Yunanistan Haber

“Türkiye Akdeniz Ülkesidir, Olup Bitenlerden Dışlanamaz”

“Yunan-Türk ilişkilerinin normalleşmesi her iki ülkenin de kalkınmasına olumlu etki yapacak."

“Yunanistan ve Türkiye “coğrafyanın esirleri”dir. Biri diğerinin yanında, sınırdaş ülkeler. Dolayısıyla, er ya da geç her iki halkın da yararına dostane ilişkiler kurmaktan başka seçenekleri yok.”

Yunanistan ile Türkiye arasında gerçekleştirilen istikşafi toplantılarına birçok kez katılan Emekli Büyükelçi Panagiotis İoakimidis,”Yunan-Türk ilişkilerinin normalleşmesi, iki ülkenin kalkınmasında ve özellikle Trakya ve Doğu Ege adalarında olumlu etkiler yaratacaktır.”

Emekli Büyükelçi, Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Danışmanı ve Yunanistan Avrupa ve Dış Politika Vakfı (ELIAMEP) Danışma Kurulu Üyesi Fahri Profesör Panagiotis İoakimidis, gazeteci Giannis Laskarakis’e verdiği özel mülakatta çok önemli konulara değindi.

Bunlar arasında Kıbrıs meselesi üzerine Annan planı, İstikşafi görüşmeler ve Yunanistan-Türkiye ilişkilerinin geleceği ve Helsinki anlaşması ve onu terk etmenin ölümcül hatası hakkında önemli açıklamalarda bulunuyor.

Emekli Büyükelçi Panagiotis İoakimidis, Yunanistan’ın dış politikada Türkiye’ye karşı izlediği hatalı politikaları da eleştiriyor. Türkiye’nin de bazı konularda haklı olabileceğini ileri süren Büyükelçi, “Tanınması gereken önemli olan, Türkiye’nin, apaçık nedenlerden dolayı, Doğu Akdeniz’de olup bitenlerden dışlanamayacağıdır. Bir Akdeniz ülkesidir. Elbette uluslararası hukuka saygı göstermesi şartıyla katılmalıdır.” İfadelerini kullanıyor.

Emekli Büyükelçi Panagiotis İoakimidis’in tüm bu konuları detaylı bir şekilde yazdığı “Devrim Sonrasının Dış Politikasının Başarıları ve Stratejik Hataları” başlıklı yeni kitabı “Temelio” (Temel) yayınları tarafından yayınlandı.

Emekli Büyükelçi Panagiotis İoakimidis’in röportajında söyledikleri özetle aşağıdaki gibidir.

“Yunan-Türk ilişkilerinin normalleşmesi her iki ülkenin de kalkınmasına olumlu etki yapacak.”

Soru: Kıbrıs sorunuyla ilgili beşli heyetin bir anlaşmaya varması için değerlendirmeleriniz nelerdir?

 Cevap: “İki tarafın, Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türklerin pozisyonları şimdi kökten farklılaşıyor. Kıbrıs Türk liderliği (Ersin Tatar) ve Ankara şimdi iki devletli çözümü, yani esasen adanın bölünmesini destekliyor. Kıbrıs Rum liderliği ise, BM Güvenlik Konseyi’nin ilgili kararları ve Avrupa Birliği’nin pozisyonları tarafından desteklenen iki bölgeli, iki toplumlu federasyonun çözümünden yana kalıyor. Bununla birlikte, Kıbrıs Rum tarafı “Guterres çerçevesini” ve özellikle çözüm için siyasi eşitliği tamamen kabul etmelidir. Bu, Ankara ve Kıbrıslı Türklerin iki toplumlu federasyon çözümü mantığına dönmesine yardımcı olabilir. Ne yazık ki, 2004’te Annan planıyla ve 2017’de Crans Montana’da iki toplumlu federasyon çözümü için geçmişte sahip olduğumuz iki fırsatı terk ettik.”

Soru: Helsinki anlaşması neleri içeriyordu, ne gibi faydalar sunuyordu ve o zaman neden terk edildi?

