz. Gerçek budur.

Ancak diğerlerinin; yani Subayların ve Sözleşmeli Erlerin aleyhine olan haksızlıkların düzeltilmesini görmezden gelemezsiniz. Çünkü bu durum ordu için çok daha büyük bir sorundur!

Söyler misiniz bana; bir Harp Okulu mezunu neden Binbaşı rütbesinde 6 yıl kalıyor ve üzerine 6 ay Harp Akademisi’nde okuyor da, Astsubay kökenli meslektaşı 4 yılda terfi ediyor? Bu adil mi? Neden bir Astsubay kökenli Binbaşı, ek eğitim almadan 2-3 yılda terfi ederken Harp Okulu mezunu 6 yıl bekliyor? Bu doğru mu? Bunları düzeltmemiz gerekmiyor mu?

Ve son olarak, piyasanın verdiği en bariz cevabı düşünmediniz mi? Neden bazı Astsubay okullarının giriş puanları, büyük boşlukların olduğu Subay okullarından daha yüksek? Eğer Astsubay kariyeri bu kadar “aşağılanmış” olsaydı bu nasıl mümkün olurdu? 2024 ve 2025 yıllarında Kara Kuvvetleri Astsubay Okulu’nun (SMY) taban puanları, Harp Okulu’nun (SSE) taban puanlarından daha yüksekti. Veriler ortada. Bunları bilmiyor musunuz?

Ayrıca “haksızlık” konusunda; “yasal beklentileri vardı” diyorsunuz. Herkesin Albay olacağı beklentisi nereden çıkıyor? Size Sayın Venizelos’un yasasını okuyorum (3883/10 sayılı Kanun): “Terfiler, rütbe için gerekli süre dolduğunda ve değerlendirme raporlarında üst düzey niteliklere sahip olduklarında yapılır.” Doğru mu? Evet.

Peki değerlendirme raporlarına bakalım mı? Personelin %97,34’ü 100 üzerinden 99’un üzerinde puan alıyor. %95’in altında alanların oranı sadece %0,14. Bu şişirilmiş değerlendirmelerle mi terfi hakkı savunulacak?

Dürüst olalım; yöneten tüm partilerin sorumluluğu var. Bizim de var, PASOK’un da var, SYRIZA’nın da var. SYRIZA yönettiğini unutmuş gibi davranıyor. Eğer işi sayılara dökersek diğer partileri üzerim ama küçük hesaplar peşinde değiliz. Ulusal bir meselede suçlu mu arayacağız yoksa durumu mu düzelteceğiz?

Komşumuzdaki (Türkiye), yani tehdidin kaynağındaki ordunun yapısına atıfta bulunmak istemiyorum ama bakmakta fayda var. Bizim ölçümüz bellidir: Tehdit nereden geliyor? Tehdit vardır, gerçektir ve hepimiz bunun gerçek olduğu konusunda hemfikiriz.

Astsubaylar konusu hakkında sanırım yeterince konuştum. Herkesin yardımıyla, 20 yıllık uzun bir uyum süreci öngörerek ordunun yapısını mantıklı bir zemine oturtacağız.

Ancak bu tasarı sadece rütbe ve kariyerden ibaret değil; akademik eğitimin yükseltilmesini de içeriyor ki bu çok önemli.

Ayrıca askerlik meselelerini de içeriyor. Zamanım yetmiyor ama son birkaç yılda 30.000 kişinin, üstelik %76’sının “psikolojik rahatsızlık” gerekçesiyle “I5” (askerliğe elverişsiz) raporu alması hiçbir eleştiriye dayanmaz. İki sınıf Yunan vatandaşı olamaz: Üniforma giyip vatanı savunanlar ve sahte raporlarla evinde oturanlar. Bu böyle devam edemez.

Yurt dışındaki vatandaşlarımız için de geçiş düzenlemesi yaptık. Bugünden itibaren 18 yaşında olanları kapsıyor. “Yunan vatandaşı” unvanını taşımak ve Avrupa pasaportuna sahip olmak isteyen herkes vatana hizmet etmek zorundadır.

Askerlik süresi konusuna gelirsek;

Bildiğiniz gibi Deniz ve Hava Kuvvetleri’nde zorunlu askerliği (kısa dönem/er düzeyinde) kaldırıyoruz. Öte yandan yedeklik sisteminde 150.000 kişilik “aktif yedek” sistemine geçmelisiniz. Askerlik hizmetini ciddileştirmeliyiz. Gerçek bir eğitim olmalı; dronlar, anti-dronlar, öz savunma ve siper kullanımı üzerine modern bir eğitim olmalı.

Savaşlarda neler olduğunu görüyorsunuz, özellikle Ukrayna’da. Ülke kendini savunma yeteneğine sahip olmalı; çünkü ancak savunma yeteneğimiz olursa, birilerinin ülkemizi ve vatandaşlarımızın güvenliğini tehlikeye atma hevesini caydırabiliriz.

Sabrınız için teşekkür ederim. Bu tasarı, adının da dediği gibi “Yeni Döneme Geçiş Haritası”dır ve büyük bir kırılma noktasıdır. Destekleyen meslektaşlarıma teşekkür ediyor, muhalefeti de oy vermeye davet ediyorum.»

Konuşmanın devamında Bakan, kanun tasarısındaki teknik/hukuki bazı küçük değişiklikleri -madde numaraları vererek- ve anayasaya aykırılık iddialarına verdiği cevapları detaylandırmıştır. Maaşların ve ikramiyelerin düşmeyeceğini, Rodop ve İskeçe’nin “sınır bölgesi” statüsüne alındığını ve kışla kapatmalarından sağlanan tasarrufların personelin maaş artışına aktarıldığını yinelemiştir.

Haberin devamını oku

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu