Batı Trakya HaberEditörün Yazıları

Batı Trakya’dan Birileri Viviana’ya Tarih Dersi Versin!

Yunanlı tarihçiler, akademisyenler Azınlığın kimliğine ve geleceğine yönelik kefen biçmeye devam ediyor.

Yunanlı tarihçiler, akademisyenler ve araştırmacılar, Batı Trakya Türk Azınlığı hakkında ahkam keserek, Azınlığın kimliğine ve geleceğine yönelik kefen biçmeye devam ediyor.

Yine böyle bir akademisyen ortaya çıktı ve Batı Trakya Türk Azınlığına kimlik yakıştırması yapıyor ve tarih dersi veriyor, hem de T.C. Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a da demokrasi dersi vermeye çalışıyor.

Viviana Tsiuma isimli akademisyen, İngiliz Reading Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. Aynı üniversitede Uluslararası Çalışmalar ve İslam alanında yüksek lisans yaptı.

Milli Savunma Bakanlığı’nın, Savunma Analizi Enstitüsü İslami İlimler Daire Başkanı, Güvenlik ve “İslamcı terörizm” konularında Savunma Bakanları danışmanı olarak çalıştı. Şimdi de bir yazı kaleme alarak Batı Trakya’daki Türk Azınlık hakkında kendine göre yazıp çiziyor, tarih dersi vermeye kalkıyor.

Ben de diyorum ki; Batı Trakya’dan birileri bu bayan Viviana’ya gerşek tarih dersi versin. Ben hep şunu savunurum Batı Trakya’da, II.Abdülhamid döneminde Valilik yapan Halil Rifat Paşa’nın da dediği gibi, “Gidemediğin yer senin değildir”. Evet, yazamadığın ve cevap veremediğin zaman da başkalarının yazdıklarını, savunduklarını Kabul etmiş olursun.

Dolayısıyla BİRLİK Gazetesi olarak bayan Viviana’nın 4 Mart 2021 tarihinde kaleme aldığı “Erdoğan Batı Trakya’yı nasıl görüyor?” yazısının aynen çevirisini yaptık ve siz okuyucularımız için yayınlıyoruz.

 

Erdoğan Batı Trakya’yı nasıl görüyor?

“Hükümet yanlısı Türkiye gazetesi tarafından hazırlanan bir raporun Batı Trakya’nın ikinci bir Dağlık Karabağ’a dönüşebileceğini belirtmesinden bu yana çok geçmedi.

Makale, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, keşif temaslarının sürdüğü bir dönemde, Trakya bölgesi ile Yunanlıların karşı karşıya geldiği bir başka alan olarak, Lozan Antlaşması’nı güncelleştirme pozisyonunu desteklemektedir.

Türk İddiaları

Türk tarafı, tüm Yunan hükümetlerini, Batı Trakya’da azınlık mensuplarını ırkçılık ve marjinal davranışlar içine girdiği gerekçesiyle,  kamu düzenine ve güvenliğine bir tehdit olarak görerek ortadan kaldırmaya çalışmakla suçluyor. Türkiye ve azınlıktan elit kesim, Batı Trakya’daki azınlığın Türk unsurunu kabul ettirmeye çalışırken, Yunan yetkililer 1923 Lozan Antlaşması’nda kullanıldığı şekliyle Müslüman terimi üzerinde ısrar ediyor.

Türkiye, Yunan makamlarının, bu azınlığın diğer halklardan, Pomaklar ve Romanlar gibi etnik gruplardan oluştuğunu ileri sürmesini de eleştiriyor. Bu nedenle Yunan devletinden Türk terimini kullanarak azınlığın Türk üyelerine kendi kaderini tayin hakkını vermesi gerektiğine vurgu yapıyor.

Türkler için, iki ülke arasındaki azınlıklara muamele konusunda tarihsel, siyasi ve hukuken ilişkiler, yanlış bir şekilde karşılıklılık ilkesine dayanmaktadır. Örneğin, bölgedeki Müslümanlar Yunanistan’daki haklarının ihlalinden sorumlu olanlara başvurduğunda, Yunan hükümeti sırasıyla Türk yetkilileri Türkiye’deki gayrimüslim Rumların haklarını ihlal etmekle suçlamaktadır. Onlara (Türkiye) göre bu taktik, her ülkenin azınlıklarını Yunan-Türk ilişkileri açısından bir manipülasyon aracı haline getiriyor.