Cevap: “Helsinki Avrupa Konseyi tarafından benimsenen Türkiye, Kıbrıs ve Yunanistan-Türkiye meseleri için son düzenleme paketi (10-11 Aralık 1999) aşağıdaki üç unsuru içeriyordu (Sonuçlar metninde belirtildiği gibi):

Sınır farklılıkları:

“Avrupa Konseyi, Birleşmiş Milletler Şartı’na uygun olarak anlaşmazlıkların barışçıl yoldan çözülmesi ilkesini vurguluyor ve aday ülkeleri, ortaya çıkan herhangi bir sınır anlaşmazlığını ve diğer ilgili konuları çözmek üzere her türlü çabayı göstermeye davet ediyor. Aksi takdirde, uyuşmazlığı makul bir süre içinde Uluslararası Adalet Divanı’na götürmeleri gerekir. En geç 2004 yılının sonunda, Avrupa Konseyi, Uluslararası Adalet Divanı aracılığıyla çözümünü teşvik etmek amacıyla, özellikle katılım sürecine ilişkin çıkarımlar olmak üzere, çözülmemiş anlaşmazlıklar ile ilgili durumu gözden geçirecektir.”

Kıbrıs’ın Katılımı:

“Avrupa Konseyi, siyasi sorunun çözülmesinin Kıbrıs’ın Avrupa Birliği’ne katılımını kolaylaştıracağını vurguluyor. Katılım müzakerelerinin sonunda bir çözüme ulaşılamazsa, yukarıdakiler şart olmaksızın, katılımla ilgili Konsey kararı alınacaktır. Bu durumda, Konsey ilgili tüm bilgileri dikkate alacaktır.”

Türkiye’nin adaylığı:

“Avrupa Konseyi, Komisyon’un ilerleme raporunda işaret ettiği üzere Türkiye’deki son olumlu gelişmeleri ve Türkiye’nin Kopenhag kriterlerine uymak için reformlarını sürdürme niyetini memnuniyetle karşılıyor. Türkiye, diğer aday ülkelerle aynı kriterler temelinde Birliğe katılmayı hedefleyen bir aday ülkedir.

Konsey, anlaşmazlıkları çözmek veya bunları Uluslararası Makmemeye havale etmek için 2004 yılına kadar bir süre belirledi. Bu, AB’nin sürece katılımı ve sorumluluğu ile Yunan-Türk ihtilaflarının çözümü için büyük ve eşsiz bir fırsat yarattı. Daha önce hiç benzer bir şey olmamıştı. Birincisi Kıbrıs, AB’ye ilk olarak 1 Mayıs 2004’te sorunu gerçekten çözmeden katıldı. “Helsinki” olmasaydı, katılamazdı.

Burada belirtilmelidir ki, Avrupalılar “çözülmeme” konusunda hemfikir olduklarında, öncelikle Kıbrıs Rum tarafının değil, Türk tarafının sorumluluğunu kastettiğini belirtmek gerekir (Nisan 2004’te, katılımdan birkaç gün önce, “Annan planı” na karşı oy vererek).

İkincisi, Yunan-Türk keşif diyaloğu / anlaşmazlık çözüm olanaklarının araştırılmasına ilişkin görüşmeler başladı (2002). Görüşmelerde, en azından Yunanistan konusunda Türkiye’nin Ege’nin statüsüne ilişkin gerçek niyetlerini tespit etmek amaçlandı.

Ancak istikşafi görüşmeleri ilerledikçe ve muhtemelen bir anlaşmaya varılacak olsa da, N.D. hükümeti Mart 2004’te iktidara geldi, hem keşif amaçlı yakınsama paketini hem de Helsinki paketini terk etti. Böylelikle 2004 yılında Yunan-Türk ihtilaflarının çözümü için büyük bir fırsat kaybedildi.”

Soru: Helsinki anlaşması ve Kıbrıs’ın AB’ye katılımı müzakerelerine katıldınız. AB ile Kıbrıs liderliği arasında gayri resmi bir anlaşma varken, Kıbrıslı Rumlar Annan planına neden oy vermedi?

Cevap: “Kıbrıs Rum toplumu, Nisan 2004’te Annan planına birçok nedenle karşı oy kullandı. Birincisi Kıbrıs Rum liderliği, planda öngörüldüğü gibi “federasyonun ne anlama geldiğini ve neyi gerektirdiğini” kamuoyuna açıklamadı.

İkincisi, dönemin Kıbrıs Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos, üyelikten önce çözüm için Avrupa Birliği liderlerine güvence verirken, son anda “Topluluk olarak devredecek bir devlet almadım”! diyerek plana karşı çıktı. AKEL de maalesef olumsuz bir tutum benimsedi. Sonuç, Annan planının reddedilmesiydi.”

Soru: Keşif görüşmeleri ışığında, beklentilerin neler olduğunu düşünüyorsunuz? MEB’in ve kıta sahanlığının sınırlarının belirlenmesi konusunda bir anlaşma olacak mı?

Cevap: “Keşif temaslı / diyalog beklentileri zordur, ancak imkansız değildir. İlk altmış (60) raundun hiçbir şey vermediği kesinlikle söyleniyor ve yazılıyor. Yani yeni raunt verim göstermemeye mahkumdur. Devasa bir hata. Keşif amaçlı toplantılar, 22 turun ilk aşamasında (2002-2004) özellikle iyi verimlilik gösterdi. Daha sonra, ana tartışma konusu, yani karasularının kapsamı üzerinde bir anlaşmaya yol açan önemli yakınlaşmalar kaydetmişlerdi.

Mart 2004’te Nea Dimokratia iktidara gelen hükümet yakınsama paketinden vazgeçme kararı aldığından, daha önce de belirttiğimiz gibi nihai bir anlaşmaya varılamadı. 2010-2016 döneminde de yakınsamalar kaydedildi. Bu nedenle, keşifsel temasların yeni turunun sonucuna hiçbir şey önyargılı olamaz. Başarabilirler ve başarmaları gerekir. Ve başarılı olmaları gereken ilk önemli kilit-konu, karasularının kıta sahanlığı ve devamında MEB sınırlamasını takip etmelidir.”

Soru: Masaya yatırılabilecek başka ikili sorunlar var mı? Yunan tarafı neden reddediyor?

Cevap: “Keşif temasları gayri resmi bir süreçtir. Genellikle bir anlaşmayla sonuçlanan resmi bir müzakere değildir. Niyetleri, sınırları, olasılıkları, yakınsamaları izlemeyi amaçlarlar. Müzakere yoluyla bir anlaşma veya anlaşma mümkün değilse Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’na itiraz için doğru ortamı yaratmak. Bu nedenle, geçmişte olduğu gibi daha geniş konuları tartışabilirler. Esneklik gerektirir. Ve Yunan çıkarlarını ve konumlarını etkili bir şekilde korumak için temsilcilerimize güvenmek.”

Soru: Sizce Türkiye-AB yakınlaşması için olasılıklar nelerdir ve bu ne şekilde gerçekleşebilir?

Cevap: “Yunanistan ve Türkiye “coğrafyanın esirleri”dir. Biri diğerinin yanında, sınırdaş ülkeler. Dolayısıyla, er ya da geç her iki halkın da yararına dostane ilişkiler kurmaktan başka seçenekleri yok. Ege ve Doğu Akdeniz’deki sorunların olumlu bir toplam çözümlerle aşılmasıyla, geçmişte olduğu gibi (El. Venizelos dönemi vb.) Kademeli olarak daha derin bir yaklaşım ve dostluk ortaya çıkabilir. Sonuçta, her iki ülkedeki anketler, her iki halkın da büyük çoğunluğunun dostane ilişkiler geliştirme arzusunu kaydediyor. Bu sürecin bir parçası olarak, Türk liderliğinin bazı aşırı pozisyonları terk etmek zorunda kalacağı açıktır. Yunanistan, Türkiye’nin Avrupa ile yakınlaşmasını özel bir ilişki yoluyla çok daha aktif bir şekilde destekleyebilir, öngörülebilir gelecekte ise tam üyelik olasılığı yoktur.”

Soru: Kamuoyunda Yunanistan’ın Türkiye ile olan tüm anlaşmazlıklarımızda haklı olduğuna dair bir inanç var. Karşı tarafın hakları ve çıkarları var mı? Bu inanç, iki taraf arasındaki yakınlaşmayı ve gerekli tavizleri ne kadar etkiliyor?