Trakya Müslümanları

Yunanistan tarafının elinde, Türkiye’nin iddialarını çürütebilecek pek çok ve güçlü argümanları var. Tarihsel kaynaklara göre, Rodoplar’daki Müslüman nüfusa ilk atıf, 1148 civarında Bizanslı Anna Komnini tarafından tamamlanan tarihi bir eser olan Aleksiada’da yapılıyor ve Türklerin Trakya’nın yerli Müslümanları hakkındaki suçlamalarını yalanlıyor.

1321’de Andronikos II ile Andronikos III arasındaki iç savaşlar Trakya’ya odaklandı. Aynı zamanda Osmanlı Orhan’ı, o dönemde gerçekleşen esasen ilk Osmanlı (Türk) müdahalesi ile kıyılarını talan etti. 1345’te 16.000 Osmanlı (Türk) Trakya’yı istila etti, bu da Müslüman nüfusun azalmasına neden oldu.

Belirleyici iki olay daha sonra bölgedeki dengeleri değiştirecektir. Birincisi, Küçük Asya’dan (Anadolu) Yörüklerin gelişi, ikincisi ise 1627 civarında Pomakların evrensel dönüşümüdür. Bu Müslümanların güçlenmesine ve Osmanlıların (Türklerin) zayıflamasına yol açacaktır. Yörükler, Küçük Asya’da Osmanlı İmparatorluğu’na yayılan eski bir Yunan ırkıdır. Bazıları, özellikle Rodopların civarında, şiddet kullanılarak İslamlaştırıldı.

Pomaklar için, muhtemelen eski Ahriyanların torunları olduklarına dair tahminler var ve Türklerle tek bağlantıları dindir. Romanlar söz konusu olduğunda, beşiğinin Hindistan olduğunu biliyoruz. Özetle, bu nedenle yukarıdaki kanıtların, Trakya Müslümanlarının kendileri iddia ettikleri gibi, tarihsel düzeyde bile Türklerle hiçbir ilgisi olmadığını gösterdiğini söyleyebiliriz.

Dini Haklar

Türklerin, Yunan devletine yönelik suçlamaları ve Yunanistan’ın Trakya’daki Müslüman azınlığa ilişkin tutumlarına siyasi düzeyde bakıldığında şunlar söylenebilir:

Yunan devleti, azınlığın Türk asıllı bireylerin kendi kimliğini tayin hakkını devretmeme konusundaki tutumuna ve Türk teriminin yasaklanmasına ilişkin olarak şu tezi kararlılıkla savunuyor. Bireyin kendi kendini tayin etme hakkı konusunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararına atıfta bulunuyor ve kararlılıkla bunun toplum olarak değil, bireyler olarak geçerliliğine vurgu yapıyor.

Trakya Müslümanları, kendilerini kolektif düzeyde Yunan, Türk, Roman olarak tanımlama hakkına sahiptir, ancak bunların atanması, yalnızca dini kimliğe dayalı bir Müslüman azınlıktan söz eden Lozan Antlaşması’nın şartlarına aykırı olmamalıdır. Bunun ötesinde Yunanistan tarafı, komşu ülke tarafından (Türkiye) Müslüman azınlığın kültürel gelenek ve göreneklerinin korunmasını yasaklamakla suçlanıyor. Türk tarafı muhtemelen 1960’larda İstanbul’da Rumlara yapılan zulmü unutuyor.

Yunanistan, Türkiye’den farklı olarak, vatandaşlarına yönelik, Müslümanların veya Hristiyanların, devletinden gelen tüm haklara sahip olan demokratik bir ülkedir. Tüm bu yıllarda Trakya’daki Müslümanlara yönelik, çoğu kez İstanbul’da Yunanca konuşan Rumlara yapıldığı gibi, Türkçe konuştukları için herhangi bir fiziksel şiddet bildirilmedi.

Türkiye’nin ima ettiği Trakya Müslümanlarının haklarının ihlali nedir ki? bölgede (Batı Trakya) halen 100.000 Müslüman için yaklaşık 240 cami var.  Bu da Avrupa Birliği’nde belki de dünyadaki gayrimüslim ülkeler arasında Müslüman vatandaşlar için en büyük cami yüzdesi anlamına geliyor. Bu camilerde yaklaşık 750 vaiz dini görevlerini yerine getirmekte ve Kur’an öğretmektedir.

Tam aksine, şu anda Konstantinupolis’te (İstanbul) kaç tane Hristiyan kilisesi var ve kaç Rum Ortodoks yaşıyor?