Cevap: “Yunanistan’ın Türkiye ile ilgili bir takım meseleleri, uluslararası hukuka, Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne vb. uygun olarak adil ve güçlü argümanlara sahip olduğu açıktır. Ancak bu, bazılarında Türkiye’nin de meşru menfaatleri ve adil argümanları olmadığı anlamına gelmez. Dolayısıyla her iki taraf da kendi tarafında kesinlikle haklı değildir. Elbette temel bir soru var: Türkiye Ege ve Doğu Akdeniz’de tam olarak ne istiyor? Bu 1 numaraya ve bu kadar işkenceli soruya, hiç kimse mutlak kesinlikle cevap veremez. Meşru ve potansiyel olarak duyarlı kabul edilen belirli hedefleri takip edebilir. Ama özellikle Ege için çok daha ileri gidebilir. Yunan egemenliğine göz dikebilir, muhtemelen Ege’yi ikiye bölmek isteyebilir, Lozan Antlaşması (1923) ve Paris (1947) anlaşmaları rejimini çürütmek isteyebilir.

Ancak bunlar, Yunan tarafının her zaman akılda tutması gereken değerlendirmeler, şüpheler, varsayımlar (gri bölgelerin çirkin teorisiyle pekiştirilen ama yine de varsayımlardır). Yunan egemenliği müzakere edilemez. Ancak şüphelerden, değerlendirmelerden, varsayımlardan başlayarak sorunları çözme ve ilişkileri normalleştirme sürecine geçemezsiniz. Potansiyel olarak tartışılabilir görünen noktalardan başlayacaksınız (örneğin deniz bölgeleri). Özellikle, Türkiye iki ana hedef güdüyor gibi görünüyor: (a) Ege’nin bir Yunan gölüne dönüşmesini önlemek ve (b) Doğu Akdeniz’den dışlanmamak. Bunlar, Yunanistan söz konusu olduğunda, ilgili şüpheleri ortadan kaldıracak şekilde cevaplanabilecek iki hedeftir.”

Soru: Yunanistan’ın, Türkiye’ye ile dosthane ilişkileri olmadığı düşünülen ülkelerle işbirliği eksenleri oluşturma stratejisinin, Erdoğan’ın “Neo-Osmanlı” stratejisiyle rekabet eden bir cephe oluşturulmasına katkıda bulunduğunu düşünüyor musunuz? Alternatif ne olabilir?

Cevap: “Devrim Sonrasının Dış Politikasının Başarıları ve Stratejik Hataları” adlı yeni kitabımda Doğu Akdeniz’de bu şekilde eksenlerin / ittifakların yaratılmasının neden yanlış olduğunu analiz ettim. Bölgedeki istikrar ve güvenlik sorununu çözmüyor. Galiba tam tersi. Türkiye, iyi veya kötü, bu ittifakları Doğu Akdeniz’den dışlama girişimi olarak yorumluyor veya okuyor. Ve saldırganlık veya yasadışı eylemlerle (Türkiye-Libya Mutabakatının imzalanması vb.) Tepki veriyor. Tanınması gereken önemli olan, Türkiye’nin, apaçık nedenlerden dolayı, Doğu Akdeniz’de olup bitenlerden dışlanamayacağıdır. Bir Akdeniz ülkesidir. Elbette uluslararası hukuka saygı göstermesi şartıyla katılmalıdır. Öyleyse ihtiyaç duyulan şey, tüm Doğu Akdeniz ülkelerinin dışlama olmaksızın katılacağı daha geniş bir bölgesel çerçevedir.”

Soru: Trakya ve Doğu Ege adaları, Yunan-Türk ilişkilerinin rehineleridir. Olası bir barışçıl çözüm ve Yunan-Türk ilişkilerinin normalleşmesinde kalkınma perspektifleri ne olabilir?

Cevap: “Yunan-Türk ilişkilerinin normalleşmesi her iki ülkenin de kalkınmasına olumlu etki yapacak. Ama özellikle sınır bölgeler, Trakya ve Doğu Ege adaları için. Turizm, ulaşım, eğitim, ağlar, değişimler vb. alanlarda, özellikle bu alanlar için faydalı olacak sinerji ve ortak projeler olabilir.”

 

Haberin devamını oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Rasgele Haberler

Başa dön tuşu