Trakya’da müftü seçimi konusunda Türklerin itirazlarına gelince, gerçek şu ki:

Türkiye, Trakya’daki Müftünün Yunan devleti tarafından ve özellikle Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı tarafından atandığını, İstanbul Patriğinin ise seçildiğini iddia ediyor. Komşumuza, Türkiye dahil tüm Müslüman ülkelerde Müftülerin seçilmediğini, atandığını hatırlatmakla yükümlüyüz. Özellikle Yunanistan’da, yargı görevlerini yerine getirdikleri ve Yunan devleti tarafından ödendikleri için Yunan devleti tarafından atanmaktadırlar.

Konstantinopolis’te (İstanbul) Patrik seçilebilir, ancak zorunlu olarak Türk vatandaşlığına sahip olması gereken adayların listesinden seçilmektedir.  Türk yönetimi ve özellikle Türk Dışişleri Bakanlığı, istenmeyen kabul edilen adayları veto etme hakkına sahiptir. Peki hangi seçimden bahsediyoruz?

Öte yandan, Trakya’daki Müslüman nüfusla ilgili veriler, Konstantinopolis (İstanbul) Rumları ile karşılaştırıldığında şaşırtıcıdır.

Yunan Unsurunun Büzülmesi

1928 nüfus sayımına göre, Yunanistan’da 126.017 Müslüman vardı, bunların 102.621’i Trakya’da yaşıyordu ve 10.244’ü İpiros’taki (Epir)  Çameryalılar. 2011 nüfus sayımı sonrasında Trakya Müslümanları 120.000 civarında. 1928’den itibaren yaklaşık 80 yıllık bir süre içinde % 20’lik bir nüfus artışına sahibiz.

Aksine, Konstantinopolis (İstanbul), İmroz ve Tenedos (Bozcaada) Rumları, 1923’te 100.000’den fazlayken ancak bugün 5.000’i geçmemektedir. Türkiye, bu adaların özel rejimini tek taraflı olarak kaldırdı, çok sayıda Rum’u sınır dışı etti ve topraklarında kalanların hayatını dayanılmaz kıldı, 1955 olayları ve 1964 tehciriyle sonuçlanan zulümler uyguladı.

6-7 Eylül 1955 gecesi, Menderes taraftarlarının Konstantinupolis’teki (İstanbul) 3.000’den fazla evi ve 4.000’den fazla Rum dükkanını yaktığı, 82 Ortodoks kilisesini yağmaladığı ve hatta mezarlıklara hakaret ettiği vahşeti kim unutabilir ki? Türklerin içinde bulunduğu kötü durum, Yunanca eğitim veren 26 azınlık okulunun da tahrip edilmesine yol açtı. O gece 200 tecavüz olayı yaşandı ve 10 Rum hayatını kaybetti.

Kıbrıs sorununun nüksetmesiyle birlikte 12.000 Konstantinopolis (İstanbul) Rum vatandaşının sınır dışı edildiği 1964’te olduğu gibi. O zamanlar bir ülkeden bir başka ülkeye yaşanan nüfus göçü barış zamanında en büyük göç olarak kabul edildi.

Öyleyse, topraklarında yaşayan azınlığı kimin ezdiği rakamlardan ve gerçeklerden bellidir. Cumhurbaşkanı Erdoğan Yunanistan’ı bu tür eylemlerle suçlayabilir mi? Cevap hayır, çünkü Yunan Trakya Müslüman nüfusu, Avrupa Birliği çerçevesinde Yunanistan Cumhuriyeti tarafından vatandaşlarına garanti edilen tam bir özgürlük rejimi altında yaşıyor.

Düşük gelirli Türk vatandaşlarını finansal olarak desteklemek için büyük bir emlak vergisi uygulayan Varlık Vergisi’ni Türkiye’nin 1942’de uyguladığı gibi değil, azınlıklara özel tüketim vergisi uygulamadan eğitim ve ekonomik refah için eşit fırsatlar sağlayan bir eşitlik durumunda bir devlette yaşıyoruz. 1942-1955 yılları arasındaki dönemde, Türkiye’nin devlet vergilendirmesinin % 15’i Rumlar’dan sağlanıyordu.

Eğitim ve Oy Hakkı

Eğitim alanında bile, Yunanistan Dışişleri Bakanlığı’nın belirttiği üzere, Batı Trakya bölgesinde sağlanan eğitimde, öğrencilerin haklarının tam olarak sağladığı 115 azınlık ilkokulu olduğu belirtiliyor.

Bu arada, 1955’te Konstantinopolis’te (İstanbul) 55 Rum ilkokulu varken, bugün sadece 3 tane kaldı. Sadece 50 öğrencisi olan Zografio Lisesi, 2000 yılından bu yana 80’den az öğrencisi olan her düzeyde karma bir okul olarak faaliyet gösteren Zappion Kız Okulu ve son olarak da ortaokul olarak sadece 50 öğrenciyle faaliyet gösteren Büyük Okul (Fener Rum Erkek Lisesi).

Yunan devleti, Konstantinopolis’teki (İstanbul) Rum çocuklara yönelik eğitim imajının aksine, azınlık çocuklarının eğitimi için pek çok fırsat sunuyor. Devlet okulunun azınlık okuluna üstünlüğü, din konusunda Kur’an öğretmenin mümkün olması, pek çok Müslüman öğrenciyi azınlık okuluna değil, devlet okuluna yönlendirmektedir. Buna ek olarak, Müslüman öğrenciler için üniversitelere özel uygun kabul rejimi, onları Yunan üniversitelerinde okumaya teşvik ediyor. Sadece İskeçe Barosu’nda toplam 220 olmak üzere 40’a yakın Müslüman avukat bulunduğunu belirtmekte fayda var.

Siyasi düzeyde bile Batı Trakya Müslümanlarının oy kullanma ve Parlamento’ya katılma hakları var ki, bu Türkiye’deki azınlıklar için gerçekçi görünmüyor. Yunanistan’da, 1927’den beri, azınlığın temsilcileri Parlamentoya üye olarak seçiliyor. Mecliste azınlığın 3 temsilcisi, Trakya’da 3 azınlık belediye başkanı ve yüzlercesi yerel yönetimlerin yanı sıra yerel organlarda da görev yapıyor.

Yunan seçim sisteminin bir siyasi partiye %3 oranında Parlamentoya girme hakkı vermesi, azınlık partilerine Parlamentoda temsil edilmeleri için çok daha büyük fırsatlar sağlarken, aksine Türkiye’de uygulanan %10 tavan uygulaması otomatik olarak küçük siyasi partilerin temsilini engelliyor.

Özellikle, Dostluk, Eşitlik, Barış Partisi, Çigdem Asafoğlu Başkanlığında İskeçe’de % 20,04 ile 26 Mayıs 2019’da yapılan Avrupa seçimlerine bağımsız olarak katıldı.

Nitekim Avrupa seçimlerinden kısa bir süre önce Türkiye’nin Anadolu Ajansı’na konuşan Başkan Asafoğlu, kışkırtıcı bir söylem geliştirdi ve partisinin sandıklarda aldığı her oylamanın Yunan hükümetinin Türk azınlığa yönelik politikasına güçlü bir mesaj göndereceğini iddia etti. KİEF’e verilecek oyların Batı Trakya’daki Türk kimliğinin bir kanıtı olacağı ve Yunan devletinin bölgedeki Müslüman azınlığa ilişkin resmi konumuna saygısızlık ve cüretkar ifadeleriyle ortaya koymuştu.

Sonsöz

Özetle, bu metnin okuyucusu, Türkiye ile Yunanistan arasındaki siyasi davranış ve uluslararası hukuk kanunlarına uygunluk açısından var olan boşluğu kolayca anlayabilir.

Yunan Devleti, Trakya’daki Müslüman azınlığın üç bileşeninin dini, kültürel ve sosyal inançlarına saygı duyarak, yasalar önünde tam eşitlik sağlayan ve Lozan Antlaşması’ndan kaynaklanan özel hükümleri uygulamada tam olarak kabul ettiğini göstermektedir.

Öte yandan, özünde demokratik olmayan bir ülke olan, yıllarca aralıksız olarak azınlığın kimliğini gasp etmeye çalışan, uluslararası hukukun temel ilkelerini ve dolayısıyla Lozan Antlaşması’nı ihlal eden, kibirli bir söylemle güncelleme arzusunu ifade eden Türkiye var. Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan hiçbir özeleştiri izi bırakmadan, uluslararası hukuku ihlal ederek Yunan tarafının tüm tutumlarına meydan okuyor. Hatta bölgedeki Yunan egemenliğini tanımamak için Ege’ye adalar denizi diyecek kadar ileri gitti.

Türkiye Cumhurbaşkanı, Batı Trakya’daki azınlığın kendisi ülkenin siyasi, ekonomik ve sosyal kalkınmasına aktif katkılarıyla Türk tarafının her türlü yanlış iddiasını yalanladığının henüz farkına varmadı.”

Viviana Tsiuma, İngiliz Reading Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. Aynı üniversitede Uluslararası Çalışmalar ve İslam alanında yüksek lisans yaptı.

Milli Savunma Bakanlığı’nın, Savunma Analizi Enstitüsü İslami İlimler Daire Başkanı, Güvenlik ve “İslamcı terörizm” konularında Savunma Bakanları danışmanı olarak çalıştı.

Haberin devamını oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Rasgele Haberler

Başa dön tuşu